yeni bir yıl daha:2020


Ağız tadıyla, bereketle, sağlıkla ,kimi heyecanlı kimi sıradan günlerle dolu,
eksiksiz bitireceğiniz,umduğunuz gibi geçecek günlerle dolu yeni bir yıl diliyorum.

Kızkardeşler


Uzak mı uzakta,tepeleri bulutlarla örtülü, ulaşması binbir zorlu yollarla gidilen dağların ortasında bir köy varmış.Bu köyün insanları yapayalnız, kendi hallerinde yaşarlarmış.Yemyeşil çayırlarında keçileri otlar,hayvancılıkla geçinmeye çalışırlarmış.Issız dağlarda sadece kendi dertleri, sesleri yankılanırmış.Bu köyde yaşayan (Müfit Kayacan)Şevket 'in üç tane kızı varmış.Anneleri kızlarının hep bu kuş uçmaz kervan göçmez yerden gitmesini, şehirde rahat,zengin bir yaşam sürmesini istermiş. Kadıncağız ölünce Şevket üç kızla ne yapacak, kızları şehirdeki zengin tanıdıklarına besleme olarak vermeye başlamış.
Büyük kız Reyhan çocuk bakıp, ev işlerini yapmaya gittiği evden hamile kalıp,kucağında bebesiyle eve dönünce onu mecburen köyden yarım akıllı tabir ettikleri çoban Veysel ile evlendirivermişler.Diğer kızlar Nurhan ile Havva'da kaldıkları evlerde barınamayıp ,hiç istemedikleri halde baba ocağına dönünce ,Şevket n'apsın hepsine yine kol kanat germiş. Germiş germesine de, hala bir yandan onları bir yerlere veriverme derdindeymiş.


Film Türkiye, Almanya,Hollanda,Yunanistan ortak yapımı. 2019 çıkışlı.
Yönetmen ve senarist Emin Alper. Yapımcı Nadir Öperli.1 saat 48 dakika sürdü,daha da olsa izlermişim.
Başlangıç bir Heide dağlara dönüyor, tadında.Tabii ki başlangıçtan sonrası tam bir dram.İnsanoğlunun yine her türlü yüzü gözler önünde. Güzel işlenmiş.
Tabii ki bu filme sanatsal bir eleştiri yapmam mümkün değil. Seyirci olarak yazıyorum:Çok beğendim. Kızlar öyle bir oynamış ki.Hele Nurhan(Ece Yüksel) favorim oldu.
Havva'yı oynayan Helin Kandemir'i ne çok dizi ve filmde görüyoruz.
Abla Reyhan (Cemre Ebüzziya) ve Nurhan (Ece Yüksel) ilk izledim.
Ne yetenekli genç oyuncularımız var, ne güzel.
Anlamlandıramadığım ,dağlarda dolaşan o iki adam oldu:)
Onun da vardır bir manası, ben çözemedim.
Sonu açık bırakılan filmlerden her ne kadar keyif almasam da, bu filmde beni hiç rahatsız etmedi.Çünkü filmin sonu, az çok tahmin edilebilecek kadar duyulmuş,yaşanmış sonlardan olacaktı. Öyle kalması daha güzel oldu.
Film BluTv'de .
Fırsat bulursanız ,tavsiye ederim.


Ayraç lazım .

Kitap okurken ,kaldığım yeri unutmamak için sayfa kenarını ufacık kıvırırım.Bu çocukluğumdan  kalma alışkanlığı severim . Sanırım o zaman ayraç diye bir şey yoktu. Kitabın içinden sarkan bir ip olurdu,kitaba yapışık onu hangi sayfadaysak onun arasına koyup kitabı öyle kapardık. Işte o olmadığında kıvırıverirdik sayfanın ucunu.
Kitabı emanet aldığımdan, dedim ;ucunu kıvırmayayım,diğer kitapların içine  bakayımda bir ayraç bulayım. Bu elime geldi;

Sevgili BİR bloğunun sahibi Handan'dan. Galiba blog yıldönümü şanslısıydım 😍

Pek işime yaradı. Bu kitabı ne zamandır okuyacağım yeni kısmet oldu. Böyle uzak diyarlara, farklı kültürlere götüren hikayeleri seviyorum. Niyetim internetten sipariş verdiğim iki kitaptı, ama PTT Kargo,15 gün oldu, kitapları  hala getirmedi. Yoğunlarmış !!yani yılların PTT si bu hâle mi düştü, kargoyla başedemez hale mi geldi. Yazık.
Şikayetçiyim.Bundan böyle ne Kitapyurdu' ndan kitap sipariş ederim.
Ne de kargolarım için PTTKargo 'yu tercih ederim.

Ferhat İle Şirin


Marangoz Ferhat(Tolga Sarıtaş) ,karanlık işlerle uğraşan Banu'nun(Cansu Dere) kızkardeşi Şirin'i(Leyla Tanlar) bir baskından kurtarır. Sert karakterli bir kadın olan Banu'nun aksine kardeşi Şirin, çok naif, zayıf bünyeli bir kızdır. Banu'nun pek güvendiği, baba saydığı Hüsrev'in(Yıldıray Şahinler) oğlu Yiğit ile Banu ve babaannesinin(Işıl Yücesoy) zoruyla nişanlanmıştır.
Pek güzel kırmızı köşklerinin tadilat işleri için anlaştıkları Ferhat'ın hayatlarına dahil olması ile iki kız kardeş birbiri ile karşı karşıya gelmeye namzet olurlar.
Ferhat , çocukken kendisinden ayrılmak zorunda kalan annesini aramaktadır.
Acaba Ferhat köşke ,bilerek mi gelmiştir?
Yoksa tamamen tesadüfler mi Ferhat'ı annesinin izine yaklaştırmıştır?
Ferhat ile Şirin mi olacaktır yoksa,
Ferhat ile Banu mu?


Tabii ki efsaneye göre ilerlerse,Ferhat ve Şirin birbirine aşık olacak, abla Banu onları ayırmak için türlü oyunlar oynayacaktır.
yıllar yıllardır bilinen, anlatılan Ferhat ile Şirin efsanesinde;
Ferhat ,Amasya Sultanı Mehmene Banu'nun kızkardeşi olan Şirin'e sevdalı bir nakkaş ustasıdır. Öyle aşıktır ki bütün eserlerini onu düşünerek yapmaktadır.
Şirin ile evlenebilmek için Sultan'dan izin ister.Ama kendisi de Ferhat'a aşık olan  Sultan Banu, ondan hiç olmayacak bir şey ister. Çok uzaklarda dağların ardından suyu şehire getirirse, Şirin ile evlenebileceğini söyler.
Ferhat ,başlar elinde külünkle dağları delmeye.Aşığa dağ mı dayanır.Vurdukça vurur, kazdıkça kazar Ferhat.Kazmasının sesi dağlarda yankılanır.
Sonunda azmin elinden bir şey kurtulmaz ya, dağlar delinir, sular yolunu bulup şehre akmaya başlar. Suyun sesi şehirde duyulunca,Banu bakar ki kız kardeşi elden gidecek ,Ferhat'a;
-Hala ne uğraşırsın Şirin çoktan öldü, deyince, Ferhat'ta kahrından çıldırır, kendini kayalardan aşağıya atar.
Şirin de hasretle beklediği Ferhat'ın öldüğünü öğrenince, kederinden aynı yerde kendi canına kıyar.
Efsane bu ya, her yıl birbirine kavuşamadan ayrılan bu iki aşık gencin mezarında sevdalılar için bir gül açarmış, ama aralarında mutlaka bir kara çalı bitermiş.
Gökten üç elma düşmüş.
Biri bana,
biri okuyanlara ve
bir diğeri de hikayeleri mutlu sonla biten tüm sevenlere olsun.

5 Aralık Türk Kahvesi Günü

5 Aralık Türk Kahvesi günüymüş. Kutlayalım o zaman. Ama kahve boş gitmesin yanına kabaklı cevizli kek yapalım.
Ağzımızın tadı yerine gelsin😊

Bol lifli, mideyi yumuşatan yeşil kabak(sakız kabağı) her türlü yemeğe sebze olurken ,kek içinde meyve yerine geçebiliyor. Evet kabak ilave edilmiş kek harika oluyor. Kesinlikle kabak kullanıldığı anlaşılmadığı gibi, tadı tam ıslak kek kıvamında oluyor. Üstelik yapılması kolay :
👍3 yumurta
👍1 orta boy yeşil kabak
👍1 su bardağı sıvı yağ 
👍1 su bardağı tozşeker
👍1 su bardağı kırık ceviz
👍çorba kaşığı kakao
👍1 paket vanilya,1paket kabartma tozu 
🍴1,5 su bardağı un..
Evet, olmazsa olmaz oda sıcaklığındaki yumurtalar şekerle iyice çırpılır. Çırpma devam ederken yağ ilave edilir. Sonra iyice yıkanıp kurulanmış kabak rendenin ince tarafı ile rendelenir, sulanmadan yumurta, şeker ve yağlı karışıma katılır. Mikserden bir kere daha geçirilir. En son kuru malzemeler yani un,kakao, kabartma tozu, vanilya ilave edilir, bir bardak ceviz de konularak kaşıkla iyice harmanlanır. Yağlanmış kek kalıbına boşaltılıp, önceden ısıtılmış 180 derece fırında pişirilir. 
Ağız tadıyla,afiyet olsun. 😊

Sonra karar verdim.

+
Bugün itibariyle ameliyat olalı iki hafta oldu. Beş gün hastanede kalıp eve çıktım. On günlük ev maratonum ilk başlarda sıkıntılı geçti. Hastanede yürümemde yardımcı olan walker evde de yanı başımda.Tıkır tıkır onunla dolaşıyoruz. Çok çok şükür, hiç ağrım olmadı ne ameliyat sonrasında ne de şimdi.
Ama tabii ki hastanede epidural yönteme belden verilen ağrı kesiciler, damardan verilen ilaçlar ,sonrasında evdeki kutu kutu hap ve kan sulandırıcılar sayesinde.
İlaçlarım bir kaç güne bitecek bakalım sonrasını yaşayıp göreceğiz.
Bu arada bu tip ameliyatların en büyük risklerinden biri emboli yani pıhtı atması.
O nedenle bir süre kan sulandırıcı ilaç veriliyor ve yine bir süre ilkokul yıllarında giydiğimiz beyaz külotluçorapları hatırlatan varis çoraplarını giymeniz icabediyor. Hatta ,ameliyata o çorapları giydirip öyle götürüyorlar. Yani çoraplarla da bir bağ oluşuyor aranızda.
 Hastanede ve sonrasında her gün yapmam gereken egzersizler de günlük yaşantımın parçası haline geldi. Daha da artarak devam etmesi gerekiyor.
Çünkü yeni femur başının bir an önce bedene uyum sağlaması gerekiyor.
Şimdilik durum bu.
Geçmiş olsun dileklerini ileten tüm blog komşularıma canı gönülden teşekkürlerimi sunuyor, sevgi ve selamlar gönderiyorum. Bunları paylaşıp paylaşmama konusunda kararsız kaldım. Ama  ben ameliyata girmeden önce o kadar çok araştırdım ki internette. Genelde hep göz korkutan şeyler vardı.Bende biraz bahsedeyim dedim, belki benim gibi araştıran birilerine azıcık faydası dokunur.
Ameliyat tabii ki risk taşıyor her ameliyat gibi. İyi bir doktor ve hastane ile korkulacak bir şey yok. Sadece çoraplarınızı kendiniz giymeyi özleyebilir, alt çekmecelere ulaşamayabilir ,yere düşen eşyanızı alamayabilir,
dizleriniz aşağıda kalacak şekilde oturmak için yüksek koltuk,sandalye ve hatta tuvalet aramak zorunda kalabilirsiniz. Tabii bu ,bir süreliğine.
Bu konuda deneyimlerimi biraz daha iyileşince daha sağlıklı paylaşabilirim sanırım.
İki gün sonra doktora gitmem gerekiyor, dikiş alınacak, walker ile vedalaşacağım.
Bu yazım enterasan şekilde 3 Aralik Dünya Engelliler Gününe denk geldi.
Yaşayarak anliyorum ki hayatımızda hiç bir şey kısıtlı bir insana göre değil. Evdeki eşyadan, yoldaki kaldırıma kadar. Umarım göstermelik çalışmalarla,sosyal medyada bir iki paylaşımla ,salonlarda yapılan toplantılarla  değil,yeterince dikkat çekilip, gerçek anlamda kısıtlı insanların yaşamını kolaylaştırıcı yöntemlerin ,tedbirlerin uygulamaya konulacağı günlerde gelir.
Herşey insanlar için, farkında olalım.


en kötü karar,kararsızlığa yeğdir.

Bundan beş yıl kadar önce ilk ağrılarım başladığında doktora gittim. Doktor çektirdiği röntgene bakıp şu anda benimle işiniz yok,ameliyat olacağınız zaman bize gelirsiniz,dedi.Bu durumda 5 ile 10 yıl idare edersiniz, sizi fizik tedaviye sevkedelim.
Etti.
Bir müddet tedavi oldum.Zaman geçti bu sefer ortopediye hiç uğramadan direkt
fizik tedaviye gittim. Bir süre daha idare etti.Ta ki gittiğim bir gezide antik kent
merdivenlerini tırmanmaya kalkana kadar. Kalakaldım.Zevkle başlayan gezi
tam bir düş kırıklığı ile bitti. Beklemede kaldım.Bir kaç doktor gezdim.Her doktor ameliyatın kaçınılmaz son olduğunu ama zaman konusunda kararın bana ait olduğunu söylüyordu. Çünkü takılacak protezlerin bir miyadı vardı yani ne kadar geç takılırsa o kadar iyiydi.Ama aylar öncesinden tv'de görüp;
''Bir de bu doktora mı gitsek'' dediğimiz doktorum hiç de öyle konuşmadı;
''Bu bacak size şimdi lazım, yaşlanınca ki kimse ne kadar ömrü olduğun bilemez,
zaten köşenizde oturur ,istediğiniz kadar dinlenirsiniz.Ama şimdi genç çocuklarınız var, güzel telaşları olacak onlara koşturacağınız zamanlar olacak,
bence yapalım ameliyatı.Üstelik size ilk gittiğiniz doktor 5-10 yıl demiş ,bakın 5 yıl geçmiş işte ..'' Üstelik şimdiki protezlerin seramik veya polietilen parçalar olduğu, daha uzun süre dayanıklı olduğunu anlattı.
Beni bir güzel cesaretlendirdi.
Tüm korkumu üzerimden çekip aldı.
Muayene daha doğrusu sohbetten çünkü röntgeni görünce herhangi bir muayeneye gerek duymadan ameliyat gerekli demişti,sonra sağolsun canım eşim hemen bir ay sonrası için ameliyat günü kesiverdi.Doktorun ekibinin koordinatörü olan hanım kızımızda o gün doktor bey müsait, ben işlemlerinizi başlatıyorum ,deyince  olanlar oldu.
O bir ay, son haftaya kadar kumrular gibi düşünüp durdum.Her sabah kaltığımda
olamam ben, diyordum.Öğleye doğru ağrılar başıma vurunca olmam lazım,diyordum. Derdimi açtıklarım  hemen''Hangi doktor, kaç gün yatacaksın,hangi hastane, bak ben şu doktora oldum vs.'' çok yardımcı olacak konuları açıyorlardı. Anlamıştım ki herkes kendi doktoruna hayran ,herkesin doktoru bu işi yapan en iyi doktor..
Oysa benim ameliyat ve sonrası ile ilgili başka merak ettiğim şeyler vardı.
Hareket kısıtlığı olacak mı, sonrasında neler lazım ,evde ne gibi hazırlıklar yapılacak vb.
Tabii ki sorularımın cevabını buldum. Nasıl?Yaşayarak 🙂