yemek mim🍽🍳 i yapalım mı?

Sevgili Azkaban Firarisi  blogu ile yemek  mimlerini okurken tanıştım.
Daha yeni. Onunla ortak bir yememe özelliğimiz varmış ki bu, özellikle bizim toplumda, tuhaf karşılanıyor.;
Zeytin..Yemiyorum dediğiniz anda ilk tepki;
aa !! nasıl ,zeytin yenilmez mi?
İnanın anlayamazsınız..
Ben de aynı fobiden bir de peynir konusunda var.
Onu biraz yendim, ama hala o kokusuna dayanamadığım, uzağından geçemediğim peynirler var.Bu benim için özel bir yazı konusu olsun :)
Gelelim mim konusuna , kolay ama yemek konusu bir derya deniz, yaz yaz ,
konuş konuş bitmez. Bayılırız yemekle ilgili,pişirmekle ilgili,tariflerle ilgili konuşmaya. Sofrada bile  hem yemek yer, hem yemek konuşuruz.
1-İlk yaptığınız yemeği hatırlıyor musunuz?(yağda yumurta sayılmıyor)

 Tabii ki ilk pişirdiğim yemeği hatırlamıyorum.Üzerinden çok zaman geçtiği içindir muhakkak.Ne desem yalan olur.
Ama henüz okul hayatı yeni bitmiş,yeni işe başlamışken yaptığım ilk değil ,ilk meşakkatli özel yemeği hatırlıyorum; su böreği. Kendim açıp ,kendim haşlayıp, kendim pişirip ailemle yemiştim.
Bir daha da yaptın mı, diye sorarsanız ,hayır. Hazır alıp yemesi daha pratik.
Su böreklik yufkalarda satılıyor artık, bu nedenle şimdi evde kolayca yapmak mümkün olduğu halde yapıyor muyum? Yine hayır:) 

2-Yemekten en zevk aldığınız yemek ne?

Makarnayı ,sadesinden soslusuna tek geçerim. Börek  severim.Genelde hamur işleri fanatiği sayılırım.

3-Dünya mutfaklarını seviyor musunuz ,en sevdiğiniz hangi ülkenin mutfağı..

Dünya mutfaklarıyla tanıştığımı söyleyemem. Kendi mutfağımla haşır neşir büyümüş birisi olarak Türk Mutfağı gönlümde birincidir. Sanırım dünya mutfaklarını tadanlar da ,trakya ve anadolu yemekleriyle harmanlanmışTürk mutfağınıni özel bir mutfak olduğu konusunda hemfikirdir.
 Soruyu hangi mutfağı denemek isterdiniz? olarak değiştirirsem 
deniz mahsullerinin değişik şekillerde piştiği uzakdoğu mutfağını tanımak isterdim,olarak cevaplarım.

4-Yemeği hiç sevmediğiniz yemek/yiyecek var mı? Varsa nedir?

Zeytin hiç ağzıma sürmem. Peynir de öyleydi ama artık o konuda biraz esneklik gösteriyorum.

5-Dışardan veya dışarı da hangi yemeği yiyorsunuz?

Dışarda genelde evde pişirmediğim yemekleri tercih ederim:) 
Lahmacuna bayılırım. İskender severim. 

6-En sevdiğiniz tatlı nedir?

 Tatlıyla aram yok ,şunu severim diyemem.Bazen canım sütlü tatlı çeker, bazen de cevizli baklava. Yediğim de tadımlıktır.

7-En sevdiğiniz içecek nedir?
   
Önce su, sonra ayran..Hele yaz günlerinde bu ikisi vazgeçilmez hale gelir benim için.

Sorular bu kadar. 
Hazırlayanların , cevaplayanların, okuyanların 
ağzının tadı bol ,
sofraları bereketli .olsun

ekşi mayalı ekmek ve evlat.

Kovid19 salgını karantina dönemi sırasında ,biliyorsunuz ilk moda haline gelen şey ''ekşi maya yapımı '' ,bu maya ile evde ekmek pişirilmesi akımı olmuştu. Hatta ünlüler de bu akıma önayak oldular .(mesela;Şahan Gökbakar) 
Sevgili annem de bu ekşi maya yapım işini öğrendi ve ekmek yapımında artık baya uzman, tecrübeli şahane lezzetli de ekmekler yapıyor. Çeşitli unlarla, çeşitli ekşi mayalı ekmekler yapıyor. Karantina döneminde denk gelemedik tabi aramızda mesafeler vardı.Öğrenemedim.Üç sokak üst taraftaki mahallede oturmalarına rağmen. Neyse yaz geldi, mesafeler daraldı. Yazlıkta buluştuk. Baktım bizimki ekmek işinde tam usta olmuş. Dönüşte bana da ''Bereket'' adını verdiği ekşi mayasından verdi. Mayalara isim konuluyormuş, bende küçük kavanozdaki mayama ''Evlat '' dedim. Şaşırmayın bak bunlarda evlat gibi her gün beslenmek zorunda. Her akşam ununu, suyunu vermezseniz küsüyor.Ya cıvıyor ya katılaşıyor. Önemli olan onu baloncuk baloncuk tutabilmek. 

İstanbul'a döner dönmez ilk işim anamdan özenip, ekmek için hamur mayalamak oldu.
Tabi öyle organik,atalık buğdaylarla değil evde beyaz un vardı onunla.
Ekşi mayam gayet güzel kabarttı ekmeği, üstünü çatlattı, çok da lezzetli oldu.
Şimdi değişik unlarla denemeler yapacağım.
Şu kadarını söyleyim,anlatıldığı gibi kolay iş değil,el alışkanlığınız olmalı ve önemli püf noktaları var. Ekmeğiniz fırından çıktığında ,istediğiniz kıvamda olduysa ,sonuç bir şekilde, çok hoşunuza gidiyor.

Kovid19 Salgında,Bulaşma Riski Nerelerde Daha Fazla?

Salgın hastalık Kovid-19 ve haberleri hala devam ediyor.
 Prf.Dr.Osman Müftüoğlu ,hastalığın bulaşma olasılığının olduğu mekanları,etkinlikleri risk sırasına göre listeyen bir paylaşım yapmış. Kaynağı:Teksas Medikal Derneği imiş.
Şöyle bir bakınca ,en düşük risk grubunda olanlardan salgın başında en çok korktuğumuzu düşündüm.Kargo gelince ,evdeki telaşı ,hazırlığı aklıma getirdim.
Balkona koymalar, paketleri bekletmeler, sabunlu sularla yıkamalar vb.
Oysa onlar en düşük riskli gruptaymış. Şu an itibariyle yaşantımızı normale döndürüp ,açılan,serbest bırakılan pek çok faaliyet ise hala yüksek/orta risk grubunu teşkil ediyor. Hala dikkat etmekte fayda var.
Ediliyor mu? Elden geldiğince ediliyor.
Herkes kendini bilir;biz maskemizi takıp her zamanki gibi ellerimizi sık sık yıkıyor, sosyal mesafemizi de koruyoruz.  Hayat bir şekilde devam ediyor.

yaz🌻mim

Yüreğimin İklimi  mimlenince cevaplamış, herkese de pas atmış.

***Dondurma mı ? Meybuz Sorbe mi?
 
Meybuz denilince bir durdum, bu galiba meyvelibuzlu bir soğukluk. Hani geçmiş zamanda ''Alaskaaa, frigooo buuzzz '' diye özellikle sinemaların vazgeçilmezi gibi ki onlar sütlüydü ama onlara özenip dolaplarda meyveli dondurmalar yapardık.Ufak kapların içinde .Meybuz da o tür bir olay ,meyve ve su ile yapılan buzlu bir içecekmiş.. Ama içinde süt olmaması ve benim bu aralar boğaz sağlığı gibi bir takıntım olması nedeniyle,malum olaydan dolayı, tercihim;
 DONDURMA.
Kakaolu ,yanına da mutlaka vişne/karadut olmadı çilek. Bir ekşimsi bir tatlı yanyana.


***Kavun mu karpuz mu?

 Şimdi ikisinin de yeri ayrı. Karpuzdan yana küçüğünü bulamama gibi bir sorun yaşandığından eskisi kadar evlere girmez oldu. Kocaman kocaman karpuzlar bir kere alsanız tüm yaz yiyeceksiniz gibi. Dolaplara sığmıyor, malum şampiyon karpuzun sığacağı büyüklükte buzdolabı var ,diye reklamı bile yapıldı. 
Hani lafı vardı ''bir koltuğa iki karpuz sığdırdı'' diye .Şimdi ki karpuzların koltukaltına biri sığmaz valla.  Karpuz yine de yanında peynirle falan yazın özellikle bir öğün olarak da soframızda yerini bulduğundan ben yine tercihimi KARPUZ olarak belirtiyorum. Kavun biraz daha akşam ve ''haydi Abbas '' modunu hatırlatıyor bana:)) O modda severim...

***Köy tatili mi ?Deniz tatili mi?

Kesinlikle DENİZ tatili. Hep şehirde yaşamış olsam da bir'' baba köy'' üm var,üstelik ''orda ve çok uzakta'' değil.Çocukken yazları,babamın izinlerinde giderdik, sonraları köydekiler ,uzaklardan göçüp geldikleri köyü bırakıp şehire yerleştiler; köyde kimse kalmayınca babam da daha çok  hanım köylü oldu  zaten şimdilerde, köy de  mahalle oldu:( 
Ayrıca deniz ve sahil kenarları bana her daim en fazla huzurlu hissettiren yerler olmuştur.

***Otel mi? pansiyon mu?
 
Temiz olsun, bakımlı olsun ,güleryüzlü çalışanları olsun bir de denize yakın olsun da OTEL ya da PANSİYON farketmez. Ama pansiyon derken mutlaka üç öğün yemek veren bir pansiyon olsun. Tatile gidip de nerede ne yiyeceğim diye düşünmek, yorucu oluyor. Fiyatı da makul olsun.

***Deniz mi? havuz mu?

Havuza severek girdiğim zamanlar olmuştur ama sanırım bir takım sağlık sorunlarına yol açması daha muhtemel olması açısından ,hele kalabalık ve suya girip demlenen insanların olduğu bir havuzsa, artık tercih etmem mümkün değil. Girene mani olmayayım ama kendim kesinlikle engin sularda,maviliklerde, pırıl pırıl DENİZ lerde yüzmeyi tercih ederim. 

***Bikini? mayo? haşema?

Mayo ,mayo..


***Yüzmek mi? Güneşlenmek mi?

Yüzmek  ve  gölgede güneşlenmek.Bir tansiyon sorunu almış başını gidiyor, sıkıysa güneşte dur.
Akşam bir kalıp yatar kalırım :)


***Sandalet mi? terlik mi?

TERLİK.. Bayılıyorum dışarıda giyilen terliklerin rahatına. Yazın ayaklar özgür kalmalı. 

***Etek mi ? Elbise mi?

Her daim ELBİSE. Yazın da kışın da çok severim. Üzerine ne uyar derdi yok,
giy  ve çık .

***Yaz mı? Kış mı?

Aslında'' Bahar'' cıyımdır ama soru gereği YAZ diyeyim. Temmuz doğumlu bir insan olup da kış demem mümkün değil zaten.

Bu yaz tatlısı gibi rahatlatıcı anket mimin de sonuna geldik.
Başlatana ve devam ettirenlere selam ve sevgiler..

çiçek gibi hayat. .


Gül damlası nam-ı diğer ıtır çiçeği sardunyagillerden. 
Sardunyadan farkı ,yapraklarinın daha bir ince ince oyalı olması. Çiçekleri de daha fazla dayanıklı,daha uzun süre açıyor.Rüzgara falan aldırmıyor.Bağ bahçe seviyor ama soğuk sevmiyor. Üretmesi de kolay,kırılan bir dalını toprağa ekerseniz , kök veriyor hemen.

mavi balon çiçeği

Mavi balon çiçeği .Bence yıldız çiçeği olmalıydı ismi, ama bu çiçekler açmadan önce goncaları balona benzediği için balon çiçeği ismini almış.Açtıktan sonrasında yıldız gibi parlıyor. Üstelik hemen solmayan ,dayanıklı çiçekler . 


Güzel hatun çiçeği, kendisi zambak soyundan gelmekte olup hatta zambak diye ekilmiş olmasına rağmen amaryllis olarak bilinir. Kokulu olduğu söylense de bizdeki kokmaz.Soğanlı bir bitkidir, sık çiçek verir.Upuzun bir sapın ucunda ,tüm haşmetiyle gurur abidesi gibi güzel güzel bakar.


 

Bu yıl coştukça coşan pembe pembe, yumak yumak ortancalar. Esas vatanları Japonya'dır ama memleketimizin serin, rutubetli az güneş gören yerlerinde açmayı çok severler. Bu yıl bahçenin favori güzelleri kesinlikle ortancalar.Tabi bunda kalabalık olmalarınında etkisi var.Birlikten güzellik doğmuş.




Tabii ki assolist;

tabii ki  çiçeklerin kraliçesi gül ve onun romantik, masum ve minnet dolu hali pembe gül. Bakması rahatlatıyor insanı.



mor yasemin çiçeği

Çıtı pıtı,nazlı, mis kokulu ,narin görünen aslında çok dayanıklı mor yasemin.
 
İşte bunlar bizim bahçenin güzeller güzeli çiçeklerinden sadece bir kısmı.
Daha sakız sardunyaları, pervane çiçekleri,ağaç menekşeleri,meksika petunyaları var..
Renkler ,çiçekler ve rüzgar 
sizi ardımızda bıraktık.
şimdilik..  

göçüp gidenler koleksiyoncusu


Daha öncede"Tarihi Hoşça Kal Lokantası "isimli kitabını okumuştum. Bu ikinci okuduğum  Şermin Yaşar kitabı. "Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu" da "Tarihî Hoşça Kal Lokantası" gibi kısa oykulerden oluşuyor. 
Kiminde gülüp  ,kiminde hüzün dolarken, kimi hikayede gülmekle ağlamak arasında kalıyorsunuz.
Ençok beğendiğim bir iki tane öykü oldu,onları ayri bir zevkle okudum. Bazılarında hayattan tanıdık gelen şeyler oldu.Kısa kısa yazılmış insan hikayelerini seviyorum. On dokuz kısa hayat /hayattan insan hikayesi zevkle okunuyor,yaz günlerine ayrı tatlar ilave ediyor. 

Fesleğen vakti. .

Güzel bir yaz akşamı.
 Fesleğen kokusu, demlenen cayın kokusunu bastırmış. 
Yapraklarını üsten üsten sevince, tüm rayihasını avucunuza bırakıyor. Dezenfektan ve limon kolonyasindan hışır hışır olmuş ayalar mis kokuya bulanıp güzelleşiyor. 
Fesleğen sivrisinekleri uzak tutuyormuş. Öyle deniyor ama sanırım sivrisineklerin bundan haberi yok.Aksi halde kol ve bacaklarda kaşıntı yaratmaya devam etmezlerdi. 
Fesleğen saksısı her yaz,her daim bahçedeki masanın üzerinde duruyor. Burası yokken de yazın anneannemin balkonunda mutlaka olurdu. Sadece hoş kokulu ,sinek kaçırdığı söylenen saksı bitkisi sanırdık ,sonradan yemek ve salatalara da konulduğunu öğrendik. Ben kokusunun ,sadece makarnaya yapıştığını düşünüyorum fesleğenin.
Bir de avuçiçlerine..

Not:bu yazı telefondan yazıldı. Ve telefondan yazmak zor oluyormuş ❤😊