Pazar Tarifi; Armut ve Fındıklı Kek


Bugün 14 Şubat 2021. Nihayet günlerdir beklenen kar fırtınası, İstanbul'a ulaştı. Biliyorsunuz ki memleketin her yerinde metrelerce yükselen karlar yağar, İstanbul'a yağan bir gıdım karın haberi kadar yer kaplamaz medyada. Bizim bahanemiz hazır, işte burası çok büyük, çok insan yaşıyor, burası şöyle ,burası böyle. İstanbul çok kibirli bir şehir, her şeyi çok mühim, her şeyi ilk sırada.
İstanbul bir kadın olsa mesela, hala kendini gençliğindeki gibi şahane  güzellikte sanan yaşlı bir kadın; erkek olsa mesela ;kendini hala tuttuğunu koparan, güçlü kuvvetli delikanlı sanan ihtiyar bir adam olurdu, diye hayal ediyorum.
 
Kar şahane yağıyor, nazlı nazlı. Kar taneleri gezintiye çıkmış gibi.Yere inene kadar,salına salına  bir o tarafa ,bir bu tarafa dolanıp duruyor, 'toprağa ne kadar geç düşsek, o kadar iyi' ,diyorlar sanki. 

Dışarda hava ,kara ile bütünleşip beyaza kesti, deniz falan yok sanki.Adalar da görünmez oldu. Sadece kara kargalar, siyah lekeler halinde arada uçuşuyorlar, pamuk gibi kar tanelerinin arasında. Martılar beyaz renkleri ile kamufle olmuşlar.


Konu kek olacaktı aslında, pazar günleri tarif vermeyi düşünmüştüm. Bakalım uygulayabilirsem. Üşengeçliğim üzerimde bu aralar. Keyfim yerinde oysa, çünkü aylardır ,dört aydır görüşemediğim oğlum Bursa'dan geldi. Pek çok özlemişiz. Kek özellikle onun için pişti.
 
Keklere meyve ilavesini seviyorum. Kekin nemli bir dokusu oluyor, lezzeti artıyor.
Armut çok severiz, hamileyken benim kadar Ankara Armutu yiyen var mıdır? Bilemiyorum. Genelde ayva yerler, ben bir armut bir de greyfurt yemeden gün geçiremiyordum.

Gevezelik bitmiyor bu sabah, gelelim mevzumuza , tarif şöyle;
Armutlu Kek;
*2 yumurta,
*1 bardak toz şeker,
*1 çay bardağı süt,
*1 çay bardağı sıvıyağ,
*1 çay bardağı çekilmiş fındık,
*1 armut rendesi,
*8 çorba kaşığı un,(2 bardak)
*Vanilya, kabartma tozu
*1 tatlı kaşığı tarçın,
Yumurtalar ve şeker iyice çırpılır. Sonra sırasıyla, süt ve sıvı yağ ilâve edilir. Çırpmaya devam. 
Kuru malzemeler yani;un ,tarçın  kabartma tozu, vanilya, fındık karıştırılır.
Çırpma bırakılıp, kaşıkla karıştırmaya devam. 
En son rendelenmiş armut da katılarak, işlem tamamlanır.  
Lezzetli bir meyveli kek.
Ağzınız tadı bol olsun. 
Sevgililer günü kutlu olsun.❤



 

50 M2 , Sisli günler..

 

Dün sis bastı aniden. Sabah saatleriydi, Büyükada'ya doğru ,batıdan duman gibi bir bulut gelip yayıldı, denizle birleşti ,adanın tepesi açıkta kaldı. Çok uzaklarda görülen ulu bir dağ tepesi gibi. Sonra o bulut tüm denizi, tüm adayı kapladı,yok etti, taa bizim evin önündeki caddeye kadar geldi ,kaldı orada. Bir sis bulutunun tam sınırında bulunmamıştım sanırım. Bir sisin yayılmasını da izlememiştim evdeki pencereden. Kısıtlama halleri işte, evden dışarıyı izleme aktivitesi olarak, bir sis anısı. Epey bir seyrettik camdan dışarısını, sonra açıldı sis, o tepede görünen aydınlık ,güneş halini aldı. 


Biz de sisten vazgeçip,'' 50M2 '''nin kalan son 1,5 bölümünü seyre daldık. 50M2 Netflix'deki yeni Türk dizisi. 8 bölüm. Engin Öztürk, Aybüke Pusat, Cengiz Bozkurt, Kürsat Alnıaçık ,Tolga Tekin oyuncuları arasında. Burak Aksak (''Leyla ile Mecnun ''dizisinin senaristi) senaryosunu yazmış, Selçuk Aydemir  (''Düğün Dernek'' filmlerinin yönetmeni:) yönetmiş. 

Dizi bir mahalle dizisi. Konu hiç yabancı değil. Yerli filmlerdeki , herkesin birbirini tanıyıp sevdiği mahalleye gelip, eski evleri alarak apartman inşa etmek isteyen ''kötü'' müteahhit (filmdeki müteahhit değil, işadamı ) ve onu engellemeye çalışan ''iyi'' mahalleliler arası mücadeleyi anlatıyor. Konu, günümüz insan ve yaşam şartlarına uyarlanmış. Saçma komedilerden ,ama güldürdüğü yerler, güzel espriler var. Hiç eskimeyen bir memleket konusu. Her dönemde yaşanan şeyler. Araya mafyavari işlerde konulmuş elbet. İzlenebilir bir dizi . 

 Bugün kısıtlı günlerden, hava çok güzel. Uzun yıllardır ,bu aylarda balkonda oturduğumuzu hatırlamam. Bu gün, tam çay içmelikti balkon. Tabii ki içtik. Sonra maskelerimizi takıp, market bahanesiyle dışarı da çıktık. Market yakın, bizde yolu uzattık. Annemlere uğrayıp kahve içtik. Dolana dolana ,eve geldik. Arka parkta baharlar açmıştı. Sanmayın sadece biz. Herkes dışardaydı. Parkın banklarında muhabbete dalanlar, köpeğini gezdirenler, gelip geçenler yani birçok insan dışarı atmıştı kendini. Hatta caddede  araba trafiği de epeyceydi. Kısıtlamalar kısmi kısmi olunca ,işte durum böyle oluyor. Şu hastalık zamanları geçip gitse de rahata erse insanlar. Maddi, manevi tükenmek üzere çoğumuz. Havalar gibi ,sisliyiz pusluyuz.  


Nils Holgersson'un Serüvenleri

 

Selma Lagerlöf (1858-1940) 1909 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan ilk kadın yazar olarak tarihe geçmiş kişidir. Aynı zamanda Nobel Edebiyat Ödülü alan, ilk İsveçli yazar olarak, ülkesinde de ,adını önemli bir yere yazdırmıştır. Döneminin en iyi cağdaş öykü yazarlarından kabul edilir.Üstelik 1909 yılında bir kadın yazar olarak Nobel Edebiyat Ödülünü almak ,başlıbaşına büyük bir başarıdır.

Yazdığı masal ve efsanelerle tanınır. Ülkemizde de yayınlanan''Uçan Kaz'' isimli çizgi film ''Nils Holgersson'un Serüvenleri''  isimli kitaptan uyarlanarak hazırlanmış, pek çok ülkede gösterilip, ilgi görmüştür.

1909 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Selma Lagerlöf'ün , Nils Holgersson'un Serüvenleri isimli eserinin; Türkçesi; Babür Kuzucu'ya ait. Sayfa sayısı; 397

 Gelelim ,İsveç'i baştan başa ,bir kazın sırtında gezen bir çocuğun hikayesini anlatan kitabın konusuna; 

Nils çok yaramaz bir çocukmuş. Bir gün ailesi evde yokken ,yaşadıkları çiftlik evinde karşılaştığı  cini kızdırınca bir anda kendini küçülmüş halde bulmuş. Ortadan kaybolan cin ,verdiği bu ceza ile Nils'e büyük bir oyun oynamış. Parmak çocuk hali Nils'in önceleri hoşuna gitmiş .Küçüldüğü için karşılaştığı tehlikeler ise korkuya kapılmasına neden olmuş. Tam bu sırada kuzeye, Laponya bölgesine  göçmekte olan ve çiftliğin üzerinden geçen yaban kazlarına oldum olası özenen genç beyaz kaz Martin, yaban kazları ile gitmek için havalanmak isteyince, olanlar olmuş. Onu durmak isteyen, ancak boyu ve gücü buna yetmeyen Nils kendini bir anda beyaz kazla birlikte göklerde uçarken bulmuş. Sürüye önce kabul edilmek istenmese de zamanla yaban kazları Nils'e alışmışlar. Hem Nils onlara yardım eder hem de kazlar Nils'i ve beyaz kaz Martin'i korur olmuşlar. Böylece sürü halinde kuzeye doğru uçarlarken başlarından pek çok macera geçmiş. Kuşlarla yaptığı bu yolculuk Nils'in pek çok şey öğrenmesine, pek çok şey görmesine vesile olmuşsa da Nils yavaş yavaş insan olmayı, ana babasını, çiftliği özlemeye başlamış. Ancak cinin onun eski haline döndürmesi için bir şartı varmış . Genç beyaz kaz Martin'i sağ salimen çiftliğe geri getirmek. Çünkü Genç Martin'in de bir ailesi varmış ve Martin göçmen bir yaban kazı değil, çiftlik kazı imiş...

*******

Çocukluğumda masal kitabı okumayı çok severdim. Bir şey değişmemiş hala seviyormuşum demek:) Bu öğretici ,ağır başlı eser; doğayı,  canlıları ,hayvanları, insanları  bazen gökyüzünden bakarak, bazen sularda, bazen toprakta yaşarken ki hallerini, masallara sarıp sarıp, hikaye gibi anlatmış. Keyifle okudum. Bitti.

Ve genelde masallar şöyle biter;

Gökten üç elma düşmüş. Biri yazanın, biri anlatanın, biri de okuyanın  başına..





Ağaç Ev Sohbetleri ile Şubat geldi, hoşgeldi..


Şubat  şahane renkli bir sabah ile başladı. Bebek odası renkleri ile bezenmiş gökyüzü. Pembe, pamuk şeker pembesi. Mavi, atlas mavisi. Karşıda görülen Esenköy tepeleri mor, Sedef Adası gece mavisi. Fotoğrafa tam yansımadı ama seyretmeye doyumadığınız renk cümbüşü halindeydi etraf. Güneş çıkmadan önce,sahneyi renklere boğmuştu adeta.
Sahile indiğimizde o güzel renkli gökyüzü yerini, kışın küllü grisine çoktan bırakmış, güneş sahne almaktan vazgeçmişti. Lodos hafiften esiyor, ortalıkta deniz kokusu, çırpınan dalgalar kayaları dövüyor, tüm kediler üşümüş,insanlar hızlı hızlı yürüyüşte.Biz de onlara dahil olduk. Hafta sonları malum kar tatili yapılan Covid-19 dan muaf ''Güvenli Alanlara'' gidemediğimizden evlerde kısıtlıyız. O nedenle pazartesi olunca hurra sahile akın ediyoruz, çocuklar gibi şen. Dışarda başka bir aktivite ya da eğlencemiz kalmadı. Sinema yok, tiyatro yok, sergi yok, müze yok, kahve içimi dost sohbetleri yok. Şikayet değil, bunlarsız da hayat gayet güzel gidiyorda işte ''da''sı var.Pandemi koşullarında bile,  ayrımcılık varmış gibi bir hisse kapılınca, içi bir hoş oluyor insanın. 
Bu haftaki Ağaç Ev Sohbetleri(76) konusunu seçen; Sessiz Gemi 
Sohbet Konusu;     Şurada tık tık tık  
Şubat ayına girdiğimiz bu günlerde tatil özlemi çekmiyor muyuz? Çekiyoruz. Hem de nasıl. Biz emekli kesim için  hayat, hep tatil modunda geçiyor aslında//özendirmiş gibi olmayayım ama// dermişim:) Değil tabi. Pek öyle olmuyor aslında. Emekliliğin insana verdiği en, ama en güzel şey; bağımsız hayata geçmek. Neyse konu bu değil. Tatil denilince; gezip görmek geliyor aklıma, çalıştığım zamanlarda ise çoğu zaman yatıp uyumak, evde vakit geçirmek gelirdi. Geçen yaz da salgın var falan demeyip, tatile gittik. Hiç zevki olmadı. Hatta bir de plaja ,jandarma gelip maske-mesafe denetlemesi yapınca, olan keyfimizde yok olup gitti. Ama yine de havamız değişti. Yazlık zaten iki -üç kere gittiğimiz yer oldu. Bu yıl da umarım tatile gidebiliriz. Hayalim memleketin görmediğim yerlerini görmek,  Göbeklitepe'yi merak ediyorum en çok, Adana'ya portakal zamanı gitmek istiyorum, İç Anadolu'nun görmediğim şehirlerini, Karadeniz'in yaylalarını görmek istiyorum. İlkokula başladığım baba memleketim Artvin'in son halini görmek istiyorum. 
Bakalım kısmet.