Ağaç Ev Sohbetleri .58.

 


Andromeda dan gelen yeni konu şöyle;

Hangi mevsimin insanısınız? Neden?

Aklıma ilk gelen ilkokul birinci sınıf duvarlarını süsleyen Mevsim Tablosu oldu. İlkbahar-Yaz-Sonbahar-Kış.. Her mevsim başka güzel. Her mevsimi memleketin farklı yerlerinde pek güzel yaşadım. Kar-kış, kavurucu sıcak,yağmur-çamur neredeyse, orada bulundum. Genelde mevsim girişlerinde çoğumuz gibi pek sevinçli olurum;

-Ay! ne güzel yaz geliyor ,

-oh! kış bitti bahara erdik, 

-soğuk havaları da özledik artık canım,

-sonbaharında renkleri pek bi güzeldir,sarılar,turuncular,hakiler,kahverengiler 

vs.vs.vs. Halet-i ruhiyem yeni gelen her mevsime uyum sağlamayı sever.

Aslında Temmuzun son sıcaklarında Ağustosa girerken ,annemin buram buram terlediği, cayır cayır yanan sımsıcak bir gecenin sabahında dünyaya gelmişim. Artık ne bunaldıysam aşırı sıcaklardan ne beden ,ne ruh sağlığım mutlu olmaz. Mümkünse en fazla 29-30 derecede güzelimdir. Belki de bu kadar sıcak günlerde doğmuş olmak ,bu ayların ardından gelen sonbahar mevsimini fazlaca sevmeme neden olmuştur. Sonbahar güzeldir. Bende hafif melankolik takılmayı severim. Ağır takılmak ,sessizlik tercihimdir. Kış gibi soğuk davrandığım da çokçadır.  Üstüne üstlük hayatımla ilgili tüm önemli dönemeçleri, /iyisiyle,kötüsüyle/ sonbahar kış aylarında yaşamışımdır.  Onun için belki İlkbahar da güzeldir. Kafam rahattır. Olan olmuştur.Süslü püslü bu mevsim en verimli, en enerjik, en umut dolu olduğum zamanları barındırır. Her şeyi yapabilirim, gibi hissettiğim zamanlar hep ilkbahara denk gelir. Ama sadece hissederim, yapmak için sonbaharı beklerim:) 

Ve bir sonsöz;

Sonuçta nefes aldığımız her günü barındıran tüm mevsimleri hakettiği gibi yaşamak güzeldir. Hangi mevsimin insanı olursak olalım,  kendimizi öylece kabul edip ,hayatı sevelim,yaşayabildiğimiz en güzel şekliyle yaşayalım.

mücver pişirme şekli..


 İşte tam şurada olsam, diye geniş geniş sanıtırken ,şimdi balkonda mücver kızartıyorum. Hava da pek güzel ,yazlar kaydı sanki, eylül ayı sımsıcak geçiyor.

Mevsimsiz sıcaklar iyi değildir derler,tam deprem havası, derler. Gerçekten de geçen gün hafiften salladığı koltukla ödümüzü yokladıysa da neyse uzun sürmedi, salgın hastalıktan dolayı olan korkularımızı ve evhamlarımızı kıskandığını düşündüm yerkürenin. Umarım öncü değildi. 

Kızaran mücverin kokusu balkondan dışarı yayıldı bile. İlk parti mücveri kaşık kaşık tavaya döküp kendimi papatya sandalyeye bıraktım. Güneş pırıl pırıl mavi göğü yırtarcasına parlıyor. Sanki masmavi atlas bir kumaşı ortadan yırtmış, mavi göğün üzerini örtttüğü sapsarı ,apaydınlık bir boşluğun sadecebir gıdımını, o yırtıktan dünyaya yansıtıyor gibi. Gözlerim kısık uzun uzun baktım. Bir jet geçiyor ardında beyaz bir çizgi bırakarak. Çizgi kısa, yoğun beyaz bir çizgi. Uçakta kulaklıklı bir yolcu hayal ettim. Önünde koltukta yansıyan filmi ilgiyle izleyip bu kadar yüksekte olmanın korkusunu bastırmaya çalışıyor. Yanındaki kadın çocuğuna hamburgeciden aldığı menünün soğumuş hamburgerini yediriyor, tüm uçağın patates kızartması kokmasından şikayetçi olan arkadaki yolcu ,hostese bir şeyler mırıldanıyor. Hostes çaresiz omuzlarını ve kaşlarını aynı anda kaldırıp, birşey yapamayacağını anlatıyor.

Mücverlerin kızaran taraflarını çevirdim. Bir tarafları pişti .Çok güzel kokuyorlar. Aşağıdan, cadde kenarından  çingene çocuklarının cırtlak bağırışları duyuldu. Çöpün orada her zamanki gibi kendilerine göre bir şeyler bulmak için itişip kakışıyor bir yandan boynuna ip bağladıkları küçük bir yavru köpeği çekiştiriyorlar. Köpek, kaderinin onlara benzemesinden kaçmaya çalışırcasına çektikleri yönün aksine doğru ayak diriyor, ama nafile.. Gülüşe gülüşe köpeği de peşlerinden götürüyorlar. Jet çoktan silik bir beyaz çizgi halinde kalmış.

 Kızaran mücverleri tabağa alırken  ansızın balkona doğru pike yapan martının  bağırtısı yerimden zıplatıyor. Tava elimden kayacaktı az kalsın. Bir yandan tuzuna baktığım mücverin damağımda bıraktığı sıcaklıktan ağzım yanmış zaten. Yemek hazır. Bir de şu musluk kenarına evde çok kişi yaşıyormuşçasına dizili bardaklar olmasa...Sırada bulaşık makinası boşaltmaca-yerleştirmece var.

KARLAR ÜLKESİ

Epeydir ara verdiğim Nobel Ödüllü Yazarların eserlerini okumaya devam edeceğim. Japon Edebiyatı ile ilgili hiç roman okumadım. Karlar Ülkesi, Yasunari Kabawata isimli yazarın eseri.Onu seçtim.Kitabın giriş kısmında Çağdaş Japon Edebiyatının gelişimi ile ilgili de güzel bir yazı var. Enteresan bilgiler edindim.  Ama önce ''Nobel  Ödülleri'' nasıl olmuş da verilmeye başlanmış ondan bahsedeyim; 

"Köprüler Şehri "Stockholm'de , şehrin küçük bir meydanında İtalyan stili mimarisiyle dikkat çeken bir saray vardır .Isveç Akademisinin toplandığı; Borsa Sarayı. "Börshuset" . İsveç Akademisi, Fransız Akademisi örnek alınarak 18.yüzyıl sonunda Kral Güstave 3 tarafından kurulmuş,  tıpkı Fransız Akademisinde olduğu gibi ödüller ve madalyalar verme adeti ve geleneği üzerine bir statüye bağlanmıştır. İsveç Akademisi 19.yüzyıldan beri her yıl uluslararası önemli bir ödül olan "Nobel Ödülü "nün dağıtımına devam etmektedir.

Gelelim bu ödülün isim babasına ;Alfred Nobel.

Alfred Nobel,ailesi ile Rusya' da yaşayan ilim ve edebiyat dostu bir İsveçli. Kendisi Kimya mühendisi aynı zamanda işadamı ve bir mucit olarak ün salmış. Patlayıcı maddeler alanındaki ,icatları ve başarıları ile(mesela dinamit, dumansız barut gibi) çok büyük bir servetin sahibi olmuş. Alfred Nobel devamlı dünyayı gezer, dolaşırmış. Bu büyük ilim ve işadamının 4- 5 dili, anadili gibi konuştuğu bilinirmiş. Gerçekte nerede yaşar, evi neresidir bilmek zormuş.Çok seyahat edermiş. O ,idealist, insanları milletleri birbirine yakınlaştırma çabası içinde her fırsatı değerlendirmeyi prensip edinmiş biriymiş. 
Fakat bu zengin ve güçlü insan yapayalnızmış. Üstelik para harcamayı da sevmezmiş. 1895' de yaptığı vasiyetnamesiyle, geride bırakacağı muazzam serveti ile beslenecek bir "Nobel Tesisi" kurmuş. Servetinden gelecek gelirler 5' e bölünecek;
Fizik, Kimya, Fizyoloji, Edebiyat ve İnsanlığın mutluluğu ve beraberliğini sağlama alanında en büyük hizmeti yapmış olanlar arasında, en iyilere verilerek bu kişiler taçlandırılacakmış.
Görüldüğü gibi bilim adamı Nobel sadece ilme,bilime değil idealist düşüncelerin sonucu, insanların kardeşliğini de ön plana çıkaran bir ödül tasarlamış, ırk ve toplumsal fark tanımamış. Edebiyat alanında da en güzel eser değil, Edebiyat alanında idealizm yönünde en seçme, en önemli eserleri yazmış olanın ödüllendirilmesini istemiş.

(Belki de insanlığın zararına kullanılacak buluşlarının ceremesini ödemek istemiştir, olabilir mi acaba??Kimbilir)

Alfred Nobel 1895' de öldüğünde ''Nobel Tesisleri''ne kalan miras tam  otuz bir milyon altın Isveç kronuymus. Bu ödüllerin dağıtılmasi işi zorlu bir iş olmuş ilk zamanlar ve İsveç Akademisi bu zorlu görevi üstlenmiş. ''Onsekizler'' olarak anılan  İsveç Akademisi mensupları her sonbaharda, Alfred Nobel'in ölüm günü olan 10 Aralıkta, tüm dünyanın merakla beklediği kararlarını açıklamakta, Nobel Ödüllerini sahiplerine vermekte, bu ince düşünülmüş ve sürekli hizmeti sürdürmeye devam etmektedirler. 


Maske -sosyal mesafe kontrole

Artık maske hayatımızın bir parçası, bir yere giderken alınacak listesinin en başına yazılabilir. Yalniz takma konusunda sıkıntı büyük. Çene altından sonra kolda ,bilekte kullanılan aksesuar gibi oldu. Tıpkı türban üzeri gözlük gibi. 
Heryerde özellikle kapalı alanlara,dükkanlara girerken kesin herkes takıyor. Yolda yürürken de takılıyor. Lakin sahilde ,plajda iş biraz zor. Islaksın, sıcak falan filan. Bahane çok. Dolayısıyla takan yok .Ama bugün komutan ve zabıta baskına geldiler. Herkes trafik polisi görüp emniyet kemerini takan şoför misali maskeleri taktı, yanında olmayan denize atladı. Kimi giyinip kalktı gitti. Doğruya doğru sezlonglar sosyal mesafeye uygun değil 🙄 hiç bir yerde.  Maalesef. Bir teyze "ah devlet bizi bizden çok düşünüyor " 
Tabi tabi


"kaderin iyisi satılmıyor ki gidip alayım . ."

Her sabah bu manzaraya uyanmak isterim. O kadar sessiz ki. Saat 6.30 .Deniz mi göl  mü?
Burada yaşamak nasıl olurdu?Ruhum ve kulaklarım dinlenirdi. Sonra sıradan gelirdi ,büyük ihtimal. Alışır, özlenirdi gelinen yerler. Gelinen yerlere geri dönülür, bu sefer de' vay be niye döndük ki ne güzeldi oralar',diye iç çekilirdi. 
Kısırdöngü , bulunduğumuz yerde mutlu olmalı/olmalı mı?
Gönlümüz neredeyse, oraya mı koşup, orada yaşamalı?
Bugün sadece bunu düşünebilirim. 

Başlık;kamyon arkası yazısı, yolda gördüm 😊Yoksa "olduğu kadar, olmadı kader ," iyisi olsa da olmasa da. İyi diye  alacağımdan, memnun kalacakmıyim ki. Mesela.😀

Seyahate çıkarken Hes kodu alınacak mı?

Tabiiki.
Seyahat etmek için hayatımıza giren yeni olay:HES Kodu. Pendik ten Yalova ya gecmek icin arabalı vapura Hes kodunuzu söylemeden binemiyorsunuz.Bir de ateşiniz ölçülmeden binemiyorsunuz. Yolda da çevirme cok fazla. Muğla girişinde jandarma durdurdu, bir görevli kolumuzdan yine ateş ölçtü.Vapurdan bu yana değişiklik yok. Ben 36 ömer 35 derece.
Yol kalabalık yine Muğla girişi tek şerite düşmüş. Marmaris yolu yoğun trafikli,hava sıcak. Uzun bir yolculuktan sonra nihayet Bozburundayız.
Bozburun da geçen senekinden çok daha fazla tekne var.Agustos ayında iğne atsan yere düşmez haldeymis.Yine kalabalik. Gümrük kapalı olmasına rağmen. Gerçi gümrük kapalı ama pek çok yabancı tekne ve yabancı turist var. Mavitur teknelerinin homurtulari bitmek bilmiyor. Haftalik tura çıkan yatlar sıra sıra dolup,yerli turistleri alıp  yola çıkıyor. Gece yani dün acaip bir fırtına koptu.
Tüm tekneler koya sığındı. Bu ilk sabah ise çok dingin. Sabah yüzümü denizde yıkadım. Su ılık, balıklar çoktan uyanmıştı.