ev yapımı ramazan pidesi...

Ramazan sofralarının ,olmazsa olmaz tatlarındandır ramazan pidesi. Hemen hemen herkesin hafızasında , ramazan pidesi almak için fırında kuyruğa girmişlik vardır,sanırım. Puf puf kabarık, içine konulan kağıda sıcaklığı sinip el yakan, ucundan koparıp yememek için büyük mücadele verilen, mis kokulu ramazan pideleri.
Olsa da yesek diyenler için,işte size bir ramazan pidesi tarifi.
Denedim, çok güzel oldu;

evde ramazan pidesi nasıl yapılır
*2 su bardağı süt,
*çeyrek paket yaş maya
*1 tatlı kaşığı şeker
*1 çorba kaşığı zeytinyağ
*1 çorba kaşığı tuz,
*yaklaşık 4 -4,5 su bardağı un
 (Benim tercihim:1,5 su bardağı siyez unu,
 3 su bardağı  tam buğday unu.Normal unda olur)
Üzeri için
*1 yumurta sarısı ,
*1 kaşık yoğurt
*1 kaşık zeytinyağ
*bol susam, bol çörekotu
 Şekil vermek için
Bir kaşık un , su ile karıştırılır.

-Ilık sütün içerisinde yaş maya, toz şekerle birlikte ,yaklaşık on dakika bekleyerek eritilir.
-Sonra tuz, un,yağ ilave edilerek iyice yoğurulur. (Sert olmayan, yumuşak bir hamur olmalı.) Mayalanmaya bırakılan hamurumuz bir-iki saat kabarana kadar beklenir.
-Mayalanan pidenin hamuru, üzerine biraz mısır unu serpiştirilmiş tepsiye , yuvarlak şekil verilerek açılarak yerleştirilir.Ben ikiye böldüm, tek de olabilir. (hamur yumuşak olduğundan   elinizi unlamanız gerekecek)
-Sonra pidenin üzeri ,bir kaşık un katılmış bir kase suya batırıp ,ıslattığımız  elimizle şekillendirilir.
-Bu şekilde de tepside yarım saat kadar daha dinlendirilir.
-En son iyice mayalanan pidenin üzerine yumurta, yoğurt yağ karışımı sürülür, bolca susam,çörekotu serpilir ve önceden 180-200 derece de ısıtılmış fırına verilip, puf puf olup pembeleşene kadar pişirilir.
***************************************************
İşte size sadece ramazan ayında değil , her daim evde hazırlayabileceğiniz mis kokulu ramazan pidesi tarifi..
Ağız tadıyla ,
afiyetler olsun..

19 Mayıs Atatürk'ü Anma,Gençlik ve Spor Bayramı

      19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımızın
100. Yıldönümü
kutlu olsun.

19 Mayıs

Bir zamanlar statlarda 19 mayıs Atatürk'ü Anma ,Gençlik ve Spor Bayramı için gençlerin coşku,heves ,neşe ile hazırladıkları gösterileri 19 Mayıs tören günü   gururla izlerdik.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma ,Gençlik ve spor Bayramının 100.yılında bu resimler bu kutlama paylaşımında güzel bir hatıra olarak bulunsun.



Milli mücadelenin başlangıç tarihi olan 19 Mayıs tarihini, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, aynı zamanda kendi doğum günü olarak belirtmiştir.
Milli mücadelenin başlangıcının 100.yılında, vatanın kurtuluşu mücadelesinde  katkısı olan, her ne kadar kahramanımız varsa ,tümünü saygı ve minnetle anıyoruz.

AÇLIK

Nobel Edebiyat Ödülü

Nobel Edebiyat Ödüllü yazarlar serime,
 Norveç'li yazar Knut Hamsun'un(1859-1952) ''AÇLIK'' adlı romanı ile devam ediyorum.(Çeviri:Esat Nermi)
Yazar bu kitabı ile 1920 yılında Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış.
Günümüzden ne kadar uzak bir tarih değil mi? Oysa dünya üzerinde değişen hiç bir şey yok. İnsanların duyguları, hissiyatları, yaşadıkları ,genel çerçeve içinde pek de değişmiyor. AÇLIK kitabındaki kahramanımız  yazarın kendisi,yani yaşadığı sıkıntılı günlerden esinlenerek yazmış hikayesini.Büyük bir yazar olma hayalindeki kahramanımız ufak tefek makaleler yazarak gününü kurtarır bir hayat yaşıyor. Fakat o kadar yoksul ki üzerindeki giysilerden, tel çerçeveli bir gözlükten,kağıtlarından,kaleminden başka hiç bir eşyası ve barınağı olmamasına rağmen ,gurur ve namusundan ödün vermektense açlığı kabullenip onunla birlikte yaşamaya çalışıyor.Açken tok gibi davranıyor, açken sevmeye çalışıyor, açken yazı yazmaya çalışıyor, açken uyuyacak üzeri kapalı bir yer aramaya çalışıyor, açken hayal kuruyor, iyilik yapmaya çalışıyor. Dilenecek raddeye geliyor,dileniyor sonra pişmanlıktan kıvranıyor.
Sadece bir kişinin benliğinin açlıkla olan mücadelesi , duyguları, düşündükleri üzerine, bu kadar çok şey nasıl yazmış yazar ,hayran olmamak elde değil. Aşk değil, nefret değil ,ayrılık acısı değil sadece aç kalmak,açlığın gel-gitleri üzerine bir roman.Üstelik su gibi de okunup gidiyor .(Kahramanın o aç hallerinden sonra hiç yiyesim gelmedi, midemde tıpkı onun gibi bir fenalık hissettim.Alah kimseyi aç koymasın)

Kitaba konu olan Açlık dünya üzerinde hala mevcut. Belki sokağımızda belki bambaşka bir kıtanın ücrasında.
Ama var.
Bir yandan uzayda başka gezegenlerde hayat kurma çabasındaki insanoğlu var ama bir köşede savaştan,kavga ,döğüşten  yoksul kalmış, ezilmiş ,itilip kakılan insanlar var.
En acısı da varsıl olanların , diğerlerini görüp ,onlar için bir şeyler de yapıyor göründüğü halde, hala yoksulluğa müsaade ediyor olması,
ne yazık...

---

Eski Ramazanlar (mim)



Sevgili İstiridye Avcısı(tık tık) hepimizi bir ramazan ayı birlikteliğine çağırıp,mim hazırlamış. Hem soruları onun yazısından,kendi sayfama geçirdim, hem de aklıma ilk gelenlerle, cevapları hazırladım.
Ramazan geldi , hoş geldi...
1- Ramazanı bir hediye paketine benzetirsek, sizin için nasıl bir paket olurdu, içinde sizin için neler olurdu?
         Ramazan ayı bolluk, bereket dolu; huzurla , güleryüzle,iyiliklerle, dualarla, şükürlerle hazırlanmış bir hediye paketi ; benim için de, bol dua ve huzurlu bir kalp olsun içinde. (Bu aralar ruhum daralmış durumda😩.)

2-Ramazan ile ilgili en net anınız hangisidir? Size kazandırdığı hislerle birlikte anlatır mısınız?
        Ramazan ayında tabii ki işin doğası gereği en çok açlıkla ,susuzlukla sınanıyoruz. Bende sıcak bir ramazan günü ,oruçlu olduğumu unutup kocaman bir bardak suyu, kana kana içip ,sonrasında suyu içen bedenim aklımı başıma getirip oruç olduğumu hatırladığımda ,duyduğum pişmanlıkla karışık, vicdan azabı ,şu an en net hatırladığım ,ilk aklıma düşen anım oldu.Çünkü maalesef açlığa kolay dayananlardan değilim:) O günde;
 Ya oruçum gitti mi? Nasıl unuttum, aklım nerelere uçtu ?diye diye hayıflanmıştım..
Birde büyüklerin ''top patladı mı'' diye iftar saatini sordukları anlar aklıma geldi şimdi bak. Belki küçük illerde, hala iftar saatinde top atılıyordur.
Ya da minarenin kandillerinin yanıp yanmadığını anlamak için, cam kenarlarında, bahçelerde küçük çocuklar bekleşiyordur hala..

3-Çocukluğunuzdaki ramazan ve şimdi yaşadığınız ramazan arasındaki en belirgin farklar nelerdir?

Yaşanma şekli olarak ,o kadar çok fark var ki. Bir kere o zamanlar, genelleme yapıyorum, anneler çalışma hayatına bu kadar çok dahil olmadığından, sahur sofraları daha mükellef,daha uzun vadeli geçerdi. Pişiler sıcak sıcak, çaylar yeni demli, yumurtalar, makarnalar taze haşlanmış olurdu.
'Akşamdan yediğimle tutayım,n'olcak dayanırım', diye bir tez yoktu:)
Sonra ramazan ayının hemen her günü ya bir iftar sofrasına davetli gidilir, ya da evde iftar sofrasına misafir davet edilirdi. Özellikle akrabalar ,yakın eş dost günler öncesi bunun hazırlıklarına başlar,günler kesilir, önce büyükler, sonra eş dost sıraya konurdu.
(Şimdi ,geçim derdi var,hayat  zor,artık bu işi belediyeler toptan hallediyor. Plastik ,kapalı kaplı kumanyalarla  iftar sofralarında ,insanlar evlerine yetişme telaşına düşmesin , diye yardım kapısını açık tutuyor. Bu kalabalık şehirler için iyi bir şey tabii. Bir kap yemek ihtiyacı olan herkesin karnını doyurmak, yardımların en güzeli .)
Bir de şu fark vardı ki iftara yakın saatte ,genelde evin en gencinin gidip sıcak pide alma kuyruğuna girmesi olayı da sanırım artık kalmadı.
Çünkü etrafta ya fırın zor bulunuyor ya da fırına gidecek kimse.
Malum büyükşehir çocuğu ,öyle her yere salıp gönderemezsin, ne olur ne olmaz etraf kötü.Büyükler desen, yorgun argın gelmiş işten güçten, nasıl gitsin.
Eh! artık görevliye söylenen önceden gelmiş pidelerle idare ediliyor.

----  Oruç tutmanın sadece ,yiyecek ve içecekle nefsi terbiye etme anlamına gelmediğini unutmamalıyız.
Ramazan ayında (ve her ayda tabii ki) kul hakkının yenmediği, yalan dolandan uzak durulduğu, yardım etme imkanımızın bol olduğu, öfkeden, nefretten uzak kalıp, dilimize sahip olduğumuz, dedikodudan uzak durduğumuz, iyilik kapılarını hep açık tutup, kötüler ve kötülüklerden uzak durduğumuz, bol bereket ve huzurlu günler görmeyi/görmenizi/görmelerini diliyorum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...