özgürlükler ilham versin..

Hadi güzel ve özgür günler düşleyelim. Okaliptus ağaçlarının ardından ,denizde yüzenleri izleyelim.
Sahilde demir atmış teknelerden tekne beğenip , çook uzaklara açılalım.
Sırtımızı güneşe verip ,kış günleri hiç gelmeyecekmiş gibi davranalım.
Sabah, boz dağların kayalarını aydınlatmaya başlayan güneşe bir selam çakalım.
Işıl ışıl parlayan gerdanlığı ,siyah gecenin kadife kıyafetine takıp ,kafaları bulalım.
Sabah ise bizi bekleyen boş şezlongların üzerinde uyanalım.
Belki bugün kısmetimiz boldur, vira bismillah ,denize açılalım.
Müzik dolu, şen şakrak teknelerden sulara atlayıp, denizin koynundan çıkmayalım.
Çiçekli sokakların kenarlarında çayımızı yudumlayalım.
Madem yaz bitiyor, eylül de geldi geçti,
bugün özgürlüğü sonuna kadar yaşayalım.

sallana sallana günaydın..


Şu satırları yazmamdan bir on dakika önce, oturduğum koltukta iki kez aralıklarla deprem olduğunu hissettim.Yerden yerden bir titreştirdi.Tabii ki yüreğim pır pır etti. Depremle yaşamaya alışın diyorlar.Korkmamaya alışın.Yoksa neye alışacaksın ? Kendimizi telkin etmemiz lazım.Beterin beteri var,herşey insanlar için ,İstanbul deprem bölgesi.
Her ''an'' olabilir. Hazırlıklı olun.
Her yer toplanma alanı doluymuş.Biz şanslıyız ,çünkü arkamızdaki yeşillikler içindeki,zeytin,çınar,akasya ağaçları ile dolu park ''Toplanma Alanı'' imiş.
Her hangi bir tabela yok, şimdiye kadar bilmiyorduk.
(Bildiğimiz yer : Toplanma yeri burasıydı!!!!!, )
Belediye'nin açıklamalarından öğrendik.Çevrede ne kadar irili,ufaklı park varsa hepsi toplanma alanı olmuş.Zaten başka boş yer yok. Oralara gidip toplaşıp bekleyeceğiz.Gelen olursa,kısmet.
Bir de deprem çantası yapmalı.O kırmızı olanlar varya TV'lerde gösteriyorlar.Bundan da iş çıkartıp yakında Deprem Çantaları satmaya başlarlar mı?Acaba? Çantayı yaptık, toplanma alanına çıktık. Artık herhalde haberleşme,yiyecek-içecek,sağlık,çadır yerleri ,arama kurtarma vs. bunlarla ilgili yöneticiler hazırlanıyordur.Biz de çanta tamam,cenin pozisyonunu da öğrendik,yaşam üçgeni falan.Tabii o anı yaşayan bilir, insan korkudan herşeyi unutabilir ya.
Neyse ben bu kez daha az korktum sanki.
Alıştım mı ,nedir?
Evet alıştım ben galiba.
Ama bu az sarstı. Ondan olabilir mi?

(NOT;
Yalova 2.9 ve 3.6 .İki kez demiştim ,doğruymuş:(

Cebimdeki Yabancı


Çocukluklarından beri birbirlerini tanıyan arkadaşlar ve eşleri bir akşam yemeğinde bir araya gelmiştir. Ev sahibesi terapist Banu yerine ,estetik doktoru olan Metin'in hazırladığı harika yemeklerle dolu bir sofradadırlar. Çiftlerden Kerem ile Esra iki küçük çocuklu, uzun yıllardır evli bir çifttir. Spor hocası  Sinan ve karısı Tuba henüz çiçeği burnunda evlidirler.Ev sahipleri Banu ile Metin bir ergen çocuk sahibi ,ana babanın evdeki rollerinin farklı çizildiği bir aile yaşantısı sürmektedirler. Gecenin asıl amacı eşinden ayrılıp,''20'lik bir genç kızla'' yaşadığını düşündükleri arkadaşları Suavi'nin bu kız arkadaşı ile yemeğe katılıp,yeni sevgilisini  kendileri ile tanıştırmasıdır.
Fakat Suavi yalnız gelir.
Biraz bozulsalarda yemeğe geçerler.Yemekte konu cep telefonlarına gelir, cep telefonunda herkesin çok özel şeyler saklayabileceğini konuşurlar ve bir oyuna başlarlar. Herkes telefonu ortaya koyar ve kime ne gelirse hep beraber okuyup/dinlemeye karar verirler. Tabii ki işler boylarını aşar,
amanın ne sırlar ne rezillikler ne dedikodular ortaya saçılır.Hepsinin hayatı bir anda altüst olur...
Yönetmenliğini Serra Yılmaz'ın yaptığı BKM ve Ferzan Özpetek filmi.Sinemalarda izleyememiştim. Yeni izledim çok hoşuma gitti.Tam günümüz insanlarını yansıtan, keyifle izlenen, komik, düşündürücü bir film. Mesela siz de böyle bir oyuna ''Varım'' dermiydiniz? kara kutu telefonlarınızda sırlarınız var mı?
Bu hafta için benden bir film tavsiyesi olsun.
Güzel bir hafta dilerim.


iki hasret daha başlar..



Güneş ,pamuk kadar beyaz ,öbek öbek geçen ,küçüklü büyüklü bulutların arasından bir görünüp, bir kaybolsa da hava yine sıcak.Dışarıda hafif serin bir rüzgar var, ama arabanın içine fayda etmiyor.Lacivert asfalt yol, iki yanında yeşilin en güzelinden tonlarla boyalı ağaçlarla ,tek tük geçen araçlardan çok kaldırımında yürüyen gençlerle dolu. Arabanın camını iyice indirip, unuttuğumuz dörtlüleri yakıyorum.Baba dışarıda kendine bir ağaç gölgesi bulmuş, iki eli belinde ağaçların içinde kaybolmuş, 3 katlı binayı seyrediyor.
Erkek çocukları genelde/hemen hepsi/ bir ellerinde çektikleri ,tıka basa dolu büyücek tekerlekli bir bavul, yine iyice doldurulmuş sırt çantası,diğer ellerinde bilgisayar çantası ve kulaklıkla tıngır mıngır geliyor.
Kız çocukları genelde/hemen hepsi/ arabayla ,kutu ,koli,hurç,torbalar,ve tabii en az iki bavul ilavesiyle giriş yapıyorlar.Çoğu ya taksi ya aile arabası hatta kamyonet tutup geliyor.Kızlar yurda sanki yerleşme babında, erkekler ilişme babında geliyor  gibiler.
Yine de hepsi bir mahsun mu ne? İlk günler zor geçer , hasret çöker eminim yüreklerine.Mutlaka ana/babalar tembihlemiştir''Varınca ara, unutma'' diye.
Unuturlar.Gerçi benimkiler alıştı. Oğlum artık dördüncü senede, kendiliğinden
''Bindim vapura,indim terminalde'' falan diye mesajlarını ihmal etmiyor.
Bizim isteğimizde o zaten.Sadece haberdar olmak.Çünkü ana babalık,birazda, çocuklar yetişkin olma yolunda olsa bile, hep bir endişe, hep bir merak içinde bulunma hali.
Tek bir isteğim var /beni haberdar etmeleri dışında/;
Yolları açık olsun, bahtları güzel olsun,başarılı olsunlar ,mutlu olsunlar.
Bizim okul /gurbet sezonu da ,güzel bir hafta sonunda ,böylece açıldı.

haftaya karışık başla

9 eylül ,yeni bir haftanın ilk günü.Bu günü özel kılan şeylerden biri ''İzmir'in düşman işgalinden kurtarılması''Hep öğretilen tabiriyle''Düşmanın denize dökülmesi.''İzmirlilerin bu mutlu gününü kutluyorum.Mustafa Kemal Atatürk'ü,silah arkadaşlarını bir kez daha minnetle anıyorum,makamları cennet olsun.
 Memleketimizi ,insanlarımızı uzun yıllar bir arada görmek istiyoruz. Şu satırları yazarken ,yakındaki okuldan İstiklal Marşı'mızın çalındığını duyuyorum. Okullar bugün dersbaşı yaptı. Yakınımızda bir anadolu lisesi ,bir de özel okul var. Sık sık neşeli öğrenci sesleri, hopörlörden gelen boğuk öğretmen sesleri,zil sesleri,servis kornaları duyuluyor.Canlı bir muhitteyiz. İstanbul zaten capcanlı.
Baksana yıllardır hep düşündüğümüz ,gece neden toplu ulaşım yok? sorunu yeni belediye başkanıyla çözülünce gördüler ki gece yolcusu binlerceymiş. Metrolar tıklım tıklım gidiyor ,geliyormuş.Yani büyük bir ihtiyaçmış bu. O kadar çok insan yaşıyor ki taksicisine de yeter, minibüsçüsüne de.Toplu ulaşım sabaha kadar olmalı.
Bir de güvenli yaşıyoruz, diyebilsek. Gencecik, yetişmiş, anababanın gözbebeği evlatlarımızı tinercilere, bağımlılara kurban etmeyeceğimizden emin olsak. Beyoğlu'nun orta yerinde , toplu ulaşım durağında üç erkek can güvenliği olmadan tramvay bekleyemiyorsa, hangimiz bekleyeceğiz? Artık güvenlik güçleri,sadece siyasetçileri değil halkı da korusunlar, evlatlarımızı korusunlar.
Bu konuda yazmak istememiştim. Hangi konuda yazmak istemiştin ,derseniz.
Biraz olumsuz duygularla geçti bu hafta sonu.İyi şeyler ,umutlar tükenmesin desek de bazen yaşadıklarımızdan ziyadesiyle duyduklarımız bizi tüketiyor. Geçenlerde ''The Great Hack''diye bir belgesel izledim. İnsanların sosyal mecralar aracılığı ile nasıl istenildiği gibi yönlendirilip, hissettirildiği,öyle sandırıldığı ile ilgili.Çok etkiledi beni.Farkındaydım ama belgeli, şahitli falan anlatılınca nasıl bir kobay sürüsü olabildiğimizi anlayınca bir fena oluyor insan.
Onun için diyorum ki kendimizi bu sosyal medya denilen olayda, fazlaca kaptırmayalım. Seçimler için bu işleri kullanan her şey için kullanır.
Mesela kadın koymuş''Tereyağı ile yoğurt mayalama'' Yani nasıl? Olur mu? Yıllardır kimseler duymamış da sen mi buldun bunu.Hayır eşim ısrar edince denedim ,birde:)) Tabii ki tutmadı.Yorum yazdım, tutmadı ,diye.Bıraksan çemkirecek.Sal gitsin dedim.Kabahat sende.Kırk yıldır bildiğin anan-baban usul varken tereyağı ile yoğurt denersen, olmaz tabi.
Yani dediğim her şeye atlamayın :)
Çok ortaya karışık oldu ama,kafam da karışık zaten, bu günlük herkese en güzelinden bir pazartesi günü diliyorum.İyi haberler alacağımız günler bizimle olsun.
Şükürler olsun:)



Eylül'den bir fotoğraf anlatın..

''Bugün eskilere bakıyoruz. Fotoğraf albümlerinizi açın ve yazılması gereken bir fotoğraf seçin.Fotoğrafta ne var, kimler var, ne görüyorsunuz, kaç yıl geçmiş aradan,ya da kaç hafta.Sonra dönüp aslında fotoğrafın sınırlarının dışına bakın,fotoğrafta gördüğümüz değil,görmediğimiz şeyleri yazın.Ufak yada büyük şeyler ,ne hatırladınız o fotoğrafla ilgili.''


Sanırım kişilerle ilgili bir yazı olması gerekirdi.Ama ben kocaman bir üzüm kasası resmine takıldım fotoğraflarıma bakarken.
Resimde plastik ,koyu renkli bir kasa var.Üzümler kasanın dibinde kalmış.Bakıyorum çavuş mu diye?Buraların meşhur üzümü.Tam yemelik.Eylül de tam zamanı.Ama yok değil sanki.Çavuş üzümü daha sarı ,ince kabuklu olur. Çekirdeği çıtır çıtırdır içinde.Lezzetlidir. Bunların yaprakları üzerinde, tam olmamış ,biraz koruk gibi,diriler. Yeşil yeşil duruyorlar, üzerileri buğulu. Başka bir cins olsa gerek.Kasanın ön tarafına beyaz bir defter sayfası iliştirilmiş;
''Üzümler Ücretsizdir''
 yazıyor. Gelen geçen yemiş, belli.Dipte kalmış bir kaç salkım ancak.Acaba yeni mi bıraktılar üzüm kasasını oraya, yoksa sabahtan beri burada mı?Yanında beyaz papatya iskemle duruyor.Belki de üzümlerin sahibi biz gelmeden önce orada oturup, gelen geçene ikramda bulunuyordu, hem de onlarla üç beş sohbet ediyordu.Belki üzümcülüğün neden gerilediğini, yeni gençlerin üzümcülük yerine pansiyonculuğa rağbet ettiğini anlatıyor, dertleniyordu.Şimdi saat  geç oldu.Akşam çökmek üzere.Sanırım evin dinlenmeye gitmiştir.Üzümler gelen geçenin göz hakkı . Çünkü bahçedeki asmanın üzerinde de olmuş bir dolu, olgun üzüm sarkıyor.Çok güzel görünüyorlar .Belki de bağları var. Malum  bu ada üzüm bağlarıyla meşhur.
Şarapçılık yapan yerler var.Genelde bu amaçla üzüm yetiştirir olmuşlar.Bir zamanların tadı damaklardaki çavuş üzümü biraz öksüz kalmış.Tur rehberi birazdan bizi tadım yapmaya bir bağ evine götürecek.
Böyle bir tadım etkinliğine daha önce katılmadım. Tam da gurup vakti şöyle bir kadeh hoş olabilir. Elimi kasaya daldırıp salkımlardan bir tane koparıp ,ağzıma attım.Mayhoş bir tadı var, ağzı kamaştıran türden.Yine de lezzetli ve sulu.İçlerinde bir tane bile ezik,çürük yok.Bedava diye ,çürükleri koymamışlar kasaya.Bravo.Bir tane de koparıp yanımdakine verdim. Burun kıvırmaz mı? Yıkamadan yemem ben onları,ilaçlıdır belki?
Haspam benim,yemezsen yeme,dedim.
Tabi içimden..