yeni bir yıl daha:2020


Ağız tadıyla, bereketle, sağlıkla ,kimi heyecanlı kimi sıradan günlerle dolu,
eksiksiz bitireceğiniz,umduğunuz gibi geçecek günlerle dolu yeni bir yıl diliyorum.

Kızkardeşler


Uzak mı uzakta,tepeleri bulutlarla örtülü, ulaşması binbir zorlu yollarla gidilen dağların ortasında bir köy varmış.Bu köyün insanları yapayalnız, kendi hallerinde yaşarlarmış.Yemyeşil çayırlarında keçileri otlar,hayvancılıkla geçinmeye çalışırlarmış.Issız dağlarda sadece kendi dertleri, sesleri yankılanırmış.Bu köyde yaşayan (Müfit Kayacan)Şevket 'in üç tane kızı varmış.Anneleri kızlarının hep bu kuş uçmaz kervan göçmez yerden gitmesini, şehirde rahat,zengin bir yaşam sürmesini istermiş. Kadıncağız ölünce Şevket üç kızla ne yapacak, kızları şehirdeki zengin tanıdıklarına besleme olarak vermeye başlamış.
Büyük kız Reyhan çocuk bakıp, ev işlerini yapmaya gittiği evden hamile kalıp,kucağında bebesiyle eve dönünce onu mecburen köyden yarım akıllı tabir ettikleri çoban Veysel ile evlendirivermişler.Diğer kızlar Nurhan ile Havva'da kaldıkları evlerde barınamayıp ,hiç istemedikleri halde baba ocağına dönünce ,Şevket n'apsın hepsine yine kol kanat germiş. Germiş germesine de, hala bir yandan onları bir yerlere veriverme derdindeymiş.


Film Türkiye, Almanya,Hollanda,Yunanistan ortak yapımı. 2019 çıkışlı.
Yönetmen ve senarist Emin Alper. Yapımcı Nadir Öperli.1 saat 48 dakika sürdü,daha da olsa izlermişim.
Başlangıç bir Heide dağlara dönüyor, tadında.Tabii ki başlangıçtan sonrası tam bir dram.İnsanoğlunun yine her türlü yüzü gözler önünde. Güzel işlenmiş.
Tabii ki bu filme sanatsal bir eleştiri yapmam mümkün değil. Seyirci olarak yazıyorum:Çok beğendim. Kızlar öyle bir oynamış ki.Hele Nurhan(Ece Yüksel) favorim oldu.
Havva'yı oynayan Helin Kandemir'i ne çok dizi ve filmde görüyoruz.
Abla Reyhan (Cemre Ebüzziya) ve Nurhan (Ece Yüksel) ilk izledim.
Ne yetenekli genç oyuncularımız var, ne güzel.
Anlamlandıramadığım ,dağlarda dolaşan o iki adam oldu:)
Onun da vardır bir manası, ben çözemedim.
Sonu açık bırakılan filmlerden her ne kadar keyif almasam da, bu filmde beni hiç rahatsız etmedi.Çünkü filmin sonu, az çok tahmin edilebilecek kadar duyulmuş,yaşanmış sonlardan olacaktı. Öyle kalması daha güzel oldu.
Film BluTv'de .
Fırsat bulursanız ,tavsiye ederim.


Ayraç lazım .

Kitap okurken ,kaldığım yeri unutmamak için sayfa kenarını ufacık kıvırırım.Bu çocukluğumdan  kalma alışkanlığı severim . Sanırım o zaman ayraç diye bir şey yoktu. Kitabın içinden sarkan bir ip olurdu,kitaba yapışık onu hangi sayfadaysak onun arasına koyup kitabı öyle kapardık. Işte o olmadığında kıvırıverirdik sayfanın ucunu.
Kitabı emanet aldığımdan, dedim ;ucunu kıvırmayayım,diğer kitapların içine  bakayımda bir ayraç bulayım. Bu elime geldi;

Sevgili BİR bloğunun sahibi Handan'dan. Galiba blog yıldönümü şanslısıydım 😍

Pek işime yaradı. Bu kitabı ne zamandır okuyacağım yeni kısmet oldu. Böyle uzak diyarlara, farklı kültürlere götüren hikayeleri seviyorum. Niyetim internetten sipariş verdiğim iki kitaptı, ama PTT Kargo,15 gün oldu, kitapları  hala getirmedi. Yoğunlarmış !!yani yılların PTT si bu hâle mi düştü, kargoyla başedemez hale mi geldi. Yazık.
Şikayetçiyim.Bundan böyle ne Kitapyurdu' ndan kitap sipariş ederim.
Ne de kargolarım için PTTKargo 'yu tercih ederim.

Ferhat İle Şirin


Marangoz Ferhat(Tolga Sarıtaş) ,karanlık işlerle uğraşan Banu'nun(Cansu Dere) kızkardeşi Şirin'i(Leyla Tanlar) bir baskından kurtarır. Sert karakterli bir kadın olan Banu'nun aksine kardeşi Şirin, çok naif, zayıf bünyeli bir kızdır. Banu'nun pek güvendiği, baba saydığı Hüsrev'in(Yıldıray Şahinler) oğlu Yiğit ile Banu ve babaannesinin(Işıl Yücesoy) zoruyla nişanlanmıştır.
Pek güzel kırmızı köşklerinin tadilat işleri için anlaştıkları Ferhat'ın hayatlarına dahil olması ile iki kız kardeş birbiri ile karşı karşıya gelmeye namzet olurlar.
Ferhat , çocukken kendisinden ayrılmak zorunda kalan annesini aramaktadır.
Acaba Ferhat köşke ,bilerek mi gelmiştir?
Yoksa tamamen tesadüfler mi Ferhat'ı annesinin izine yaklaştırmıştır?
Ferhat ile Şirin mi olacaktır yoksa,
Ferhat ile Banu mu?


Tabii ki efsaneye göre ilerlerse,Ferhat ve Şirin birbirine aşık olacak, abla Banu onları ayırmak için türlü oyunlar oynayacaktır.
yıllar yıllardır bilinen, anlatılan Ferhat ile Şirin efsanesinde;
Ferhat ,Amasya Sultanı Mehmene Banu'nun kızkardeşi olan Şirin'e sevdalı bir nakkaş ustasıdır. Öyle aşıktır ki bütün eserlerini onu düşünerek yapmaktadır.
Şirin ile evlenebilmek için Sultan'dan izin ister.Ama kendisi de Ferhat'a aşık olan  Sultan Banu, ondan hiç olmayacak bir şey ister. Çok uzaklarda dağların ardından suyu şehire getirirse, Şirin ile evlenebileceğini söyler.
Ferhat ,başlar elinde külünkle dağları delmeye.Aşığa dağ mı dayanır.Vurdukça vurur, kazdıkça kazar Ferhat.Kazmasının sesi dağlarda yankılanır.
Sonunda azmin elinden bir şey kurtulmaz ya, dağlar delinir, sular yolunu bulup şehre akmaya başlar. Suyun sesi şehirde duyulunca,Banu bakar ki kız kardeşi elden gidecek ,Ferhat'a;
-Hala ne uğraşırsın Şirin çoktan öldü, deyince, Ferhat'ta kahrından çıldırır, kendini kayalardan aşağıya atar.
Şirin de hasretle beklediği Ferhat'ın öldüğünü öğrenince, kederinden aynı yerde kendi canına kıyar.
Efsane bu ya, her yıl birbirine kavuşamadan ayrılan bu iki aşık gencin mezarında sevdalılar için bir gül açarmış, ama aralarında mutlaka bir kara çalı bitermiş.
Gökten üç elma düşmüş.
Biri bana,
biri okuyanlara ve
bir diğeri de hikayeleri mutlu sonla biten tüm sevenlere olsun.

5 Aralık Türk Kahvesi Günü

5 Aralık Türk Kahvesi günüymüş. Kutlayalım o zaman. Ama kahve boş gitmesin yanına kabaklı cevizli kek yapalım.
Ağzımızın tadı yerine gelsin😊

Bol lifli, mideyi yumuşatan yeşil kabak(sakız kabağı) her türlü yemeğe sebze olurken ,kek içinde meyve yerine geçebiliyor. Evet kabak ilave edilmiş kek harika oluyor. Kesinlikle kabak kullanıldığı anlaşılmadığı gibi, tadı tam ıslak kek kıvamında oluyor. Üstelik yapılması kolay :
👍3 yumurta
👍1 orta boy yeşil kabak
👍1 su bardağı sıvı yağ 
👍1 su bardağı tozşeker
👍1 su bardağı kırık ceviz
👍çorba kaşığı kakao
👍1 paket vanilya,1paket kabartma tozu 
🍴1,5 su bardağı un..
Evet, olmazsa olmaz oda sıcaklığındaki yumurtalar şekerle iyice çırpılır. Çırpma devam ederken yağ ilave edilir. Sonra iyice yıkanıp kurulanmış kabak rendenin ince tarafı ile rendelenir, sulanmadan yumurta, şeker ve yağlı karışıma katılır. Mikserden bir kere daha geçirilir. En son kuru malzemeler yani un,kakao, kabartma tozu, vanilya ilave edilir, bir bardak ceviz de konularak kaşıkla iyice harmanlanır. Yağlanmış kek kalıbına boşaltılıp, önceden ısıtılmış 180 derece fırında pişirilir. 
Ağız tadıyla,afiyet olsun. 😊

Sonra karar verdim.

+
Bugün itibariyle ameliyat olalı iki hafta oldu. Beş gün hastanede kalıp eve çıktım. On günlük ev maratonum ilk başlarda sıkıntılı geçti. Hastanede yürümemde yardımcı olan walker evde de yanı başımda.Tıkır tıkır onunla dolaşıyoruz. Çok çok şükür, hiç ağrım olmadı ne ameliyat sonrasında ne de şimdi.
Ama tabii ki hastanede epidural yönteme belden verilen ağrı kesiciler, damardan verilen ilaçlar ,sonrasında evdeki kutu kutu hap ve kan sulandırıcılar sayesinde.
İlaçlarım bir kaç güne bitecek bakalım sonrasını yaşayıp göreceğiz.
Bu arada bu tip ameliyatların en büyük risklerinden biri emboli yani pıhtı atması.
O nedenle bir süre kan sulandırıcı ilaç veriliyor ve yine bir süre ilkokul yıllarında giydiğimiz beyaz külotluçorapları hatırlatan varis çoraplarını giymeniz icabediyor. Hatta ,ameliyata o çorapları giydirip öyle götürüyorlar. Yani çoraplarla da bir bağ oluşuyor aranızda.
 Hastanede ve sonrasında her gün yapmam gereken egzersizler de günlük yaşantımın parçası haline geldi. Daha da artarak devam etmesi gerekiyor.
Çünkü yeni femur başının bir an önce bedene uyum sağlaması gerekiyor.
Şimdilik durum bu.
Geçmiş olsun dileklerini ileten tüm blog komşularıma canı gönülden teşekkürlerimi sunuyor, sevgi ve selamlar gönderiyorum. Bunları paylaşıp paylaşmama konusunda kararsız kaldım. Ama  ben ameliyata girmeden önce o kadar çok araştırdım ki internette. Genelde hep göz korkutan şeyler vardı.Bende biraz bahsedeyim dedim, belki benim gibi araştıran birilerine azıcık faydası dokunur.
Ameliyat tabii ki risk taşıyor her ameliyat gibi. İyi bir doktor ve hastane ile korkulacak bir şey yok. Sadece çoraplarınızı kendiniz giymeyi özleyebilir, alt çekmecelere ulaşamayabilir ,yere düşen eşyanızı alamayabilir,
dizleriniz aşağıda kalacak şekilde oturmak için yüksek koltuk,sandalye ve hatta tuvalet aramak zorunda kalabilirsiniz. Tabii bu ,bir süreliğine.
Bu konuda deneyimlerimi biraz daha iyileşince daha sağlıklı paylaşabilirim sanırım.
İki gün sonra doktora gitmem gerekiyor, dikiş alınacak, walker ile vedalaşacağım.
Bu yazım enterasan şekilde 3 Aralik Dünya Engelliler Gününe denk geldi.
Yaşayarak anliyorum ki hayatımızda hiç bir şey kısıtlı bir insana göre değil. Evdeki eşyadan, yoldaki kaldırıma kadar. Umarım göstermelik çalışmalarla,sosyal medyada bir iki paylaşımla ,salonlarda yapılan toplantılarla  değil,yeterince dikkat çekilip, gerçek anlamda kısıtlı insanların yaşamını kolaylaştırıcı yöntemlerin ,tedbirlerin uygulamaya konulacağı günlerde gelir.
Herşey insanlar için, farkında olalım.


en kötü karar,kararsızlığa yeğdir.

Bundan beş yıl kadar önce ilk ağrılarım başladığında doktora gittim. Doktor çektirdiği röntgene bakıp şu anda benimle işiniz yok,ameliyat olacağınız zaman bize gelirsiniz,dedi.Bu durumda 5 ile 10 yıl idare edersiniz, sizi fizik tedaviye sevkedelim.
Etti.
Bir müddet tedavi oldum.Zaman geçti bu sefer ortopediye hiç uğramadan direkt
fizik tedaviye gittim. Bir süre daha idare etti.Ta ki gittiğim bir gezide antik kent
merdivenlerini tırmanmaya kalkana kadar. Kalakaldım.Zevkle başlayan gezi
tam bir düş kırıklığı ile bitti. Beklemede kaldım.Bir kaç doktor gezdim.Her doktor ameliyatın kaçınılmaz son olduğunu ama zaman konusunda kararın bana ait olduğunu söylüyordu. Çünkü takılacak protezlerin bir miyadı vardı yani ne kadar geç takılırsa o kadar iyiydi.Ama aylar öncesinden tv'de görüp;
''Bir de bu doktora mı gitsek'' dediğimiz doktorum hiç de öyle konuşmadı;
''Bu bacak size şimdi lazım, yaşlanınca ki kimse ne kadar ömrü olduğun bilemez,
zaten köşenizde oturur ,istediğiniz kadar dinlenirsiniz.Ama şimdi genç çocuklarınız var, güzel telaşları olacak onlara koşturacağınız zamanlar olacak,
bence yapalım ameliyatı.Üstelik size ilk gittiğiniz doktor 5-10 yıl demiş ,bakın 5 yıl geçmiş işte ..'' Üstelik şimdiki protezlerin seramik veya polietilen parçalar olduğu, daha uzun süre dayanıklı olduğunu anlattı.
Beni bir güzel cesaretlendirdi.
Tüm korkumu üzerimden çekip aldı.
Muayene daha doğrusu sohbetten çünkü röntgeni görünce herhangi bir muayeneye gerek duymadan ameliyat gerekli demişti,sonra sağolsun canım eşim hemen bir ay sonrası için ameliyat günü kesiverdi.Doktorun ekibinin koordinatörü olan hanım kızımızda o gün doktor bey müsait, ben işlemlerinizi başlatıyorum ,deyince  olanlar oldu.
O bir ay, son haftaya kadar kumrular gibi düşünüp durdum.Her sabah kaltığımda
olamam ben, diyordum.Öğleye doğru ağrılar başıma vurunca olmam lazım,diyordum. Derdimi açtıklarım  hemen''Hangi doktor, kaç gün yatacaksın,hangi hastane, bak ben şu doktora oldum vs.'' çok yardımcı olacak konuları açıyorlardı. Anlamıştım ki herkes kendi doktoruna hayran ,herkesin doktoru bu işi yapan en iyi doktor..
Oysa benim ameliyat ve sonrası ile ilgili başka merak ettiğim şeyler vardı.
Hareket kısıtlığı olacak mı, sonrasında neler lazım ,evde ne gibi hazırlıklar yapılacak vb.
Tabii ki sorularımın cevabını buldum. Nasıl?Yaşayarak 🙂

geçirdiğim hafta manzaram ;

Ha bre reklamı dönen diziyi ,evde izlerim. 
Belki.
Allah tüm hastalara şifa versin  yakınlarına yardım etsin. Zor bir dönem beni bekliyor. 
Belki.
Hiç ummadığım gibi kolayda alışabilirim. Bedenim için yeni olan durumu tüm  kalbimle benimsiyorum. Şükürler olsun 🙏

Romantizma

Kartal Sanat Tiyatrosu , Gergedan Yapım imzalı,Romantizma isimli oyunu bir- iki sezondur seyirciyle buluşturuyor.  Afişlerini sık gördüğüm oyunu,nihayet  bu sezon izlemek kısmet oldu.
Romantizma ,Janset ve Gökçe Özyol' un oynadığı ,2 kişilik ,2 perdelik bir komedi: 
Yasemin ve Uğur 20 yıllık evlidir. Lakin Yasemin'in istediği gibi yapamadığı düğünü içinde ukde kalmış, 20 yıl sonra yeniden düğün yapmaya kalkmıştır. Gönlüne göre yapmak istediği düğün planları ,Uğur'un ve ailelerin farklı planları ile  arapsaçına dönecek,neredeyse düğün yapalım derken, boşanmanın eşiğine geleceklerdir...

Oyuncuların biraz enerjileri düşük başladı ama sonrasında öyle bir toparladı ki usta oyuncular,bol kahkahalı, eğlenceli,neşeli bir gösteri izledik.
Janset'i 2000'li yılların başında en uzun süreli Türk aile dizilerinden olan ''Ayrılsak da beraberiz'' dizisinde izlemiştim .Gökçe Özyol da pek çok dizi ve filmde oynamasına rağmen sanırım ilk ünlenmesi Yahşi Cazibe ile olmuştu.
TV dizilerinde gördüğümüz oyuncuların sahne performanslarını canlı izlemek , onları seyretmek hoş bir duygu.Tiyatroya her gittiğimde ,'neden daha sık gitmiyorum' diye hayıflanıyorum:)

gel pisi pisi gel..

Hava şahane, 2019 kasım ayı pastırma yazı, unutulmayacak güzellikte sıcak,mavi,güneşli havalarla geçiyor. Tabii ki her anını açık havalarda değerlendirmeye çalışıyoruz. Sahil harika bu günlerde. Müdavimi olduğumuz yerler var.Mesela yukarıda resmi görülen yer. Ama manzara değil dikkatimi çeken ,bu kedicik :)
Buraların,bu sahilin kedileri bol.Rahat rahat dolaşırlar.Hepsi besili.Masada tabağınızı gördükleri anda yanınızda bitiyorlar. Herkes bir şeyler veriyor. Yarasın pisilere.
Ama bir tesiste şu manzara olmamalı ,diye düşünüyorum. Self servis ,herkes arzu ettiği yiyeceği ,içeceği alıp masasını seçip oturuyor. Yiyip içtikten sonra masaları toplayan olmayınca ,müşerilerin tepsileri bırakabileceği bulaşık toplama arabası falan da olmayınca,iş kedilere düşüyor. Yiyen kalkıp gidiyor,kediler hoop, zıplıyor masaya ,toparlıyor kalanları. 
Olmadı İBB Sosyal Tesisler.
Azıcık daha temiz, azıcık daha bakım lütfen.Demir sandalyeler zaten mabada gerekli eziyeti ediyor,takır takır oturulmuyor.Beyaz boyaları dökülmüş artık.Masa üstündeki camlar ,çoktan kalktı üzerlerinden. Sandalyelere konulan minderler leke içinde,yağ mıdır, kedi suyu mudur ,artık neyse, oturulacak hali yok.Ucuna ilişirsiniz ancak.
Memlekette işsiz çok, ama bakınca çalışan eleman da yok?
Nasıl olacak bu işler güçler..
bilemedim.Kedi kardeş ,sen yemene bak.
ben öyle söylenmeye geldim bu gün.

Recep İvedik 6

Recep İvedik, bir gün boş boş evinde otururken bir davetiye alır.Konya'da kuru fasulye festivali yapılmaktadır.Recep tabii ki böyle bir fırsatı kaçırmak istemez ve kankası  Nurullah'a giderek olayı anlatır,kendisiyle beraber gelmesini ister. Nurullah'ın turizmci yeğeni, bir takım yanlış anlaşmalar sonucu Recep ile Nurullah'ı Konya yerine Kenya uçağına bindirince, olanlar olur. Recep ile Nurullah ,Afrika'nın vahşi doğasında bulurlar kendilerini. Bir de birlikte gittikleri turdan ayrılıp,ormanda kaybolunca ,işler sarpa sarar..

Recep İvedik  filmlerinin hepsini izledim. Şahan Gökbakar ,evet tabiri caizse  ''pis''  espriler döndürüyor. İnsanın kimsenin yanında yapmaya cesaret etmediği, toplumda ''aa ne ayıp'' diye karşılanan hareketlerle ,farklı isimlerle adlandırıp,kibarlıkla kamufle ettiğimiz eylemleri ,adlı adınca kullanarak  mizah yapıyor, espriler oluşturuyor,güncel ve sosyal konularla harmanlayıp filmlerini ortaya koyuyor. 
Sonuçta Şahan Gökbakar, kardeşi Togan Gökbakar ile birlikte ,rekor sayılacak sayıda izleyiciye ulaşarak popüler bir film karakteri yarattı  ve gişe rekorları kıran bir film serisi ortaya koymayı başardılar. Bu kesinlikle bir başarı.
Milyonlarca hayranı var,tabii ki beğenmeyeni,eleştiri yağmuruna tutanı da var. Ben gülerek izleyenlerdenim.Eğlenmek için izlediğim filmlerden.Serinin 5.si çok komik,konusu ilginçti. Baya kahkaha attırmıştı.O hevesle gittim amma velakin;
Recep İvedik 6.film için söyleyebileceğim;bu sefer olmamış. Recep karakteri , o kadar fazla  konuşturulmuş ki.Konu da pek vasat olmuş.Beklentimiz yüksekmiş galiba.Beni olumsuz etkileyen bir diğer şey de şu oldu;
Film platosu olarak Karacabey seçilmiş. Hatta kendisinin anlattığı üzere Karacabey, filmdeki siyahi oyuncularla Harlem'e dönmüşmüş. İşte ben bu Karacabey'de çekilmiş olayını duyduktan sonra, filmi Afrika'daymış gibi izleyemedim.. Keşke bu çekim yerini biraz daha gizemli tutaymış.  
Bizim izlediğimiz sinemada 4 salonda oynuyordu.Hemen hemen her saatte bir film seansı vardı. Salonda 10 kişi seyrettik.Biz özellikle tenha satlerde izliyoruz filmleri.Sanırım hafta sonları daha kalabalık izleyicisi oluyordur.
Bilet fiyatları:22 TL
Kafa dağıtmak isteyenler için ,yine de seyredilebilir.

Güzel, komik, eğlenceli bir hafta olsun hepimize.
Kahkahalar dolsun taşsın hayatlarımızda..

Kasım ayı meydan okuması :döörtt, beeş.

Bugün seni mutlu eden küçük sevinçler nelerdir?

Bugünün beni sevindirik eden küçük ayrıntısı; mandalinalar. Ayvalık 'ta yaz yağmuru altında ıslanan ,yaprakların arasına saklanmış ,nefti renkli mandalinalar. Lodoslu pırıl pırıl  kasım güneşi ile bana sarı sarı parlıyorlar.Annemle babam yazlığı kapatıp İstanbul'a döndüler.Gelirken mandalinaları toplamışlar.Küçücük boyu ile ağaç öyle çok meyve vermiş ki doya doya yedik. Annemlerin dönüşü büyük sevinçse,çekirdeksiz,ince kabuklu mandalinaların verdiği tatlımsı, hafif mayhoş ağız tadı bugünün küçük sevinci olsun..
Şu an nerede olmak, ne yapmak istiyorsun ,hayal et?

Güneş tam gözüme  vuruyor,dalgalar yosun kokusunu sahile taşımış,
köpüklerin taşlara vurdukça çıkardıkları ses kulaklara müzik olmuş. Çay tam renginde ,tavşan kanı dediklerinden.Dumanı üzerinden mavi göğe doğru tütüyor.Karşıda adalar, denizde kayıklar,havada martılar.
Muhabbet tatlı,kelimeler yumuşak.
Hayale gerek yok,tam istediğim yerdeyim.

Kasım Ayı #MeydanOkuması bir, iki ,üüç..


Günaydın,
Şaka gibi başlayan Kasım havalarından ilk gün yağmur ,soğuk;
İkinci gün maşallah pırıl pırıl güneş, atlas gibi mavi gökyüzü.Böyle güzel bir 3 Kasım pazar sabahından hepinize yazdan kalan bir yıldız çiçeği resmimle günaydın diyorum.
Sevgili blog komşumuz Zeynep konuları toparlamış ve 1-10 Kasım arası 10 günlük bir meydan okuma başlatmış. Umarım sonuna kadar katılabilirim.

İlk günkü günaydına bir gün ara ile geç günaydın kartı ile katıldıktan sonra ikinci günkü en sevdiğin kokular ve sesler ile ikinci konuya da giriş yapayım.
En sevdiğim koku dediğimde aklıma ilk gelen çiçek kokusu oldu.
Mesela Ankara'nın sokaklarını anımsatan leylak kokuları, Isparta'da gül kokuları,
Kartal sokaklarının iğde ve akasya çiçeği kokuları.Artvin'de çam ağaçlarındaki o reçinelerin kokuları ,burnumda nasıl yer ettiyse hem o şehirleri hem kokularını hatırlattı bana.
Sonra yemek kokularını da severim. Mesela yazın balkonlardan yayılan patlıcan-biber kızartması kokusunu duymak hoşuma gider.
Anason kokusunu severim,yanında kavun ve beyaz peynir kokusu ile sarmalanmış halini.
Ama hepsinden önce tabii ki ;
çocuklarımın ,öptüğümde burnuma dolan kokularını  en çok ,pek çok severim.


En sevdiğim ses diye bir şey ,düşündüm, aklıma pek bir şey gelmedi.
Lakin baharda serçe cıvıltılarını ve saka kuşunun bülbülü kıskandıran ötüşünü severim.
Yazın denizden gelen pancar motoru takılmış gibi pata pata pata ses veren tekne seslerini severim.
Piyano sesini severim.
Öyle gürültülü bir şehirde yaşıyorum ki sanırım sevmediğim sesler daha fazla.
Onun için varsa sessizliğin sesini de seveyim.Tıpkı gecenin sessizliği gibi.

Şu an ilk aklına gelen ''Seviyorum'' dediğin şeyler neler?Bir liste yapsana bakalım neler çıkacak ortaya?

Yaşamayı ve beraber yaşadığım insanları seviyorum, ilk aklıma gelen.
Tabii ki arada hayattan bunalıp'' öff be yetti gari''dediğim anlar var, ama olsun ''Seviyorum''dediğinde  ilk aklıma gelen bu.
Bu yaşamı oluşturan parçalar var;önemli önemsiz,irili/ufaklı eylemler,gülüşler,gözyaşları,homurtu/kahkaha işte hepsini yeri geldiğinde seviyorum. Bazen ağlamayı da seviyorum yani.Kahkaha atmaya /atanlara bayılıyorum. Sevdiğim insanla didiştikten sonrasındaki barışmayı çok seviyorum. Mutfakla da aram iyidir,severim.Kıymalı makarna yemeye doyamıyorum.
Annemle beraber pişi kızartmayı,mantı kapamayı, çocuklarımla alışverişe çıkmayı çok çok seviyorum. Yeri geliyor aile dedikoduları bile çayın yanında şahane gidiyor. Çocuklarla ilgili hayaller kurmak keyif veriyor. Merakla beklediğim filmin vizyona girmesi kadar ,sevdiğim dizinin bir sonraki bölümünde ne olacağını düşünmeyi de seviyorum.Kitap okumak küçüklüğümden beri baştacımdır,en huzurlu saatlerimdir okuduğum saatler.
Trene binmeyi, vapurda denizi seyretmeyi, ,bazen öyle boş boş martılara bakıp gündüz düşleri kurmayı severim.
Velhasıl yaşamak güzeldir.
Her gün,güzel olacağını umduğumuz yeni bir hikayeye başlarız.
Umut ederiz.
Bu pazar günü hepimizin güzel geçireceği mutlu bir hafta sonu hikayesi olsun,
umutlarınız çok olsun.









pazar,tatlı ve film ;

Armutlu Tart;
Dolapta iki tane armut kalmış.Geçen çarşamba pazarından almıştık.Bugün onların tatlı olma zamanı gelmiş anlaşılan.Benim de mutfakta ,un ,şeker,armut ile beraber terapi yapasım gelmiş. Armuta değil ama bana terapi lazım bu aralar.Tarifi Mavianne'nin Elmalı Pay tarifinden kotardım. Elmalısı şahane oluyor ama armutlu da bir başka güzel oluyor.
-2 büyücek armut,(rendelenecek,çiğ kullanılacak)
-1 su bardağından 1 parmak eksik sıvıyağ,
-1 yumurta,
-yarım paket kabartma tozu,
-1 çorba kaşığı toz şeker,
-9 çorba kaşığı un(+/- olabilir azar azar ilave edin lütfen)
Üzerine;
Rendelenen armutlara ilave edilecek 5 kaşık toz şeker(armutlar tatlıydı elma belki 6-7 kaşık kaldırır) ve 1 çorba kaşığı tarçın.

Yumurta+sıvıyağ+tozşeker+kabartmatozu ve un karıştırılıp hamur yapılıyor önce.Hamurdan bir limon büyüklüğü kadar bir parça ayrılıyor. Zor toparlanan bir hamur oluyor ama yumuşak olduğu için yapacağınız kalıba kolay yayılıyor.(Küçük yuvarlak borcama tam bu ölçüler) Üzerine rendelenmiş tozşeker ve tarçınla harmanlanmış armutlar(çiğ armut) yayılıyor.Hamurdan ayırdığımız parçayı armutların üzerine ufaliyorsunuz,armutların üzeri böylece kapanıyor.
Sonra 180 derece fırında güzelce pişirin. Ilınınca üzerine bolca pudra şekeri, tamamdır.Tadına bakınca terapilik haliniz geçiveriyor, yüzünüze bir gülümseme,dudak kenarlarınıza pudra şekeri yayılıyor.

pudra şekerim
Çay demlenince,armutlu tart pişince, tabii ki bunlarla beraber bir film gayet iyi gider. İşte seçtiğim film ;
LAUNDROMAT;
Merly Streep, Gary Oldman,Antonio Banderas,Sharon Stone gibi yıldızları 
 oyuncu listesinde olunca,tabii ki keyifle oturdum filmin başına.Film Pulitzer Ödüllü araştırmacı gazeteci Jake Bernstein'in Secrecy World isimli kitabından uyarlanmış. Eşini gittikleri tatildeki tekne gezisinde kaybeden  Ellen ,kendini dolandırılmış bir sigortazede  olarak bulur.Aynı kazada 21 kişi daha öldüğü halde sigorta parası alamazlar. Eşine mi yansın,dolandırıldığına mı kızsın,şaşırır kalır.Bu işi çözmeye karar veren  Ellen, vergi kaçakçılığı, hukuksuzluk,yasadışı olaylarla dolu çarpık bir finans sisteminin peşine düştüğünü geç de olsa farkedecektir. Küçücük adalarda, bazı ülkelerde,posta kutusu şirketlerle, zenginlerin nasıl paralarına para kattığı, ezilenlerinde nasıl yok olup, sonunda da dualarla başbaşa kaldığını anlar.
Sırf oyuncular için bile izleyebileceğiniz, gerçek dünyanın bir çok mesajını içeren ,değişik bir film. Boşa vakit kaybı olanlardan asla değil.
Herkese tatlı ,düşünceli ,güzel bir hafta sonu diliyorum.

haftaya güneşli başla..

Bugün hava öylesine güzel ki.Gezinmek için pek uygun.Haftaya başlamak için de.
Güneş insanın içini aydınlatıyor. Hava gündüzleri güneş alan yerler sıcacık, gölgeli yerler şöyle hafif ürperten serinlikte. Geceleri ise baya soğuk.
☀☀☀☀☀
Dün akşam gerilimli bir film izledik .Aslında niyetim gerilim değildi, çünkü zaten ülke olarak zor günlerden geçiyoruz. TV'ler iç açıcı haberlerle dolu değil maalesef. Haberleri fazla izlememek adına film seçtim ama filmde gerilimli çıktı.
Sam Worthington'un başrol olduğu bir filmdi.Hani şu Avatar'daki oyuncu.
Filmin adı ''Fractured''
Adam karısı ve çocuğuyla şükran günü aile ziyaretinden dönüyor.Uzun yolda başlarına bir kaza geliyor.Kızı benzin istasyonunda bir inşaat çukuruna düşüyor.Kız da küçük daha.Bunlar apar topar en yakındaki hastaneye götürüyorlar çocuğu. Hastane de ıssız yerde garip bir hastane,ama tam teşekküllü yani.Çocuğun emarı çekilsin diye annesi ile birlikte ilgili bölüme alıyorlar.Alış o alış bulabilirsen bul kadınla çocuğu. Tabii hastanede baba çılgına dönüyor.Ne kadın ne çocuktan eser yok!! Enteresan gerilimli bir filmdi.Enteresan da sonuçlandı. Ama yüreğimizi sıkıştıran bir filmmiş. Gerilim seviyorsanız izleyin.

Evet, başta ne demiştim, hava bugün güzel.İnsanlar yaş aldıkça bu hava durumuna neden takarlar acaba? Rahmetli anneannem (Nurlar içinde yatsın)devamlı hava durumunu takip eder, bizi de bilgilendirirdi.Annemde bu huy henüz yok ya da hava durumu takip genini, ben almışım.Ben de rahmetli anneannem gibi olmaya başladım.Habere beş kala verilen hava durumunu takip eder, telefondan son durumlara bakar oldum.Nem ne kadar, rüzgar poyraz mı,karayel mi?Bu gibi durumları takip ederek çocuklara da ''Aman oralarda yağmur varmış, aman lodosa dikkat uçma kızım, sıkı giyinin hava soğuyor'' diye mesajlarım olmuştur,oluyordur.
Hafta başı sizlere de söyleyeyim bu hafta hava hep güneşli, sıcak,mis gibi.
Dışarılarda ne kadar vakit geçirirsek,güneşli günlerden ne kadar faydalanırsak o kadar iyi olur.D vitamini almış oluruz, bağışıklık sistemize iyi gelir, yüzümüz güler,havamız değişir.
Benden söylemesi, bol güneşli günler.
☀☀☀☀


Bozkır Dizisi


Olaylar bozkırın tüm ıssızlığını yansıtan bir İç Anadolu şehrinde geçmekte.
Sakin bir yaşam sürülen bu şehir ahalisi bir gün bir çocuk cinayeti ile sarsılıyor. Daha önce  şehirlerinde böyle bir şeyler yaşanmadığını düşünen halkın korkuları depreşince ,cinayetin suçlusu bir an önce bulunsun ,olay büyümesin diye çırpınan Eminiyet Amiri Kaya'nın da desteği ile ilk buldukları zanlıya suçu yüklüyorlar.Tabii ki bu bir Suriyeli göçmen oluyor.Ancak ,olaydaki işaretler  cinayet masası Amiri Başkomiser Seyfi ve yardımcısı  Nuri Pamir'in, olayın bu kadar basit olamayacağını düşünmesine neden oluyor. Zaten küçük çocuğun cinayetinin peşi sıra başka başka cinayetler de işlenince olay kapanıp,üzeri örtülecek halden çıkıyor. İşlenen bu cinayetler, şehrin en  zengini, en hayırseveri, en işvereni vs. olan Abbas beyi  işaret etmeye başlayınca işler sarpa sarmaya /en azından Emniyet Amiri açısından/ başlıyor. Bu olaylar esnasında özel yaşamı karışık olan, bu küçük şehirde kısılıp kaldığını düşünen Nuri Komiser'de , sırlarını yakaladığı Seyfi amirinin geçmişini kurcalamaya başlıyor..

BluTv'nin 10 bölümlük ''Bozkır'' isimli dizisi bir Anadolu polisiyesi:) Toplum yarası olan çocuk cinayetleri üzerinden başlayıp ,kültürel yozlaşma,berbatlaşan gelenekler,mafya,kirli siyaset,yalakalık, kürtler,göçmenler ,şiddet,aile sorunları vs. aklınıza gelen pek çok konuya parmak basılarak bir cinayet silsilesi çözülmeye çalışılıyor. Baştan yönlendirilen katil gerçekten o kişi mi?
Yoksa bambaşka biri mi? Epey bir süre anlaşılamıyor ki bu tip polisiyelerde beklentimiz bu yöndedir. Hemen olayın çözülmesi, gizemin kalkmasını beklemez ve istemeyiz.  Bunda da olaylar finalde ancak bağlanıyor.
Dizi sahnelerinin bozkır manzaralı görselleri çok güzel,çekimlerde çok güzel.
Bozkır dizinin konusu ilgi çekici, sahneler uzatılmadan çekilmiş.
Bozkır dizinin oyuncuları da çok iyi.
Diziyi hafta sonu oturup bir solukta izledik. Bozkır kışın girmiş yayına, biz ancak izleyebildik. İyi ki de izlemişiz.
Umarım o final sadece Bozkır dizisi sezon finalidir, gerçek final değildir.
Devamı olsa Komiser Seyfi ve yardımcısı Nuri yeni maceralarla devam etseler, ne iyi olur,diye düşündük

Oyuncular; Ekin Koç,Yiğit Özşener,Nur Fettahoğlu,Altan Erkekli
Yönetmen ;Bahadır İnce
Senaryo; Levent Cantek  ,Ali Demirel,Barış Erdoğan



özgürlükler ilham versin..

Hadi güzel ve özgür günler düşleyelim. Okaliptus ağaçlarının ardından ,denizde yüzenleri izleyelim.
Sahilde demir atmış teknelerden tekne beğenip , çook uzaklara açılalım.
Sırtımızı güneşe verip ,kış günleri hiç gelmeyecekmiş gibi davranalım.
Sabah, boz dağların kayalarını aydınlatmaya başlayan güneşe bir selam çakalım.
Işıl ışıl parlayan gerdanlığı ,siyah gecenin kadife kıyafetine takıp ,kafaları bulalım.
Sabah ise bizi bekleyen boş şezlongların üzerinde uyanalım.
Belki bugün kısmetimiz boldur, vira bismillah ,denize açılalım.
Müzik dolu, şen şakrak teknelerden sulara atlayıp, denizin koynundan çıkmayalım.
Çiçekli sokakların kenarlarında çayımızı yudumlayalım.
Madem yaz bitiyor, eylül de geldi geçti,
bugün özgürlüğü sonuna kadar yaşayalım.

sallana sallana günaydın..


Şu satırları yazmamdan bir on dakika önce, oturduğum koltukta iki kez aralıklarla deprem olduğunu hissettim.Yerden yerden bir titreştirdi.Tabii ki yüreğim pır pır etti. Depremle yaşamaya alışın diyorlar.Korkmamaya alışın.Yoksa neye alışacaksın ? Kendimizi telkin etmemiz lazım.Beterin beteri var,herşey insanlar için ,İstanbul deprem bölgesi.
Her ''an'' olabilir. Hazırlıklı olun.
Her yer toplanma alanı doluymuş.Biz şanslıyız ,çünkü arkamızdaki yeşillikler içindeki,zeytin,çınar,akasya ağaçları ile dolu park ''Toplanma Alanı'' imiş.
Her hangi bir tabela yok, şimdiye kadar bilmiyorduk.
(Bildiğimiz yer : Toplanma yeri burasıydı!!!!!, )
Belediye'nin açıklamalarından öğrendik.Çevrede ne kadar irili,ufaklı park varsa hepsi toplanma alanı olmuş.Zaten başka boş yer yok. Oralara gidip toplaşıp bekleyeceğiz.Gelen olursa,kısmet.
Bir de deprem çantası yapmalı.O kırmızı olanlar varya TV'lerde gösteriyorlar.Bundan da iş çıkartıp yakında Deprem Çantaları satmaya başlarlar mı?Acaba? Çantayı yaptık, toplanma alanına çıktık. Artık herhalde haberleşme,yiyecek-içecek,sağlık,çadır yerleri ,arama kurtarma vs. bunlarla ilgili yöneticiler hazırlanıyordur.Biz de çanta tamam,cenin pozisyonunu da öğrendik,yaşam üçgeni falan.Tabii o anı yaşayan bilir, insan korkudan herşeyi unutabilir ya.
Neyse ben bu kez daha az korktum sanki.
Alıştım mı ,nedir?
Evet alıştım ben galiba.
Ama bu az sarstı. Ondan olabilir mi?

(NOT;
Yalova 2.9 ve 3.6 .İki kez demiştim ,doğruymuş:(

Cebimdeki Yabancı


Çocukluklarından beri birbirlerini tanıyan arkadaşlar ve eşleri bir akşam yemeğinde bir araya gelmiştir. Ev sahibesi terapist Banu yerine ,estetik doktoru olan Metin'in hazırladığı harika yemeklerle dolu bir sofradadırlar. Çiftlerden Kerem ile Esra iki küçük çocuklu, uzun yıllardır evli bir çifttir. Spor hocası  Sinan ve karısı Tuba henüz çiçeği burnunda evlidirler.Ev sahipleri Banu ile Metin bir ergen çocuk sahibi ,ana babanın evdeki rollerinin farklı çizildiği bir aile yaşantısı sürmektedirler. Gecenin asıl amacı eşinden ayrılıp,''20'lik bir genç kızla'' yaşadığını düşündükleri arkadaşları Suavi'nin bu kız arkadaşı ile yemeğe katılıp,yeni sevgilisini  kendileri ile tanıştırmasıdır.
Fakat Suavi yalnız gelir.
Biraz bozulsalarda yemeğe geçerler.Yemekte konu cep telefonlarına gelir, cep telefonunda herkesin çok özel şeyler saklayabileceğini konuşurlar ve bir oyuna başlarlar. Herkes telefonu ortaya koyar ve kime ne gelirse hep beraber okuyup/dinlemeye karar verirler. Tabii ki işler boylarını aşar,
amanın ne sırlar ne rezillikler ne dedikodular ortaya saçılır.Hepsinin hayatı bir anda altüst olur...
Yönetmenliğini Serra Yılmaz'ın yaptığı BKM ve Ferzan Özpetek filmi.Sinemalarda izleyememiştim. Yeni izledim çok hoşuma gitti.Tam günümüz insanlarını yansıtan, keyifle izlenen, komik, düşündürücü bir film. Mesela siz de böyle bir oyuna ''Varım'' dermiydiniz? kara kutu telefonlarınızda sırlarınız var mı?
Bu hafta için benden bir film tavsiyesi olsun.
Güzel bir hafta dilerim.


iki hasret daha başlar..



Güneş ,pamuk kadar beyaz ,öbek öbek geçen ,küçüklü büyüklü bulutların arasından bir görünüp, bir kaybolsa da hava yine sıcak.Dışarıda hafif serin bir rüzgar var, ama arabanın içine fayda etmiyor.Lacivert asfalt yol, iki yanında yeşilin en güzelinden tonlarla boyalı ağaçlarla ,tek tük geçen araçlardan çok kaldırımında yürüyen gençlerle dolu. Arabanın camını iyice indirip, unuttuğumuz dörtlüleri yakıyorum.Baba dışarıda kendine bir ağaç gölgesi bulmuş, iki eli belinde ağaçların içinde kaybolmuş, 3 katlı binayı seyrediyor.
Erkek çocukları genelde/hemen hepsi/ bir ellerinde çektikleri ,tıka basa dolu büyücek tekerlekli bir bavul, yine iyice doldurulmuş sırt çantası,diğer ellerinde bilgisayar çantası ve kulaklıkla tıngır mıngır geliyor.
Kız çocukları genelde/hemen hepsi/ arabayla ,kutu ,koli,hurç,torbalar,ve tabii en az iki bavul ilavesiyle giriş yapıyorlar.Çoğu ya taksi ya aile arabası hatta kamyonet tutup geliyor.Kızlar yurda sanki yerleşme babında, erkekler ilişme babında geliyor  gibiler.
Yine de hepsi bir mahsun mu ne? İlk günler zor geçer , hasret çöker eminim yüreklerine.Mutlaka ana/babalar tembihlemiştir''Varınca ara, unutma'' diye.
Unuturlar.Gerçi benimkiler alıştı. Oğlum artık dördüncü senede, kendiliğinden
''Bindim vapura,indim terminalde'' falan diye mesajlarını ihmal etmiyor.
Bizim isteğimizde o zaten.Sadece haberdar olmak.Çünkü ana babalık,birazda, çocuklar yetişkin olma yolunda olsa bile, hep bir endişe, hep bir merak içinde bulunma hali.
Tek bir isteğim var /beni haberdar etmeleri dışında/;
Yolları açık olsun, bahtları güzel olsun,başarılı olsunlar ,mutlu olsunlar.
Bizim okul /gurbet sezonu da ,güzel bir hafta sonunda ,böylece açıldı.

haftaya karışık başla

9 eylül ,yeni bir haftanın ilk günü.Bu günü özel kılan şeylerden biri ''İzmir'in düşman işgalinden kurtarılması''Hep öğretilen tabiriyle''Düşmanın denize dökülmesi.''İzmirlilerin bu mutlu gününü kutluyorum.Mustafa Kemal Atatürk'ü,silah arkadaşlarını bir kez daha minnetle anıyorum,makamları cennet olsun.
 Memleketimizi ,insanlarımızı uzun yıllar bir arada görmek istiyoruz. Şu satırları yazarken ,yakındaki okuldan İstiklal Marşı'mızın çalındığını duyuyorum. Okullar bugün dersbaşı yaptı. Yakınımızda bir anadolu lisesi ,bir de özel okul var. Sık sık neşeli öğrenci sesleri, hopörlörden gelen boğuk öğretmen sesleri,zil sesleri,servis kornaları duyuluyor.Canlı bir muhitteyiz. İstanbul zaten capcanlı.
Baksana yıllardır hep düşündüğümüz ,gece neden toplu ulaşım yok? sorunu yeni belediye başkanıyla çözülünce gördüler ki gece yolcusu binlerceymiş. Metrolar tıklım tıklım gidiyor ,geliyormuş.Yani büyük bir ihtiyaçmış bu. O kadar çok insan yaşıyor ki taksicisine de yeter, minibüsçüsüne de.Toplu ulaşım sabaha kadar olmalı.
Bir de güvenli yaşıyoruz, diyebilsek. Gencecik, yetişmiş, anababanın gözbebeği evlatlarımızı tinercilere, bağımlılara kurban etmeyeceğimizden emin olsak. Beyoğlu'nun orta yerinde , toplu ulaşım durağında üç erkek can güvenliği olmadan tramvay bekleyemiyorsa, hangimiz bekleyeceğiz? Artık güvenlik güçleri,sadece siyasetçileri değil halkı da korusunlar, evlatlarımızı korusunlar.
Bu konuda yazmak istememiştim. Hangi konuda yazmak istemiştin ,derseniz.
Biraz olumsuz duygularla geçti bu hafta sonu.İyi şeyler ,umutlar tükenmesin desek de bazen yaşadıklarımızdan ziyadesiyle duyduklarımız bizi tüketiyor. Geçenlerde ''The Great Hack''diye bir belgesel izledim. İnsanların sosyal mecralar aracılığı ile nasıl istenildiği gibi yönlendirilip, hissettirildiği,öyle sandırıldığı ile ilgili.Çok etkiledi beni.Farkındaydım ama belgeli, şahitli falan anlatılınca nasıl bir kobay sürüsü olabildiğimizi anlayınca bir fena oluyor insan.
Onun için diyorum ki kendimizi bu sosyal medya denilen olayda, fazlaca kaptırmayalım. Seçimler için bu işleri kullanan her şey için kullanır.
Mesela kadın koymuş''Tereyağı ile yoğurt mayalama'' Yani nasıl? Olur mu? Yıllardır kimseler duymamış da sen mi buldun bunu.Hayır eşim ısrar edince denedim ,birde:)) Tabii ki tutmadı.Yorum yazdım, tutmadı ,diye.Bıraksan çemkirecek.Sal gitsin dedim.Kabahat sende.Kırk yıldır bildiğin anan-baban usul varken tereyağı ile yoğurt denersen, olmaz tabi.
Yani dediğim her şeye atlamayın :)
Çok ortaya karışık oldu ama,kafam da karışık zaten, bu günlük herkese en güzelinden bir pazartesi günü diliyorum.İyi haberler alacağımız günler bizimle olsun.
Şükürler olsun:)



Eylül'den bir fotoğraf anlatın..

''Bugün eskilere bakıyoruz. Fotoğraf albümlerinizi açın ve yazılması gereken bir fotoğraf seçin.Fotoğrafta ne var, kimler var, ne görüyorsunuz, kaç yıl geçmiş aradan,ya da kaç hafta.Sonra dönüp aslında fotoğrafın sınırlarının dışına bakın,fotoğrafta gördüğümüz değil,görmediğimiz şeyleri yazın.Ufak yada büyük şeyler ,ne hatırladınız o fotoğrafla ilgili.''


Sanırım kişilerle ilgili bir yazı olması gerekirdi.Ama ben kocaman bir üzüm kasası resmine takıldım fotoğraflarıma bakarken.
Resimde plastik ,koyu renkli bir kasa var.Üzümler kasanın dibinde kalmış.Bakıyorum çavuş mu diye?Buraların meşhur üzümü.Tam yemelik.Eylül de tam zamanı.Ama yok değil sanki.Çavuş üzümü daha sarı ,ince kabuklu olur. Çekirdeği çıtır çıtırdır içinde.Lezzetlidir. Bunların yaprakları üzerinde, tam olmamış ,biraz koruk gibi,diriler. Yeşil yeşil duruyorlar, üzerileri buğulu. Başka bir cins olsa gerek.Kasanın ön tarafına beyaz bir defter sayfası iliştirilmiş;
''Üzümler Ücretsizdir''
 yazıyor. Gelen geçen yemiş, belli.Dipte kalmış bir kaç salkım ancak.Acaba yeni mi bıraktılar üzüm kasasını oraya, yoksa sabahtan beri burada mı?Yanında beyaz papatya iskemle duruyor.Belki de üzümlerin sahibi biz gelmeden önce orada oturup, gelen geçene ikramda bulunuyordu, hem de onlarla üç beş sohbet ediyordu.Belki üzümcülüğün neden gerilediğini, yeni gençlerin üzümcülük yerine pansiyonculuğa rağbet ettiğini anlatıyor, dertleniyordu.Şimdi saat  geç oldu.Akşam çökmek üzere.Sanırım evin dinlenmeye gitmiştir.Üzümler gelen geçenin göz hakkı . Çünkü bahçedeki asmanın üzerinde de olmuş bir dolu, olgun üzüm sarkıyor.Çok güzel görünüyorlar .Belki de bağları var. Malum  bu ada üzüm bağlarıyla meşhur.
Şarapçılık yapan yerler var.Genelde bu amaçla üzüm yetiştirir olmuşlar.Bir zamanların tadı damaklardaki çavuş üzümü biraz öksüz kalmış.Tur rehberi birazdan bizi tadım yapmaya bir bağ evine götürecek.
Böyle bir tadım etkinliğine daha önce katılmadım. Tam da gurup vakti şöyle bir kadeh hoş olabilir. Elimi kasaya daldırıp salkımlardan bir tane koparıp ,ağzıma attım.Mayhoş bir tadı var, ağzı kamaştıran türden.Yine de lezzetli ve sulu.İçlerinde bir tane bile ezik,çürük yok.Bedava diye ,çürükleri koymamışlar kasaya.Bravo.Bir tane de koparıp yanımdakine verdim. Burun kıvırmaz mı? Yıkamadan yemem ben onları,ilaçlıdır belki?
Haspam benim,yemezsen yeme,dedim.
Tabi içimden..


Agustos 2019 'da neler olmuş?


Haberlere bir ay boyunca kulak tıkamak istemiştim. N'oldu? Mümkün olabildi mi? Tabii ki ; koca bir hayır.

🌲Memleket tam bir yangın yeri. Gerçek anlamda hem de. Ege'de Marmara'da Güney'de orman yangınları binlerce ağacın, canlının küle dönmesine,binlerce dönüm toprağın kararmasına neden oldu.
Üstelik bu sayede THK'da kullanılmayan yangın uçakları olduğunu, Tarım ve Orman Bakanlığının bu uçakları kullanılır hale getirmek yerine ,yangın söndürme işini özel sektöre yaptırmayı tercih ettiğini öğrendik. Uçaklar bozukmuş falan filan.Acaba devletin uçağını biz mi tamir edip kullanılır hale getireceğiz? Yazıldı çizildi.Peki ne oldu? Bilmiyoruz?

🌴Yanan sadece ormanlar değildi.Cayır cayır yanan şehirlerarası otobüsler de insanlar öldü. Evet otobüsler durup dururken tutuşuyordu.Nedeni daha önce de gündeme gelen konu;10 numara yağ olayıydı. Peki ne oldu? Ne gibi önlemler alındı?Bilmiyoruz.

🌳Ormanları sadece yakarak değil keserek de yok etmekte üstümüze yok.Bu da bir memleket gerçeği. Kaz dağlarında maden çıkartma uğruna yabancı şirketlere satılan ormanlık alanlarda binlerce ağaç kıyımı yapılmış, tepeler kele dönmüş, iş işten geçmiş ,birden aklımız başımıza gelmiş;''Kaz Dağları ''diye ortalığı ayağa kaldırdık.Nöbetler tutuluyor,Fazıl Say konserler veriyor.Ağaçlar gitmiş de işte yenileri olmasın, ya da siyanür kullanılacakmış falan.Sonra ne oldu?Bilmiyoruz.

Son günlerde yüreklerimizin kanayan yaralarından ,bir kadın daha erkek şiddetine kurban oldu. Her zaman arkasındayım sözümün, sadece kadın değil insan cinayetlerinin hepsine karşıyım. Ama bu kaçıncı, isimlerini hatırlayamadığımız kaç can, hiç uğruna yok olup gidiyor. Hala ne bir caydırıcı ceza ,ne bir tedbir, ne gerçek bir tepki  var ortada.Sadece sosyal medyada yazılan çizilenler.Bir ceza verildi mi, bir sonuç var mı? Bilmiyoruz.

Bir ara yazdı ,söyledi haberler Şanlıurfa'ya 95 ABD asker geldi.Daha da gelecek,ortak bir harekat merkezi kurulacak denildi.Kuruldu sanırım,kısa kesildi haberler, tepkiler.Neler oluyor ,bilmiyoruz?

🍅Ucuzluyan ,2-2,5.TL ye inen tek şey domates oldu herhalde.Kadınların milli çalışması haline gelen kavanoz domatesi rahat rahat yapıldı. Onun dışında ;
Doğalgaza yüzde 15 zam,
Ulaşım minibüs(Yüzde 20)indi-bindi 2,5TL -Taksi ücretlerine(Yüzde25) zam,
Okul servislerine zam, en kısa mesafe 243.-TL
Benzine zam ,zaten devamlı var.
Bu zamlarla mücadele etsinler diye,memur ve işçilere de zam vardı. Kamu işçileri pek havalı girdikleri pazarlıklara, işi uzatmamaya karar verip yüzde8+4 ile son verdiler.Memurlara da işte üç beş bir şeyler verildi,yazmaya değmez çünkü eriyip bitti o zamlar çoktan.

🚗Tabii ki iyi şeyler de olmuyor değil.İzmir-İstanbul arası ulaşımı 3,5 saate indireceği söylenen otoyol ,açıldı. Yapılması gereken, güzel bir hizmet.Yol güzel,zamandan tasarruf sağlıyor.Ama keşke yüzlerce lira para verip geçebildiğimiz bir yol değil de;'Vay be ne şahane devletimiz var şahane yollar yapmış, halka hizmet böyle olur, ne güzel olmuş '' diyebilip parasını düşünmeden geçip gidebilseydik.

🎁Ağustos ayının 11-14 tarihleri arası Kurban Bayramıydı. Pazar-Çarşamba arası 4 günlük tatilin, perşembe ve cumasının tatile bağlanmaması biraz şaşırttı:)

🎈İstanbul'da cuma-cumartesi günleri 24 saat ulaşım kararı çıktı. Böylece dünya üzerinde gece de toplu ulaşımın yapıldığı 8 şehir arasına girmiş oldu. Bu İBB'nin sanırım en çok beklenen hizmetlerinden biriydi.


🎆30 Ağustos'da Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün Başkomutanlığında kazanılan ,şanlı zaferin,Büyük Taarruz'un 97.yıldönümü törenlerle kutlandı.
97 yıl önce  30 Ağustos 1922'de Başkomutanlık Meydan savaşı kazanıldı. 26 Ağustos'da başlayıp hızla yayılan bu savaş sonucu Yunan orduları yerle bir edildi.Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın  ''Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir,ileri'' emri ile askerlerimiz İzmir yoluna da girmişler ,ordumuz 9 Eylül'de İzmir'i düşman işgalinden kurtarmıştır.Bu günkü Türkiye'miz o günlerden bu günlere ulaşmıştır.Bu vatanı bize bırakan tüm şehitlerimizi rahmetle ,minnetle  anıyoruz.

Bu gün Ağustos ayının son günü.
Yaz yavaşça veda ediyor.
Kısaca aklımda kalan havadisler bu kadar.
Umarım güzel haberler, güzel günler hepimizin olsun..

Cunda, Rahmi Koç Müzesi

Taksiyarhis Kilisesi 1873 yılında Alibey (Cunda) adasında yaşayan Rum Ortodoks cemaati tarafından inşa edilmiş.O zamanlar Ada nüfusunun çoğunluğunu Rumlar teşkil etmekteymiş(8000-10000 civarı sayıda) Kilise Taksiyarhis'e yani Koruyucu Baş Melekler Cebrail ve Mikhail 'e atfedilmiş.
Halen Ada'nın en önemli anıt yapısı olan  tek kubbeli kilise binası,
1927-1928 yıllarında minaresiz bir camiye çevrilmiş.1944 yılında yaşanan depremden sonra terkedilen bina bakımsız kalmış, zamanaşımı ve insan hasarları sonucu iyice tahrip olmuştur.1989 yılında korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenen Taksiyarhis kilisesi, 2011 yılında Rahmi M.Koç Müzecilik ve Kültür Vakfına verilmiş, yıllardır bakımsızlıktan çürümekte olan bina ,2014 yılında , bir müze olarak, ziyaretçilerin gezisine açılmıştır.
Müzede ,İstanbul ve Ankara'daki Rahmi Koç müzelerinin benzeri bir koleksiyon sergilenmektedir.
Rahmi Koç Müzesi










Ayvalık




Ayvalık

Tavsiye notu;
Cunda'ya giderken mutlaka deniz yolunu tercih edin.Ayvalık'dan Cunda'ya sık sık işleyen motorlar var. Püfür püfür deniz havası, harika manzaralarda cabası.