SALDA GÖLÜ ve KOVADA GÖLÜ

#SaldayaDokunma

Yıllardır orada durup dururken, sosyal medyanın birdenbire popüler yaptığı gerçekten insanı başka bir gezegene mi düştüm, hissine kaptıran bir köşe;
 Salda Gölü,
ki toprak yapısı, Mars gezegenine  benzermiş,rivayet öyle.Bembeyaz, pudra gibi yumuşacık bir toprak göz alabildiğince uzanıyor.
 Salda gölünün etrafının tamamı ,bu yapıda değil.Lakin aşağıda gördüğünüz gibi diğer tarafları da şahane manzaralar sunuyor ziyaretçilerine.

 Toprağın bu bembeyaz görüntüsü içeriğindeki sodyum, magnezyum ve az miktarda kilden kaynaklı. Balçık bir yapısı var, çok yumuşak, ayaklarınızın gömülmesi ihtimaline karşı rehberimiz uyardı, lakin hava sıcaktı ve toprak kuruydu şansımıza ,batıp çıkmadan rahat gezdik.Salda gölünün turkuaz rengi, suyun temizliğinden ileri geliyor.Su o kadar temiz , o kadar parlak cam gibi ki hayran kalmamak elde değil.  Türkiye'nin en temiz, dünyanın da sayılı temiz göllerinden.


 Salda gölünün suyu yarı tuzlu , gölün etrafında plajlar var, suya girilebiliyor.
Fakat çok derin bir göl.185 m derinliği ölçülmüş. Salda gölünün de sularının çekilmekte olduğunu da ,üzülerek öğreniyoruz bu gezimizde.
Gölün etrafı karaçam ormanlarıyla çevrili. Salda gölünün kıyısında kurulu Yeşilova beldesi ünlü yazar Fakir Baykurt'un da doğduğu yer, memleketiymiş.
Salda gölü sosyal medya tarafından bu kadar meşhur edilip , popülerliği artınca ziyaretçileri çoğalmış, hatta bir kaç yıldır  Elektronik Müzik Festivali düzenlenir olmuş .Ufak kamping alanları kurulmuş. Birde olmazsa olmaz yerli ürün satışı yapan, çay demleyip, gözleme pişiren ahali gölün civarına konuşlanmış.Otopark kurulmuş, hemen bir çarşı pazar havası yaratılmış
Bu mavi cennet gölden sonra, sırada yemyeşil bir cennet göl, Kovada Gölü manzaraları var..Henüz sosyal medya tarafından meşhur edilmese de Eğirdir gölünden ,yeraltı sularıyla beslenen bu gizli cennet göl, seyrine doyum olmayan bir tabiata sahip.Kuş gözlemcileri için müthiş bir alan,150 tür kuş olduğunu öğrendik,yabanıl hayat korunmaya çalışılmış, yurdumuzdaki 32 milli parkdan biri.Etrafında kızılçam, karaçam, meşe,ardıç, kocayemiş daha sayamayacağımız türde bir çok ağaç türünün yeraldığı ormanla kaplı.Kovada gölünde sazan ve sudak yani bir çeşit levrek yaşıyor.Bu sudaklar 1950 yılında göle bırakılmış ve çoğalması sağlanmış.
Evet biraz da Kovada gölü manzarası ile olayı kapatalım,


Temmuz 2019 ayında neler olmuş?



Malum yaz mevsiminin en sıcak aylarından temmuz ayını geride bıraktık.
Temmuz demek ,çoğu insan için, tatil demek.Memlekete gitmek, denize gitmek,
otel/tatilköyü/çadır tatili yapmak demek.
Bu sıcaklarda memlekette ne oluyor ,ne bitiyor, diye düşünmek belki de en son yapacağımız şeylerden.Hele ki biz İstanbullular ''seçim seçim'' diye geçen uzun günlerden sonra ,tamamen kafa dinlemek istiyoruz. Atmışız kendimizi sahillere piknik diye ,bellediğimiz mangalları yelleyip duruyoruz.
Memlekette sular durulmuyor ki nasılsa, varsın bu ayda yaz sıcaklarının rehavetiyle tatil tatil geçsin;

Zam üzerine zam.Seçimden sonra çay, şeker ,elektrik zammı temmuz ayında sigara, alkollü ürünler,benzin ile devam etti.Benzin zaten kaç kere zamlanıyor
takip edemez hale geldik.20 kuruş artırıyorlar, 10 kuruş indirim yapıyorlar,
sonra yine 28 kuruş zam yapıyorlar!! takip edemiyoruz. 7 TL de çoktan anlaştık.

 Memlekette enflasyon %15 diyorlar da gerçekler öyle mi ?
Market alışverişi yapan, ev geçindiren her aklı selim bilir ki elindeki para ile geçen sene aldığının, bu sene ancak yarısını alıyor. Ona rağmen emekli maaşlarına % 5 zam yapılacağını okuyunca el insaf kardeşim diyorsunuz,
o kadar. Ama edepsizlik etmemek lazım , neyimize yetmiyor, değil mi?

Memlekette insanları günlerce aylarca meşgul eden, merak ettiren, vay anasını dedirten Ergenekon davasının sanıklarının tümü, örgüt üyeliğinden dolayı görülen davadan beraat etti.Böyle bir örgüt olmadığı, anlaşıldı anlaşılan.

Cumhurbaşkanı Japonya'ya G20 zirvesine,oradan Çin'e,  gitti geldi.Bir ara ortada (üç-beş gün) görünmedi.Herkes merak etti.Sonra yine çıktı ekrana,belki de arada dinlenmek ,tatil yapmak istiyordu.Hakkıydı.

2 Temmuz da tam güneş tutulması oldu. 99 depremi de böyle bir güneş tutulması
dönemine geldiği için hep tedirgin olurum. Bu tutulma Türkiye'den izlenmedi.Dünyanın diğer tarafından gözlendi.
Temmuz ayı aynı zamanda ay tutulmasına da şahitlik etti.Bu doğa olayı Türkiye'den de gözlemlendi.

Şeyma Subaşı'nın kitabı çıktı.''Sadece Şeyma'' Bir anda en çok muhabbeti edilen konu oldu.Yok efendim kırkbin basılmış, yok efendim üç editörle yazmış, yok efendim'' o pizzamıymış ki herkesi beğensinmiş''vs.vs.vs.

Hop bir sabah aniden TC.Merkez Başkanı ,görev süresinin dolmasına 10 ay kalmışken, görevden alındı.Bir kararname ile.Bu daha önce olmamış bir şeydi.

Amerika'da Calıfornia'da 7 şiddetinde deprem oldu.(güneş tutulmasının etkisi olabilir mi?)

Memlekette ege sahillerini şiddetli bir fırtına, yağmur vurdu.Can kaybı olmadı ama daha sonra Düzce'nin Akçakoca ilçesinde oluşan selde 7 yayıp verdik.Yağmur ve seller bu temmuz ayında çok can yaktı.
Bir yandan yağmur sel derken, diğer yandan Muğla Dalaman civarında çıkan orman yangınları, ormanlarımızı içindeki canlarla beraber küle çevirdi.

Yüksek Öğrenim Kurumu(YKS) sonuçları açıklandı.Öğrenci adaylarının heyecanla beklediği Üniversite tercih dönemi başladı.

Neredeyse hepimizi uzmanı yapmak istedikleri, TV'lerin baş konusu haline gelen S400 füzeleri ,nihayet alırdın /alamazdın çekişmeleri içerisinde ülkemize uçak uçak  gelmeye başladı.Bu savaş ya da savunma ile ilgili bir konu iken neden halkın gözüne gözüne bu kadar sokuluyor anlayabilmiş değiliz.Hepimiz sanki birer s400 uzmanı olup sınava gireceğiz modunda tv lerde anlatıldı.

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü ,tüm memlekette şehitler ve gaziler anılarak geçirildi.Anma mekanı olarak Atatürk Havalimanı seçildi.

Terör örgütü ile olan çatışmalarda şehitlerimiz var.Makamları cennet olsun.
En çok canımızı yakan olay bu ,gençlerimiz ..giden gençlerimiz.😩

 Bu arada bir zamanlar iktidar partisinin gözbebekleri olan kişiler için ,ayrı bir parti kurmaya hazırlanıyorlar, söylentileri var.Net bir şey ortaya henüz çıkmadı.Olacağı söyleniyor.

Temmuz ayı da iyi kötü havadislerle geçti. Kaçırdıklarım oldu mutlaka.Çünkü malum yaz  havaları insana gündemi cazip kılmıyor.
Henüz benim gibi tatile çıkmamış ama çıkmaya hazırlananlar varsa,
şimdiden istediğiniz gibi geçecek bir tatil  diliyorum.
Hoşçakalın..


Güneş Aslan Burcunda


Aslan Burcu (22 Temmuz-21 Ağustos)
Güneş 22 Temmuz itibariyle Aslan Burcu'na girmiş ve yaz faslının da ikinci ayı başlamıştır.Bu ay 22 Ağustosa kadar sürer.Aslan Burcunun diğer ismi ''ESED''dir.
(Esed Aslan demekmiş ya)

 Bu ay doğanların özellikleri;

Sadık, cömert,ileri görüşlü ,çok çalışkan kişilerdir.
Sevdikleri için canlarını feda etmeye hazırdırlar.
Kin beslemezler(!) adaletsizliklerin, çirkinliklerin önünde asla eğilmezler.
Engel nedir tanımazlar. Gururları ve özgüvenleri son derece yüksektir.Özgürlüklerine aşırı düşkündürler. Bir şeyi kesip atmakta üstlerine yoktur. Bitti mi bitmiştir, arkalarına bakmazlar.
Başarılı olacakları meslekler; askerlik, doktorluk, kimya, demir-çelik alanları(!)
Yıldızınız;              Güneş
Gurubunuz;            Ateş
Üstün yeteneğiniz ;Plan kurmak
Özelliğiniz;            Cömertlik
Emeliniz;               Yükseğe ulaşmak
Amacınız;              Çok şeye kavuşmak
Yenmeniz gerekli huyunuz; Kendini beğenmek

Uğurlu Gününüz ; Pazar
Uğurlu sayınız;      1 ve 4
Uğurlu taşınız;        Sarı safir sarı pırlanta
Uğurlu renkleriniz;Orkide, sarı krizantem
Uğurlu kokularınız; Gül, misk ve portakal çiçeği
Uğurlu müziğiniz;    Neşeli parçalar..

Aslan, benim burcum. Aslan burcunun özelliklerinin birazı böyleymiş işte.
Bu ay doğum günümün olduğu ay.
Temmuz ayında doğanların doğum gününü kutluyorum..



(Burçla ilgili bilgiler alıntıdır)

yeni diziler..

İstanbul böyle serin mi serin ,yağışlı mı yağışlı bir temmuz ayı geçirince yine
diziler evde kurtarıcı oldu. Yaz ayları yabancı dizi ayları oluyor bizde.İşte son günlerde ilk sezonlarını izlediğim ,2019 yapımı yeni iki dizi;

Dead to Me

Jen(Christina Applegate) eşini yakın zamanda bir trafik kazasında kaybetmiştir.İki oğlu ile birlikte bu ani ölümle başa çıkmaya çalışırken bir yandan da kocasına vurup kaçan araç ve sürücüsünü bulma çabasındadır. Üzüntüsünü atlatabilmek için bir yas grubuna katılır ve orada Judy(Linda Cardellini) ile tanışır. Judy ve Jen kısa sürede yakın arkadaş olurlar.Lakin Judy'nin, Jen'i ilgilendiren ve ondan sakladığı, büyük bir sırrı vardır...

(İki kadının dostluğu sandığımız olayın sonu, değişik yerlere varacak, ilginç,etkileyici,akıcı bir dizi.Umarım 2. sezonuda yayınlanır.Çünkü heyecanlı bir yerde final yaptı.)

What/İf

İlaç sanayinde devrim yapacak bir buluşun peşindeki bilim insanı Lisa (Jane Levy),eski beyzbolcu  kocası Sean(Blake Jenner) ile yatırımcı arayışı içindedir.Çoğu firma bu buluş için para vermeyi kabul etmezken karşılarına zengin ,gizemli yatırımcı Anne(Renne Zellweger) çıkacaktır. Anne Lisa'nın şirketine destek karşılığında Sean ile bir gece geçirmek ister.Bu gece neler olduğu konusunda Sean eğer Lisa'ya birşey söyleyecek olursa, firmanın tamamına el koyacağı üzerine bir anlaşma yaparlar.
( Renne Zellweger'i bir dizide izlemek hoş. İlginç konusu olan bir dizi.)


 ......

benim ağaçlarım.

ODTÜ'de yurt yapımı için kesilmek istenen kavakları ve ağaçların  kesilmemesi için 55 gün nöbet tutmuş ODTÜ'lü öğrencilerin, gözlerinin yaşına bakmadan kesilen kavak ağaçlarını, izlemişsinizdir.Haberlerde, sosyal medyada yer aldı.
Bazıları kesildi ağaçların , ruhsatsız olduğu söylenen inşaatın durdurulması ile bir kısmı ,şimdilik, kurtuldu .
Ekmekçi Kız kendi blogunda ,bu olay üzerine hayatındaki ağaçları anlatmış.
Bende yazıyı okurken hayatımda aklıma gelen ağaçları düşünüyordum.
Evet hayatımızda aklımızda yer eden ağaçlar var.

Mesela ilk aklıma gelen, dedemlerin mahalledeki iğde ağaçları oldu.İlkokul bir yada ikinci sınıftayken kısacık boyumuz yetmez ,ufacık taşlarla minik kahverengi iğdeleri düşürmeye çalışırdık.
Mahalledeki parkta çınar ağaçları vardı. Korkardım biraz ama yine de diğerleri çıktı diye, dallarına tırmanmaktan geri durmazdım.
Parka çok güzel akasya ağaçları ekilmişti ve çiçekleri şahane kokuyordu.
Sonra lise yıllarımda ,Ankara'da yol boyu uzanan koca çınarların sonbaharda düşen altın rengi yapraklarını hışırdatarak yürümeye bayılırdım.


Yazlıktaki zeytin ağacımız hastalandığında ne kadar da mutsuz olmuştum.
Yanından verdiği fidan tutsun ,o da kocaman bir zeytin olsun, nasılda dilemiştim.
İstanbul'da ilk oturduğum evin yatak odasının penceresi kocaman
bir mimoza ağacına bakıyordu.Şubat ayı geldi mi, baharı müjdelercesine öyle şahane kokardı ki. İlk kez mimoza ağacının kokusu ile o evde tanışmıştım.En şahane parfümlerden daha nefis bir kokuydu.
Ya bizim eski mahalledeki ıhlamur ağacının kokusu ,onu nasıl unuturum.
Bahar rüzgarları ile ıhlamur çiçeklerinin kokusu her yana yayılır, insana ayrı bir huzur verir.
Bir de küçükken yine dedemlerin bostanında, altında  üzerine tuz serperek  domates ve ekmek yediğimiz kocaman ceviz ağacı var.Hem de ne kocaman.Yaprakları yeşil, cevizi bol,gölgesi serin.Anneannemin elleri cevizlerin yeşil kabuklarını ayırmaktan simsiyah boyanırdı.
Babamın köyünde kalın dallarına salıncak kurduğumuz beyaz dut ağacını da anmadan geçemem .Yumuşacık, sulu dutlarının tadı hala damağımdadır.
Bir de daha çok çam ağaçlarının kurumuş iğne yapraklarından yaptığımız bilezikler,kolyeler en güzel takılarımızdı çocukken.


Çektiğim resimlere bakarken ne kadar çok ağaç resmi çektiğimi farkettim. Sonbahar,yaz, kış,bahar dört mevsim, kurusundan, yapraklısına  öyle çok çekmişim ki.
Dünya üzerinde gördüğümüz en güzel şeylerden; yeşil, çiçekli, meyveli ağaçlar.
 Ekmekçi Kız'ın dediği gibi hepimiz anlatalım ki ağaçsevmezler / ağaçönemsemezler/ belki biraz durur da düşünürler.
Bu ağaçlara kıymadan ,onları koruyarak da şehirleşme olmaz mı?
Hatta, daha güzel olmaz mı?
Var mı sizinde hatıralarınızda ağaçlar?

Gördüğünüz şeyler(Yazı maratonu 5.gün)

"Gözümüzün önünde duran ,ama bizim hiç görmediğimiz o kadar çok şey var ki.
İşte bu gün herhangi bir yer seçip oturduğunuz yerden ne görüyorsanız onu yazın.
Tek bir yerde oturun ve ne görüyorsanız onu yapın.hatta bunu beş on gün tekrar edin.
Algılarınız açılacak ve görmediğiniz ne kadar çok şey olduğunu farkedeceksiniz"..
mesela şu an tam ayaklarımı uzattığım pufun önünde ,dörtgen bir orta sehpa duruyor.Eve taşındığımızda marangoza yaptırmıştık.Eşyalarımızı parti parti aldığımızdan ,koltuklarımıza uygun sehpa bulamayınca ,tv altlığı ile takım olsun istedik ve ailemizin marangozuna sipariş ettik.Ailemizin marangozu diyorum ,çünkü neredeyse tüm ahşap mobilyalarımızı yapan kişi kendisidir.Gelelim sehpaya ve üzerinde akşamdan kalanlara.
Sehpanın üzeri bu sabah dağınık ,yine.Uzak gözlük kabı ve siyah gözlük bezi büyük yeşil cam kasenin içerisinde duruyor.Gözlüğünü sık sık fısfıs sıkıp sildiğinden, sehpadan mutlaka o gözlük bezi durur.
Hep beyaz olan gözlük bezinin de siyahını ilk kez gördüm bu bezle.
Kumandalar yine sehpanın muhtelif köşelerinde.Biri TVnin ,biri ses düzeninin, bir diğeri uydu kanalın.
Bu gün farklı olarak ,ruj boyutundaki serinleten jelde ortada kalmış.Bir çeşit ilaç.
Böcek, sinek ısırmalarına çok iyi etki eder.Ufak tefek yaraların üzerine sürüyorsunuz kaşıntıyı engelliyor.Sanırım gece ,yatmadan önce sivrisinekler yemiş kocamı.Yayvan cam kasenin altına serili krem rengi bürümcük şifon örtü her zamanki gibi düzgün değil,yana kaymış.
Bir köşesinde yarıdan kırılmış küçük plastik gözyaşı ılacı  çöp kutusu yerine orada bırakılmış duruyor..
Ve ben ayaklarımı puftan sehbapaya doğru uzatmış bunları yazıyorum.
Sanırım ortalığı toplama zamanı gelmiş.
Bugünlük bu kadar..

Gri Defter ve Yetiştirme Yurdu

nobel ödüllü yazarlar


Nobel Ödüllü yazarların, okuduğum kitapları serime, Roger Martın Du Gard ile
devam ediyorum.
Roger Martın Du Gard'ın yazdığı kitaplar içerisinde başyapıtı olarak nitelendirilebilecek eseri;
''Thibault'lar'' isimli ,yedi bölüm ve bir epilogdan(epilog:bir yapıtın sonsözü) oluşan 11 kitaplık  seri-romandır.Bu on bir kitaplık roman, tam 18 yıllık(1922-1940) disiplinli, kararlı bir çaba ve çalışmanın ürünü olmuştur. Thibault'ların yedinci bölümü olan ''1914 Yazı'' Roger Martın Du Gard'a Nobel Edebiyat Ödülünü kazandırmıştır .

''Thibault'lar'' ın ilk bölümü olan Gri Defter ve Yetiştirme Yurdu kitaplarında,kitaba konu olan 20.yüzyıl başlarında Fransa'da yaşayan bir burjuva ailesi olan, katolik Thibault'ları tanıyoruz. Zaten seri-romanın tamamı bu ailenin üç ferdinin yaşamı ile ilgili;Baba Oscar Thibualt, büyük oğlu Antonıa Thibualt ve küçük oğlu Jacgues Thibualt.Bu üç karakterde ne kişilik, ne inanç, ne de amaçları açısından birbirine benzemiyorlar.
Baba katı katolik dini inanca sahip,şehrin ileri gelenlerinden biri.
Antonia mesleğinde ilerlemeyi amaç edinmiş ,çalışkan bir doktor.
Romanın başlangıcında ergenliğe yeni giren 13-14 yaşlarında anlatılmasına başlanan Jacgues ise ,tamamen özgürlüğe düşkün, baskıya boyun eğmeyi redden,özellikle babasının boyunduruğu altına girmekten hiç hoşlanmayan bir çocuk.
Gri Defter çok sevdiği arkadaşı Daniel'le olan sırlarını paylaştığı ,okul hocaları yakalayınca da evden kaçmalarına neden olan gri kaplı bir anı defteri. Ailesinin görüşmesini yasakladığı Daniel'le kaçtıkları Marsilya'da yakalanıp, geri döndüklerinde ,babası Jacgues'i, kendine ait vakıf tarafından kurulan, fakat adı kötüye çıkmış bir yetiştirme yurduna gönderiyor.
Yetiştirme Yurdu kitabında ,Jacgues'ın bir yıl boyunca yapayalnız bir hücrede kimse ile iletişim kurmadan yaşamasına tanıklık ediyoruz. Onu bu tutsaklıktan ağabeyi Antonia kurtaracak ve sorumluluğunu üzerine alacaktır.
Herkesten uzak bir yurda kapatılmak, Danıel ile aralarına mesafe girmesine neden olmuştur....


21 Günlük Yazı Maratonu



İnstagramda takipçisi olduğum sevgili Yeşim Cimcöz  bir yazı maratonu başlattı.Kendisini şahsen tanımıyorum ama kendime çok yakın hissediyorum. Videolarını izleyince sanki benim duygularımı dile getiriyor hissine kapıldığım oluyor. Sıkı takipçisiyim, kendisinden ve bir dönem kayıt olduğum atölyesinden, ''yazmak'' ile ilgili pek çok şey öğrendim.
Bu aralar yazma konusunda tam bir tembel teneke modundayken , imdadıma yetişti.
21 günlük bir yazı maratonu başlattı.
Yapmam gereken videolarını izlemek ve kalemi defteri eline almak.Tabii benim gibi sağ omuz sıkıntı verip ,kalem tutmayı zorlaştırıyorsa, klavyeler ne güne duruyor, zaten hep elimizin altında artık.
Sanırım ben en kolay sevgili Asus'umla yazıyorum.
1. gün..
Bir kelime seçin ve ''6 dakika yazısı'' yazın.
Kelimemi okuduğum kitaptan seçtim. Gözüm kapalı ,herhangi bir sayfasını açarak, parmağım rastgele hangi kelimeye denk gelirse ,o kelime olsun ,diyerek seçtim.(Beğenmeyip kelimeyi değiştirmeyin lütfen,şansınıza artık)
Sonra 6 dakikayı ayarlayıp, o kelime ile başlamak şartı ile zihninizi boşaltın.
Düşünmeden, kalem ne yazarsa, değiştirmeden,içinizden ne akarsa onu yazın.
çok rahatlatıcı;
İşte benim bugünkü şansıma çıkan kelimem;
                                                                     Göğsüne;
Göğsüne; yatırdığı bebeği usulca aldım .ikiside uyumuş.kızın kolları buz gibi üşümüş ama babasının kucağına denk gelen yanağı sıcacık.ne tatlı kokusu var bu bebelerin sıcak poğaçalar gibi. koklamaya doyulmuyor. baba olmak da anne olmak kadar zor mu acaba. bir yerde duymuştum babalık yolda öğrenilen bir şeymiş.annelik ise doğuştan.yani tabi doğuştan derken küçük bir kız çocukken çoğu çocuk, bebekleriyle bir anne -çocuk oyunu oynar.onları ayağında sallar mesela.ama bir erkek çocuk görmedim ki babacılık oynasın zaten bebekle oynamazlar.onların en sevdiği oyuncak arabalardır. ya da dı. neden çünkü erkek çocukları ve delikanlılar zamanımızda sadece ekran başında klavye oyunları oynuyor. tıkır tıkır tuş sesleri, ekrana eğilmiş fıldır fıldır gözler,ekrandan duyulan diğer oyuncu arkadaşların sesleri odalardan taşıyor. sıkılmadan bıkmadan oynuyorlar.biz anaların işi pek zor onları o ekrandan uzak tutsan bir dert ki başarmak zor ,tutmasan bir dert..

ve 6. dakikanın sonu,yazıyı nerede kaldıysa orada kesiyoruz..
Maratonda 1. gün sona erdi.

(Katılmak isterseniz,haydi gelin;@sanalyazievi youtube kanalında)