Ekim haberlerinden özetler,

  Ne kadar hızlı bir haber gündemi var bizim memlekette. Kasım ayı geldi çattı.Hızla geçen Ekim ayında her akşam izlediğimiz haberlerden akılda kalanları not almışım bu ay.Şöyle bir özetleyerek bloguma da not bırakayım.Çünkü öyle balık hafızalıyız ki.Görüp duyup geçiveriyoruz,unutuyoruz bizi nelerle oyaladıklarını.Buyrun;
*Doğalgaza, elektriğe  %9 yani üç ayın toplamı %29 zam geldi.
*Ayın üçünde enflasyon oranı açıklandı; eylül ayı için tüketici enflasyonu %24,6 üretici enflasyonu ise %46..
*Devlet kamusal denetimi Mckınsey isimli  bir ABD şirketine verildi.

*Batmanda 8 şehit verildi(Allah rahmet eylesin,nurlar içinde uyusunlar).
*Bahçeli,Meral Akşeneri twitter üzerinden tehdit etti.Aynı akşam kalabalık bir Mhp'li grup Akşener'in evi önünde eylem yaptı.Akşener ve kocası tek başlarına
cesurca bunları bir güzel paylayıp azarladı. Ortalık karıştı.
*Domates 10 TL lerde geziyor.
*Cumhurbaşkanı tepkileri gözardı etmedi, Mc Kinsey' le anlaşma falan yok, biz bize yeteriz, dedi.Bu fikri savunanlar açıkta kalıverdi, olay bitti.
*Bu arada Suudi bir gazeteci Suudi Arabistan Büyükelçiliğine,özel bir işi için girdikten sonra bir daha ortada görülmedi. Ortalık uluslararası boyutta karıştı, olay büyüdü.15 gün sonra olayla ilgili araştırma yapıldı.Gazeteciyi feci şekilde öldürdükleri ortaya çıktı.
*Memleketteki krizin müsebbibi olarak görülen,  çeşitli zamanlarda çeşitli sıfatlarla anılmış olan Brunson , görülen son mahkemesinde serbest bırakıldı,memleketine gitti.Kendi başkanı tarafından karşılanıp, duası alındı.  Bizde de dolar düşsün diye beklendi,uzun süre sonra dolar 5'lere indi,herkes ohh bak dolar düştü dedi.Oysa mart ayında dolar zaten 3'lerdeydi.
*Ekonomi bakanı 3 ay, yani ekimin yarısı kasım ve aralık oluyor, doğalgaz ve elektirik zammı yapılmayacak dedi. Ekim başında yapılmıştı zaten ayıp ya hu) %10 indirim kampanyası başlattı.
*Arda Turan ile şarkıcı Berkay bir gece kulübünde sabaha karşı birbirine girdiler, burunlar kırıldı, kurşunlar atıldı.Tüm magazinde ve ulusal
haberlerde birinci sıra oldu. Sonra olay  birbirden bire kapandı.
Bir kaç gün sonra Arda'nın bebeği oldu, eşiyle mutlu pozlar verdi.
*Bahçeli, yerel seçimlerde kimse ile ittifak yapmayacaklarını ilan etti.(Küstü çünkü galiba)
*Danıştayın andımızın okunmasını yasaklayan yürütme kararını
iptal etmesine iktidar karşı çıktı, Mhp alkışladı.Ne var andımız okunsa ,neyi rahatsız edici ,dedi.İktidar ise bizim tek andımız İstiklal Marşıdır, deyip nokta koydu.
*Yıl 2018.İki ana kuzusu,iki kahraman askerimiz donarak şehit oldu.İçimiz kavruldu.Mekanlar cennet olsun.

*29 ekim Cumhuriyet Bayramında yeni havaalanı açıldı.İsmini bir tek cumhurbaşkanı biliyordu ,sonunda konuşması sırasında açıkladı; İstanbul Havaalanı.
Cumhuriyet resepsiyonu ülkemizde ilk kez kez Ankara dışında İstanbul'da
henüz bitmemiş havaalanında  yapıldı.
*Ekonomi düzelsin diye bazı  vergilerde indirime gidildi.(beyaz eşya ,araba falan gibi mallarda)
Oysa halk gıda fiyatlarında, elektrik, doğalgaz ulaşım fiyatlarında indirim beklemekteydi..
------

Her yönden farkındalıklarımızın artması dileğiyle...
Güzel bir Kasım ayı geçer umuduyla...

(sizin de aklınıza gelenleri yoruma ekleyiverin)

kombiden aile hekimine,dünkü hikayem.

Dünkü hikayem mim konusu.Mim başlatan sevgili Sessiz umman .Ben de Handan'da ' görünce yapmadan geçmedim. İşte yazdığım güne göre, dünkü olanlar;

Ne çabuk haftasonu geldi. Bu aralar günler hızla geçiyor.Çok meşgul falanda değilim oysa. Hani öyle hızla geçtiğini anlamayacak kadar. Dün mesela sabahtan evdeydim. Kombici gelecek diye, onu bekledik.Kombi iki kıştır garip ıslık
icat etti. Ne zaman sıcak su musluğunu çevirsek başlıyor''iiiiiyyyy'' diye düdük gibi tiz bir sese.Önceleri hafifti ses , artık volümünü iyice yükseltti. Kombici geçen yılda bakıma gelmişti;
''Abi idare edin, bu parça zor bulunuyor, işte çok pahalı parça'' falan diye bizi oyaladı. Şimdi bakalım ,parçayı sipariş edecekmiş. Bir kaç güne gelirmiş.
Yani önümüzdeki haftada bir kaç gün kombici beklenecek. Dün sadece ilk kontolü yaptı gitti.
Onlar mutfakta uğraşırken bende telefona bakıyorum, orada gördüm,face de, bizim şu anki belediye başkanı yine aday olacakmış,sinirim zıpladı.'Kardeş sen ettin de ,ne kattın ilçemize de tekrar aday olacaksın' .Bize sormayacaklar tabi aday mı olsun diye ,lakin bir oyumuz var, o oy da tekrar sana gelmez, diye meşveret ettik kombici gidince eşcağızımla.
Ihlamurlarımıza bu sefer azıcık limonda sıktım.Nezlemsi,gribimsi vaka bir haftadır yakasından düşmedi.İlaç da içmiyor;
'' hadi kalk ''dedim
''aile hekimine gidelim''. Eşim biraz nazlandı önce.Dedim ,nasılsa telefona aplikasyon indirdin.He dedi, doğru, dur oradan randevu alalım. Biliyorsunuz artık aile hekimleride randevulu sisteme geçmiş.182 telefondan ya da cep telefon uygulamasından(MHRS) randevu alıp öyle gidiliyor. Öğlen 13' e randevu aldık.
On beş dakika önceden gelin, deniliyor. Fakat zaten 12.00-13.00 saatleri arası kapalıymış aile hekimliği.Biz bire çeyrek gittik,hep dakik davranırız, kapalıydı. Neyse açıldı bizim doktor hanım saat 13.30 da gelecekmiş.O zaman niye bu randevu saati 13 verildi,diye söylenmeyelim, dedik.Oturduk bekledik. Bu arada gelen gidene danışmadaki kadın,randevu sistemine geçtik, demekten helak düştü.
Bizimki saat 13.30 da arabasını kapıya park etti. Aile hekimliği bir apartmanın giriş katında , otur caddeyi seyret canın sıkılmaz. Geldi, hiç bekleyen var mı yok mu ,sormadı bile.Neyse bu konuda fazla yazmayayım.İlaçlarımızı yazdı. Ne muayene, ne bir soru .Sadece grip için şunları yazar mısınız?,dedik. Hiç itiraz etmeden yazdı. Zaten beklerken de gördük ki gelenlerin çoğu ilaç yazdırmak için geliyorlar.
Bizim  aile hekimiziz üç kez değişti, üçü de ayrı yazı konusu çıkartır emin olun. Neyse yine de eksik olmasınlar,diyelim.Hekimlik saygın mesleklerin başında gelir.Varolsunlar.
İlaçlarımızı alıp,işimizi halledip eve geldik. Akşam üzeri canlarımla konuştum.Vize dönemi başladı, ders çalışıyorlar.Özlem tavan durumda.
Sonra tv de donarak şehit olan evlatlarımızın haber ve keşke hiç yayılmasa dediğim, görüntüleri ile kendi kendime ağladım, durdum.(Allah rahmet eylesin)
Haberlerde mutsuz ülkeler arasında başlardaymışız, diye anlatıyordu.Mutlu olacak haber mi veriyorsunuz ki deyip tv kumandasını koydum sehpahanın üzerine. Mutfağa geçip akşam yemeği hazırlıklarına başladım. Ne mi pişirdim;mercimekli bulgur pilavı ile yanında köfte..

.......


bu haftaya denk gelen ,güzel hediyem..


Bu hafta  Cumhuriyet Bayramı haftası.Bundan 15-20 yıl öncesi Cumhuriyet bayramları ile ilgili yapılan gösterilerle kıyaslandığında, zamanımızda bu büyük Cumhuriyet Bayramımızla ilgili çok farklı bir atmosfer hakim. Biliyorsunuz İstanbul'a ,(daha doğrusu Trakya bölgesine ) 3. havaalanı yapıldı .Gerçi Atatürk Havaalanı kapatılacağı söylendiğine göre 2. sayılır ama şimdilik ''üçüncü'' diye anılıyor. Üçüncü denilmesinin  bir nedeni de henüz havaalanının isminin açıklanmaması. İşte bu havaalanı açılış töreni tam da 29 Ekim 2018 tarihine denk geldi.
Coşkuyla kutlanmasını gönlümüzün arzu ettiği Cumhuriyet Bayramımızın 95.yıl törenleri sanki havaalanı açılış törenlerinin ardında, onun gölgesinde kalacak gibi.Devlet büyüklerinin kutlamaları ilk kez başkent Ankara'nın dışında İstanbul'da yapılacakmış. Laf aramızda zaten Cumhuriyet de o önceki yılların cumhuriyeti gibi değil. Yönetim şeklimiz değişik bir hal aldı, biliyorsunuz.Yeni sistem var artık.
Yine de eskinin sadece adı kalsa da, bizim nesil ve çocukları 29 Ekim Bayramımızı coşku ile kutlamak istiyoruz. Bayraklarımızı asmak, resmi geçit törenleri izlemek, medyada Cumhuriyet ile ilgili belgesel,film, toplantılar izlemek vb.faaliyetler hoşumuza gidiyor.
Şimdi tüm değerlerin değiştiği gibi (milli ve dini)bayram kutlamaları da eski önemini yitirdi.
Günümüzde önemli olan,ilgi çeken şaşalı,pahalı,gösterişli,kalabalık açılış törenleri .Bunların tüm medya da tek ses ile yayınlanması, yayılması.Bu Bayramda büyük havaalanımız açılıyor.Otobüs otobüs insanlar gidecek, tv'le sabahtan akşama yayın yapacak.Yaşasın havaalanımız diye alkışlanılacak. Bu havaalanı açılasıya neler yaşandı hoop üzeri bir örtü ile toparlanıp, oldu bitti sonunda açıyoruza, getirilecek.
Bu  konular bize medya aracılığı ile dayatılanlar.
Tabii ki herkes kendi içinde kendi hayatında yaşıyor ama dinlediğimiz için kayıtsız da kalınmıyor. İki satır yazası geliyor insanın.

 
Bu haftaya özel bir hediye de aldım .Tesadüf ,güzel denk geldi.Üniversiteden,
hiç eskimeyen bir dostumla buluştuk. Bana geldi. Epeydir görüşmemiz zaten, demli çaylarımız eşliğinde muhabbeti koyulttuk. Gelirken bana Yılmaz Özdil'in yeni çıkan kitabı Mustafa Kemal 'i getirmiş. Henüz almamış ve okumamıştım. Çok hoşuma gitti.Okuduğum kitapta yeni bitmişti. Şöyle bir sayfalarını karıştırdım, Yılmaz Özdil kendi uslubuyla, herkesin okuyabileceği şekilde,bilmediğimiz pek çok yönüyle anlatmış ulu önderimiz Mustafa Kemal'i. Severek okuyacağım. Umarım bu kitabı hepimiz alır okuruz.Hediye için de harika bir seçenek.
Bizim nesil için adeta bir düsturdu şu cümle;
''En güzel hediye kitaptır.'' 
not: kitabın iç rengi bayrak kırmızısı ve kitap ayracı özellikle çok güzel düşünülmüş.
Bol okumalı günler bizimle olsun ..

Kadın dizisinde nihayet kavuşma

''Kadın'' isimli dizi açık ara en sevdiğim dizi .Sezon finali biraz hayal kırıklığı ise de ( İlgili yazım burada ) bu dönemde yine zevkle seyretmeye devam ediyorum. Salı geceleri tek dizim Kadın. Bahar ve çocukları Nisan ile Doruk'un yürek burkan hikayeleri, onların bu zorlu hayata bakışları beni derinden etkiliyor. Bahar ile Arif aşkı filizlenirken,  Sarp'ın ortaya çıkması biraz ''Selvi Boylum Al Yazmalım'' filminin son sahnesine doğru mu gidiyoruz, dedirtse de farklı bir gidişat olmasını umut ediyorum. Bahar'ın hastalığı ilerliyor. Hastalığın çaresi Şirin'de ama Şirin bu çareye hiç yanaşmıyor.Bakalım nasıl bir çözüm bulunacak. Bu arada Sarp 'ın Bahar ve çocuklarının hayatta olduklarına dair şüpheleri nihayete eriyor ve yaşadıklarını sonunda anlıyor.
Dizi başından beri baba hasreti çeken Doruk'un ve Nisan'ın en nihayetinde bu bölümde babalarına kavuştukları, yayınlanan 2.fragmanla açıklandı.


Fragman bile ağlatıyor.O nasıl bir kavuşmadır,nasıl bir özlemdir.
 Acaba Bahar'da Sarp'ın yaşadığını öğrenecek mi?  Doruk'un bu haberi annesinden saklayabileceğini sanmıyorum. Kesin söyler:)😊
Bu arada Sarp'ın ve Pırıl'ın ,kendilerini ortadan kaldırmak isteyen bir düşmanları olduğu ve ondan gizlendikleri de ortaya çıktı.😑 Yani işler karışık..
Neyse Doruk ve Nisan babalarına kavuştu ya.
Bakalım şimdi neler olacak. Salı akşamını bekliyoruz..

Kıbrıs Tatlısı



Bu şerbetli, üzeri muhallebili,unsuz sayılabilecek Kıbrıs tatlısı, gerçekten kahve ya da çay yanına çok yakışan ,bir tatlı oldu .
Sevgili  Emel'in Mutfağı 'na(@emel_akan) teşekkürler bu güzelim tarif için. Bilirsiniz internette gördüğünüz her tarif uymaz.Ben deneyip mükemmel sonuç aldıklarımı paylaşıyorum burada.Bu gün pazar, şöyle güzel bir tatlı tarifi bırakmak istedim bloga.
Kıbrıs tatlısı epeydir aklımda.Denenmek için sıra bekliyor. Bu hafta sonu evlatlar burada olacak , değişik bir tatlı olsun dedim. İnstagramda görüp denediklerim arasına Kıbrıs Tatlısı da katılsın istedim. Emel'in Mutfağı'nın instagram sayfasından denedim tarifi.En mantıklı tarif o geldi. Hem hafif ,iç baymayan bir tatlı oldu, hem de lezzeti tam yerinde.
İşte malzemeler;

*2 su bardağı toz şeker,
*2 su bardağı su ,
kaynatılır, içine dört beş damla limon sıkılarak şerbet hazırlanarak, soğumaya bırakılır.

*3 yumurta,
*1 çay bardağı toz şeker(normal çay bardağı)
*1 çay bardağı sıvı yağ,
*1 su bardağı iri kırılmış ceviz,(200 ml'lik bardak)
*1 su bardağı galeta unu,
*1 su bardağı hindistan cevizi,
*1 paket kabartma tozu, bir paket vanilya,
*1 tatlı kaşığı tarçın.
Önce oda ısısındaki yumurtalar ile toz şeker iyice çırpılıp, diğer malzemeler
ilavesiyle kek hamuru hazırlanır. Tereyağ yada margarin ile yağlanmış kare borcama dökülür. İnce bir hamur, kabarmayacak falan diye endişelenmeyin. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında 20-25 dakika kadar kalsın.(30 dakika denilmiş ama o biraz yakıcı olabilir, fırını arada kontrol ederek pişirin.)
Siz bu arada muhallebisini hazırlarsınız ki o da azıcık ılınsın.
Fırından çıkan yine size çok kabarmamış gelecek kekin üzerine soğumuş şerbeti güzelce dökün.Kısa sürede şerbetini çekecek kendisi.

*1 litre süt,
*2 çorba kaşığı nişasta,
*2 çorba kaşığı, un,
*1 çay bardağı toz şeker,
*1 paket vanilya,
*1 paket toz krem şanti( Orjinal tarifte krema koymuş, bende yoktu,olanla yaptım)
Bir tencerede karıştırılan nişasta, un, tozşeker ,vanilyaya 1 litre sütü ilave edip ,göz göz olana kadar karıştırarak hazırlanan muhallebinin içine en son ocaktan aldıktan sonra krem şantiyi de ilave edip 4-5 dakika iyice mikserle karıştıralım.
(upuzun bir cümle oldu :)  ) Muhallebimizi de şerbeti iyice çeken kekin üzerine yaydığımızda evet meşhur Kıbrıs tatlımız önce soğumaya sonra  afiyetle yenilmek üzere sofralarımıza hazır.
Ağız tadıyla, güzel bir pazar günü geçsin..

kahvenin yanına..



Yine bir sabah canım hiç mi hiç yazı yazmak istemiyor. Zaten gece çok fena bir rüyadan korku içinde uyanmışım.Bakmışım saat 6.33' ü gösteriyor. Bitişik evdeki hanım kalkmış mutfakta tıkır takur , çat çut kahvaltı hazırlığında.
Zaten rüyadan korkup uyanmasam , kadının bu sabahki mutfak gürültüsüne uyanacaktım. Ev alırken dikkat edin arkadaş.
Sizin yattığınız oda, bitişik dairenin mutfağına duvar komşusu olmasın. Yoksa siz daha sabahın kör karanlığında tatlı tatlı uyurken, yandaki hatunun çaydanlık tıngırtıları arasında uyanabilirsiniz.
Rüyamı anlatacaktım;bizim evden havaalanına inen uçaklar görünüyor. Rüyamdada balkonda bu uçakları seyrederken bir tanesi göz göre göre aman aman !demeye kalmadan düşüverdi. Sonrası bir yangın bir kıyamet.Tüm kasabayı patlattığı gibi en son bizim balkon ve bahçe alev almıştı ki gözlerimi açıp yatağa oturup, derin bir soluk aldım.
Bazen ''çok şükür rüyaymış'', diye uyanır, yatağı yorganı öpersiniz ya o vaziyette. Bakılmaktan yaprakları lime olmuş rüya tabirleri kitabıma göre ;
Rüyada yangın görmek bir kaç şekilde yorumlanırmış.Kara kara dumanlar hayra alamet değilmiş,sırf alevler varsa bu iyiymiş, mal ,mülk kısmet gelecek size,demekmiş. İyiymiş yani. Ben de iyiye yoruyorum zaten.Hayırdır inşallah.
Uyku yalan olunca, kalkıp bloga bakayım dedim.
Komşuları dolaşıp, okudum,yorumladım,bazılarını yorumlamadım, sadece okudum. Bir post hazırlayayım dedim, içimden gelmedi, konu beğenemedim.
Telefonu aldım elime.''Kız çocukları ''günüymüş.Herkes kızıyla resim paylaşmış.Bende kızımın akşamki instagram paylaşımına kalpli yorum attım.''Anne mesaiye mi gidicen, niye erkenden uyandın'' ,diye
kalpli gülen suratlı cevap verdi. Ben ona öpücüklü emoji attım,o bana çarpan kalp.Bıraksan böyle devam edecek.
Telefonu bıraktım.
Hava da bir güzel ki.Serin ama masmavi.Bu gün bir yere gitsek mi? diye geçiriyorum şimdi içimden.Şöyle yürüyüş yapıp, son güzel havaların tadını çıkaracak bir yerlere. Yeni kitaba da başladım ama ben dışarda okuyamıyorum.
Etrafı gözlemlemek varken satırlar arasında dolaşmak mümkün olmuyor.Bir etrafa ,bir kitaba.Madem dışarıdayım, en güzel kitap çevremde değil mi zaten,diyerek kitap çantama gidiyor çoğunlukla. Kuşlar , ağaçlar, çimenler, yeşiller, denizlerin mavileri..
Bazen sırf bunları seyretmek, en güzeli ..
Bak ne demiş Fransız Bruyere;
İnsanın hayatta yaptığı üç önemli şey vardır; doğmak, yaşamak, ölmek. Doğumundan habersizdir, ölmeyi ızdırap haline getirip, yaşamayı unutur.

yaşamayı unutmayalım...olur mu?
Görüşürüz...



momo


 Momo ,hem gençlere ,hem yetişkinlere hitab eden, zaman üzerine yazılmış, masal gibi anlatılmış bir roman. Momo isimli küçük bir kızın,insanların tüm zamanını çalan duman adamlarla mücadelesini anlatıyor. Momo zamana esir olmuş dostlarını kaplumbağa Kassiopeia ve Hora ustanın yardımıyla zamansızlıktan kurtarmaya çalışıyor.
Zevkle okuyacağınız romanın yazarı Michael Ende ,1929 yılında dünyaya gelmiş dünyaca ünlü bu kitabıda 1973 yılında yazmıs.
Dilimize ,Almancadan çevirisini Leman Çalışkan (1922-2005) yapmış.
Eser 40' dan fazla dile çevrilmiş 7 milyonun üzerinde okura ulaşmış.
Bu aralar ne okusam diyorsanız,tavsiye ederim..

nerede nasıl davranmalı?



Güzel, romantik bir ortamda müzik dinleyelim ,dedik. Şık döşenmiş, loş ışıklı,
kibar çalışanlı bir ortam. Bizim gibi üç dört masa var. Sahnede gitarı ile spor giyimli genç bir adam şarkılarını söylüyor.Henüz yeni başlamış.
Kadehlerimizi şerefe için yeni kaldırmışız.
Tam bu anlarda bir kaç genç insan içeri girdi. Kapıya yakın cam kenarında
masaya yerleştiler, sonra arkalarından bir kaç kişi daha, sonra biraz daha.
İçeri gelenler sanki uzun zamandır yeni görüşen insanlar gibi birbirlerine bir sarılmalar,coşmalar,bir kakara kikiriler. Romantik ortamlı sakin salon ,bir andan otobüs terminalinde seyahate çıkacak yolcu kalabalığı gürültüsü ile kaplandı. Yine de bir bekledik, hani yerleşsinler susarlar,dinlerler diye.
Yok anacım, yaygara yaygara üzerine. Müzisyen genç ,gürültüyü bastırmak için, hoparlörün sesini yükselterek bangır bangır şarkı söylemeye kalktı.
Mümkün değil sesler kesilmiyor,muhabbet gürültülü bir şekilde devam ediyor. Gelen grup sanki içeride müzik yapan biri yok gibi, umarsızca
konuşup gülüşme halinde.Yirmi otuz kişi oldular.
Garsonu çağırdık ,nedir bu durum ,diye..Bir iletişim firmasının toplantısı için otele gelmişlermiş.
Dedik ''sesten rahatsızız'' diğer masalarda onayladı;
'' evet biraz sessiz olsunlar''
Garson;'' tamam efendim ,müdüre haber verdik'', dedi.
Bu arada bizim müzisyen çocuk,gitarı bıraktığı gibi bara geldi;
''Ben bu .ö.. lere şarkı söylemem'' diye aldı çayını ,çıktı dışarı.
Haydaaa!
Keyfimiz yarım kaldı mı sana. Neyse gece müdürü olan bey, gelip grupla konuştu,ne etti ne dedi bilmem ,onları bahçeye aldı. Bahçede durulacak gibi değil ,soğuk hava ama orada epey bir gürültü yapma ihtiyaçlarını giderdiler.
Müdür gelip ;''kusura bakmayın'' dedi, müzisyen genç de gelip şarkılarına devam
etti.
Ancak çok sürmedi, bizim bahçe grubu ,daha fazla dışarılarda donmamak için uslu uslu gelip ,birer ikişer masalarına oturdular. Sesler biraz azalsa da yine müzik dinlemeye elverişli bir ortam kalmamıştı.Sohbet muhabbet gırla gidiyor.
Kalkalım bari,dedik,böyle olmayacak.İster istemez gürültüden etkileniliyor, ortamda bir negatiflik oluştu bir kere. Hesabı verip kalkarken müzisyen genç kendine ulaşan bir isteği yanıtlıyordu;
''Kim istedi bu Ankara'nın Bağları şarkısını bilmem ama burasını ortamı görüyorsunuz,11 den sonra arkadaşları discoya alalım, Ankaranın Bağlarını orada dinleyip göbek atsınlar..''
Biz dışarı çıkarken kalabalık iletişimci gruptan genç bir kadın şımarıkça bağırınıyordu;
''O zaman mihribanı çal, mihribanı...''
İnanamadım.
Böyle kurumsal, böyle büyük bir iletişim firması çalışanları hangi ortamda
nasıl davranmaları gerektiğini öğrenselermiş keşke..Bizim evin karşısındaki dershane öğrencileri ancak teneffüste bu kadar yaygara ve şamata yapıyor.
Nedir bu otuzlarına ,belki kırklarına gelip, nerede nasıl davranacağını bilememek.
Şöyle düşünebilirler, iki gün toplantıya gelmişim, vur patlasın, çal oynasın yapayım.Tamam da koca otelde bir çok yer varken, insanların biraz müzik dinleyip,keyif yapacağı ufak bir salonu tercih etmek, müzisyenle inatlaşmak,onun yaptığı işe saygı duymamak nasıl bir duygu ,anlaşılır değil.
Sanki kendi işleri iş, diğerleri boş iş.
Etrafı biraz gözlemlediğimizde, insanların ,''özgür davranıyoruz''kisvesi altında adabı muaşeret kurallarını hiçe saymayı alışkanlık haline getirdiğini görmek,
üzücü oluyor doğrusu..ne dersiniz..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...