ağlasun ,sagalassos


Kartal yuvası gibi tam tepede konumlanmış ,müthiş güzel bir otelde kalıyoruz.
Bu ilçe için umulmadık ölçüde konforlu.Bahçesi güllerle dolu.Kocaman ,siyah, parlak tüylü bir köpekleri var.Her gelen misafiri otel kapısında sessizce karşılıyor, giden misafirlerinde peşlerinden ağır ağır yürüyerek, otobüslerine kadar uğurluyor.Otobüs hareket edince tok sesiyle bir kez havlıyor,sonra başı önde kuyruğunu düşürmüş tekrar oteline geri dönüyor. Bizi de öyle yolculadı. Siyah kocaman köpek bizi evimize dönüyoruz sanmıştı lakin dönmeden önce otelden seyrine doyulmayan o koca Akdağ'ın yamacında, taa yukarılarda kurulu antik kenti görmeye gidecektik.
Sagalassos..
Burdur'un Ağlasun ilçesinde dünyanın en yüksek rakımlı antik tiyatrosu ve
şehir kütüphanesi bulunan Pisisdia'nın başşehri Sagalassos antik şehri.
Sırtını Akdağ'a yaslamış 1600 m.yüksekte kurulu bu antik şehir zamanında
Büyük İskender tarafından fethedilmiş.Pergomon krallığı,Romalılar,
Bizanslılar gelmiş geçmiş bu çok eski yerleşim yerinden.Altın çağı M.Ö.1.yüzyılda yaşadığı düşünülüyor.M.S.6 .yüzyılda depremler ve veba salgını nedeniyle terkedilmiş. Selçuklular dönemine gelindiğinde şehir daha aşağılarda kurulmuş ve yukarıdaki şehir unutulmuş.
Ta ki 1907 yılında gezginler tarafından resimleri çekilinceye kadar. Burada
yapılan kazılar hala devam etmekte. Tabii ki ve ne yazık ki bu kazılar yine
Belçika'da bir üniversite tarafından yapılıyor.Kazıdan çıkan antik eserlerin önemli bir kısmı Burdur Müzesinde sergileniyor.







Antoninler Çeşmesi antik bir çeşme ,kocaman bir meydanın başında yapılmış. Büyük bir firmanın yaptırdığı restorasyonla hala şarıl şarıl sular akıyor çeşmeden, fevkalade güzel..

Medeniyetlerin gelip geçtiği , bu kadar yüksek bir dağa nasıl ,ne şekilde kurulduğu insana şaşkınlık verecek kadar büyük bu antik şehirin manzarası doyumsuz.Tek kelime ile..


evde bir kriz çıktığında?


Mesela bir sabah ,büyük bir şangırtı sesiyle yataktan fırladınız.
Önce aklınıza deprem geldi.Öyle ya İstanbul'da her an olabilecek bir afet. Lambaya baktınız ,ohh!sabit,sallanmıyor.Cam kırılması ya da koca bir aynanın yere saçılmasını andıran gürültülü sesin nereden geldiğini anlamak için evde her yeri dolaştınız. Asayiş berkemal.'Dışardan gelmiş herhalde 'diye ,bir oh çektiniz. Eliniz, aniden uyanmanız dolayısıyla küt küt atan yüreğinizin üzerinde bir süre dolaştı.
Hafif hafif oğdunuz.Mutfağa gidip bir yudum su içtiniz.
Ev ahalisi de uyanmış 'n'oluyo 'diye sersem sepelek dolaşıyor.
Şöyle bir elime yüzüme su serpiyim diye banyoya gittiniz ki ,aman Allahım!!
 o da ne, yerler sıvama kireç, boya ve alçı kaplı .Faltaşı misali açılan koca gözler, tavana yönelince gördünüz ki koskoca tavanın kaplamasının yarısı yerle yeksan olmuş, gri çimento renkli boş bir tavan yukarıda öylece duruyor.
Banyo tavanının yarısı ,tamda küvetin üzerine gelen kısım olduğu gibi düşmüş. Her yer toz duman içinde.Ayaklarınız geri bir iki adım atıp hafifçe ağzınızdan çıkan  ''Aaa tavan çökmüş'' ..iki kelime.
Telaş ve sinir bozukluğu ,farkında olmadan bir sakinliği getirip bünyenize yerleştirmiş.Aman durun basmayın her yere yayılmasın kireç artıkları, derdine girmişsiniz. Tam da titizliğin zamanı. Diğer yandan eşinizin yüzü ağlamakla ağlamamak arası donmuş.
''Az önce tuvaletteydim ya benim kafama dağılsaydı kilolarca tavan'' diye panikleme durumundan ,usta nasıl bulucam sorularına geçmiş bile..
Şükür şükür.Kafanıza çökmedi ya.İçerde olaydınız,aman aman,verilmiş sadakanız varmış.
Sonra garip bir şekilde ev halkı bu manzarayı içine sindirince henüz saat sabahın kör karanlığı olduğundan ,hiç bir şey olmamış gibi gidip yattınız.Tabii ki sağa dön sola dön.Olayın nasıl olduğu ,nasıl yapılacağı fikirleri kafadaki tilkileri döndürüp kovaladıkça,uyku ne mümkün..
Zaten banyo öyle haldeyken uyumaya çalışmak nedir yahu? diye fırladınız.
Çöp torbaları, süpürgeler, çekçeklerle banyonun tabanı temizlendi.Sonra usta
bulma çabaları sabahın ilerleyen saatlerinde.Tabii ki ustalar öyle hemen demez, yarın gelirim abi, hallederiz abi. Bu arada yıllardır banyoları yukardan akan ve sık sık uyarılan komşulara da durumu ahvali gösterdiniz.
Adam inanmadı ,tabureye çıkıp tavanı elledi ıslak mı kuru mu diye. Kardeşim niye düşsün, olmuş işte bir sızıntı.
Velhasıl işte böyle tadilat gerektiren ev sorunları ,nedendi, nasıldı, kimdendi
baya bir krize neden olabiliyor. Panik olmadan, sakin halledebilmek büyük marifet galiba..




HİPPİ


Hippi,Paulo Coelho'nun   1970 yılında dünyayı kasıp kavuran hippilik felsefesi
akımı içersinde, kendi hayatından bir bölümünü hikayeleştirdiği bir roman.
Aslında birazda yol ve yolculuk romanı.
Genç Paulo Peru,Brezilya,Hollanda gibi pek çok ülkede yaptığı ilginç seyahatler sonrasında, o zamanlar dünyanın en ünlü ve merak edilen meydanlarından olan Amstredam'daki Dam meydanına geliyor. Niyeti bu duraktan sonra,dünyanın merkezi olma yarışında ikinci sırada olan Londra'daki Piccadilly Circus a gitmek. Lakin Dam meydanında karşılaştığı genç ve  güzel hippi kızı Karla, dostça yaklaştığı Paulo'yu  ne yapıp edip  Nepal yolculuğuna ikna ediyor.
Nepal'e  Magic Bus isimli bir otobüsle ve kendisi gibi özgürlük, barış, başka bir dünya arayışı içinde yirmi hippiyle seyahat etmek Paulo'ya ilginç geliyor bu deneyimi yaşamak için Karla ile yola çıkıyor.
Geçtikleri ülkeler ve yaşadıkları , tüm yolcuların yeni tecrübeler edinmelerine,
kendilerini tanımalarına yol açıyor.
En son bir hafta kalacakları İstanbul'a geliyorlar. Paulo İstanbul'da, döne döne dans ederek ,bir çeşit trans haline girdiklerini düşündüğü müritlerine hayranlık duyduğu sufilik öğretisinin arayışına giriyor.
Peki Paulo, çok ilgisini çeken sufilik ile ilgili merakını giderecek mi?
Karla ile dostça başlayan ilişkileri yine Karla'nın isteği ile aşka doğru dönecek mi?
Karla ve Paulo'ya ne olacak?
Diğer yolcular İstanbul'da neler yaşayacak?
Evet kitabın son bölümü,bir çok ülkeden geçip geldikten sonra  İstanbul'a bağlanıyor.İstanbul ve insanlarından bahsediyor.
Kitapda  anlatılan başka bir dünya , özgürlük ve barış isteyen hippi insanları olmakla birlikte,bence esas konu   Paulo ve Karla'nın ilginç arkadaşlıkları .
Hippi'nin kapak tasarımı rengarenk. 5 ana renk olarak tasarlanmış.Benimki pembe olandı.
Bir dönemi ve insanlarını ,yaşanmışlıklar çerçevesinde anlatan ,rahat okunan
güzel bir Paulo Coelho romanı.Tavsiye ederim.
(Çeviri; Emrah İmre)

Günaydıın..şiist, sessiz..

kırmızı boncuklu iplerin şıngırtısı balkona girip çıkarken evin sessizliğini bozuyor. Boncuklu perdeyi usulca kenara toplayıp , kenardaki çengele tutturuyorum. Uyanmasınlar diye parmak uçlarımda geziniyorum içerde.
Yaz sıcağında serinlik olsun diye halıları ,süpürüp ,rulo yapmış duvar kenarına dizmişim. Soğuk taşlara yalınayak basmak, sabah serininde bile iyi geliyor.
 Çayı demleyip ocağın altını kısıyorum.
Bilgisayarda  düşük sesle ,  LP-Lost On You  çalmakta, hafif hafif. Sabah balkonda, akşam balkonda, kahvaltı ya da akşam yemeği hepsi balkonda.Hayatımızı balkonda yaşar olduk yaz ile birlikte.
Kocaman kıpkırmızı ama öyle böyle değil ,bildiğin tam bir bayrak kırmızısı açan yeşil yapraklı bir hibuscus yani Japon gülüm tam balkon köşesinde duruyor. Balkonda kök salmış bir ağaç edasında. Ö. onu dairenin dışına,
apartman holüne taşımaktan yana. Çünkü bu güzelim çiçeğim solacak diye, salonda klimayı açamıyor.Klimanın açılmasıyla ,dışarda duran o koca motorunun tüm sıcağı içeri vuruyor ve zavallı çiçeğim bu korkunç sıcağa dayanamayıp tüm
yapraklarını döküyor. Başımıza geldi, tecrübe ile sabit.
Tek çatışmamız bu olsun,diyoruz. Havalar o kadar da öfletmede ki daha.
Dur bakalım.
  Akşam ki tren kazası aklıma geliyor,internette haberlere göz gezdiriyorum.
yüreğim burkuluyor, ölenlere rahmet diliyorum, yaralılara şifa diyorum.Gözlerime iki damla hüzün oturuveriyor.Gece yayın yasağı gelmişti
kaza haberlerine,olacak şey değil.İnsan hayatı ne kadar önemsiz bir ''Hava muhalefeti'' bahanesi, bir iki taziye ile kapatılacak diye üzülüyorum.

Balkon kenarından çığlık çığlık bir kırlangıç geçiyor, bir an dikkatimi dağıtıveriyor.
Bu sabah yine karga ve kırlangıç çığlıkları uyandırdı erkenden zaten.Karşı inşaatın sesini bile bastırarak bağırışıyorlardı.
Bugün yeni sistemde yemin töreni falan var tüm medya oturup kalkıp onu konuşacak, tren kazası arada derede bir haber olarak kalıvericek diye dertleniyorum.
En iyisi  haberleri boşvermek, diyerek,blog yazılarına dönüyorum.Sıra ile aksatmamaya çalışarak okuduklarım var ,tıpkı günlük gazeteler gibi.Seviyorum blog komşularımı takip etmeyi.Güne böyle başlamak iyi geliyor.
Kırmızı kırmızı açan hibisküslarıma bakıyorum.Ne güzel açmışlar diyorum.
Şükrediyorum. 
Her şey için.


Temmuz'da birlikte olacağım hikayeler

''Herşeyin başı sağlık'' ,
cümlesini, hayatımızın baş köşesine koymamız gerektiğini ,
yine ve yeniden tecrübe ederek geçirdiğim bir Haziran ayı sonrası gelen
Temmuz ayında okuyacağım kitaplarım bunlar.
Dördünü de bu ay bitireceğim diye iddia etmiyorum ama uzun sıcak günlerle
dolu Temmuz ayı, 'deniz- güneş- kum' modu biraz uzakta duruyorsa, en güzeli
koca gövdeli, büyük yapraklı bir çınaraltı, püfür püfür bir deniz kenarı çay bahçesi ,hiç yoksa bol çiçekli, gölgelikli bir balkon masası gibi serin köşeler bulup ,en sevdiğinden dondurmasıydı ,limonatasıydı ,çayıydı kahvesiydi eşliğinde kitap okuyup arada da güzel güzel yazılar yazmayı ihmal etmemek.
Her mevsim güzel,
yaz daha bir güzel..


Japonlar şu soruyu düşündürttü?

Temizlik nereden gelir?
İmandan mı?..Görgü den mi?..Eğitimden mi?
Bu konuda Japonlardan örnek alacağımız, öğreneceğimiz çok şey var anlaşılan.
Daha öncede okullarını temizleyen minik Japon öğrencileri ile ilgili videolar izleyip hayret içinde ve fakat hayran kalmıştım. Bu kez Japon Milli takımının
2018 Dünya Kupasında yaptığı örnek alınası davranış beni yine hayran bıraktı.

Belçika ile oynadıkları 2018 Dünya Kupası maçından sonra elenen Japon Milli takımı ,üzülerek sahadan ayrıldı. Lakin tüm medyada yer alan o habere göre ;soyunma odalarını tertemiz temizleyip, pırıl pırıl yaptıkları, masanın üzerine de Rusça bir ''Teşekkürler'' yazısı bırakıp öyle veda ettiler 2018 Dünya Kupasına.
Bu konudaki haberlere göz gezdirince gördüğüm resimlerde, aynı alışkanlığın Japon seyircilerde de olduğu, seyrettikleri maçlardan sonra tribünleri temizleyip, ellerindeki çöp poşetlerine ,etraftaki çöpleri doldurduklarını gördüm.
Aslında tıpkısının aynısı bizim toplum,diyeceğim..
Yani bizlerde , hadi maçı geçtim, haftasonu sahillerde mangal yapıp ,piknik
yapıp giderken mutlaka çöplerimizi toplarız!
Ya da parklarda çitleyip attığımız çekirdek kabuklarını ,öbek öbek bırakmaz
toplarız.!
Yani ,örnekleri çoğaltabiliriz.
Ne fayda.
Demem o ki , bu etrafı , yaşadığımız dünyayı temiz tutma, evimiz gibi görme,
koruyup kollama işi bir eğitim, görgü,nezaket ve saygıdan ileri geliyor.
Bunu nasıl başarıyorlar, bilemiyorum ama  çoğu ülke insanlarına örnek olmalarını dilerim.



aşk uykusu


Dün bir alarm ortamındaydık. ''Dolu Geliyor'' alarmı.Tv de izlediğim ,konuyla alakasız Medya Mahallesinde bile , aman dikkat uyarıları yapıldı.
Geçen dolu yağdığında biz İstanbul'da değildik,felaketi yaşamadık.Ama Allah korkutmasın, nasıl bir afet ise konu komşu , sitenin kapalı garajına arabalarını
çekmek için adeta yalvardı.Keşke yer olsaydı da tüm arabaları kapalı garaja
sokabilseydik. Medyada gördüğümüz o üzeri her türlü malzeme ile örtülü araçlardan ,bizim sokakta da görüldü. Bir panik havası yaratıldı , gri bulutlar
tüm gün gökyüzünde oradan oraya rüzgarlandı.
En azından bizim buralarda korkulan olmadı. Biraz gökgürültüsü, yağmur,
serinleten rüzgarlı bir hava ile geldi geçti. Lakin hava, temmuz ayına koşturan yaz mevsimine inat, ekim kasım gelsin inadı içerisinde sanki.Gökyüzü grisinin bozmamakta direniyor,rüzgarlar serin serin eseceğim , banane babane, diyor.
Evde can sıkıntısından, ne seyretsem diye bakınırken,adını hatırlayamadığım blog komşumda gördüğüm , daha öncede kitabını okuduğum,( daha önceki yazım burada )Aşk Uykusu  filmine takıldım. Kitabı okurken ki ,zihnimde canlandırdığım kadın kahramanım Gökçe Bahadır'a pek benzemiyordu ama Gökçe Bahadır'ı sevdiğim için filmi de beğenerek izledim.
Lakin kitabı mı ,filmi mi? derseniz.
Son , kat'i kararım Aşk Uykusu kitabıdır.
Filmini seyretiyseniz bile, kitabını okuyun derim.

tatlı hayal , acı gerçek


A- gel seninle seneye survıvora katılalım,
B- ?? ... nasıl?
A- survıvor diyorum.Bu kadar egzersiz boşa gitmesin, sabah akşam
bir saat çalışıyoruz ,baya kaslanırız o zamana..
K- Ali bey sol kol yukarı ,evet öyle,aaferin..
B- tabi tabi hah haa haa:))
A- benim yapacağım iki oyun garanti ,mesela hani şu havuzun üzerinde
birbirlerini minderle ittiriyorlarya , ben onu kesin alırım. Bir de şey var
bir kalası ikişer kişi yanlardan terse ittirip,hani boyalı suyu dökmeye çalışıyorlar
işte o da bende..
K- Ali bey konuşurken saymayı unutmayın lütfen ,kaç oldu?
B- Biz bir yataktan kalkalım da Ali bey survıvor sonra..
A- Niye kalkmayacağız ya huu..Ben seneye köye gidip kiraz toplaycam,
hepinize birer sepet hazır yani, ona göre.
B- Nerelisiniz?
A- Çankırı,güzeldir kirazları..
K- Evet Ali bey bugünlük bitti..Sizi alalım şimdi yataktan. Odanıza indirsinler
akşam üzeri yine bekliyor olacağım ona göre iyi dinlenin.

Tekerlekli sandalyeye dikkatlice oturtulan Ali bey, hareket edemeyen ayaklarına
hem nefret, hem sevgiyle bakar gibi geldi yanımdan geçerken. Başka memleketten olduğunu düşündüğüm ,çekik gözlü ,ince yapılı uzunca boylu
yardımcısı genç, sandalyeyi yavaş yavaş iterek asansöre götürdü.Yan odadan duyduğum neşeli ,enerji dolu sesle, yanımdan geçen bitik görünümlü,
şişman, yüzü sarıya dönmüş, kollarına açılmış damar yolları bir bantla kapalı
yorgun adam ,kiraz toplama, survıvorda yarışma hayali kuran,
bu Ali 'miydi, diye düşündüm.Kalın boynunun  taşıyamadığı başı, öne eğikti.
Hayaller ve hayatlar..
Ne tuhaf.
Bazen bedenler başka ,ruhumuz başka başka yaşıyor gibi..

bugün oy kullanmaya gidiyoruz...

Sabah erkenden maaile gidip oyumuzu kullandık. Serin, yağmurlu bir haziran günü.Saat 9, yollar kalabalık ,herkes sandığa gidiyor. 🇹🇷🇹🇷
Umarım  en iyi sonuçlar ,güzel Türkiye 'min olur.

patatesçi geldii



24 Haziran pazar günü yapılacak ülkemiz için çok çok önemli seçim öncesindeki son hafta liderleri dinliyor, bazılarıyla umutlanıyor (''Yine yeniden'') bazılarına ağzımız açık ,şaşkın şaşkın bakakalıyoruz. Fırından buzdolabına, kek çeşitlerinden 15 yıl önce, bizim hiiç hatırlamadığımız hallerimizi dinliyor ,vay be!ne kadar gelişmişiz meğer ,diye hayret hayret bakıyoruz.
Bu arada hayat pahalılığı sinsi , sessiz fakat mutfakları derinden etkileyerek hızla ilerliyor. Gündeme pahalılığı ile bir anda gelip oturan soğan ve patates bunun en iyi göstergesi.


İşte içime doğmuş gibi, geçen yıl , 2017 Nisan ayında ,yani yaklaşık 1 yıl önce bizim pazarda patates soğan sergisini çekmişim, kilosu 1,5 TL ki, biz bunun 1TL nin altında olduğu zamanları çok çok iyi biliriz ..
Soğan hani o bildiğimiz her yemeğin olmazsa olmazı, kuru fasulyenin arkadaşı, çoban salatanın baştacı, balığın yanına bile en çok yakışanı kuru soğan artık dolarla endeksli 6 TL olmuş.Yani biz ki bol soğanlı zeytinyağlı yemeklere  bayılırız, nasıl olacak şimdi.
Alışverişte alırken sormadığımız bir soğan patates kalmıştı;
-Yerli di mi evladım bu? diye
şimdi artık onu da sorucaz anlaşılan..
Patates yazı konusu olur mu demeyin. Gıda konusu çok önemli bu konuda yazılmış Saklı Seçilmişler kitabı ile ilgili yazıma bir göz atın o kitabı herkes okumalı bence.
Yani bu ülkede , bu verimli topraklara, ekip biçilebilecek sınırsız tarım arazilerine, göllere, nehirlere sahip bu topraklarda bir patates ve soğan bile
pahalı diye haber oluyor, dolar kuru ile değerlendiriliyor,6 -7 TL.den konuşuluyorsa ,ben de bunu buraya not olarak koyarım.
Efendim sonra ileriki yıllarda
-..bundan onbeş yıl önce evlerde buzdolabı yoktu ,fırın yoktu  ,o yoktu bu yoktu,
herşeyi biz getirdik ,götürdük...diye konuşanlar olmasın.
Malum gündemde her gün yeni bir şey, her gün başka bir olay.
Biz bu ülkede patatesi soğanı ne zaman bir ziynet değerinde görüp, boynumuza beşi biryerde diye takarak  ironisini yapmaya başlamışız ,yazalım da unutulmasın.
Nereden nereye,
vah halimize arkadaş,vah ki ne vah!...

bir bayram böyle geçti..



Gökgürültüsü sağanak,çakan şimşekler eksik olmadı.Bir bereketli bayramdı ki
sorma gitsin.
Çocuklar yine kapı zillerini aşındırdı. Galiba bu hala süregelen en güzel  bayram geleneği.Kapıyı açınca uzata uzata;
''İyiii baaayrammlaaar teyzeee'' diyen ,ufak ufak çocuklar şeker, çikolata dolu
torbalarla size hafif utangaç, çekinerek ama kocaman gülerek baktılar.Tertemiz
giyinmişler, oğlanlar saçlarını özenle taramış, kızlar en renkli en süslü tokalarını
takmışlar.

Her gidilen yerde ikram edilen çikolatalar, kahve yanında yenilen tatlılar ile
bayılan midelerin , 'şöyle bir tuzlu ikram olsada içimi bastırsa' isyanlarına girmesi.
Akşamları evlerde televizyon ekranlarında, liderlerin siyasi nutuklarına karışan, spikerlerin Ronaldo üç gol attı, Salah acaba oynar mı,Messi penaltı kaçırdı(vahh vah) yankıları..Malum bir yanda Rusya'da Dünya Kupası var, memlekette son yıllarda yaşayıp yaşayacağımız en önemli ,büyük bir seçim maratonu var. Bu nedenle beyler evlerde ,ellerinde Tv kumandaları ile baş köşelere çoktan yerleşti.

Tabi yüreğimizi yakan Sakarya'daki minik zeytin gözlü, kömür renkli minicik,
yavru köpeğini başına gelenler tüm memlekette hatta tüm siyasilerde büyük bir infiale neden oldu ki hepsinin aklına aynı gün ve anda Hayvan Hakları ile nasıl mücadele edip ,nasıl yasalar çıkaracakları düştü. Oysa zaten yıllardır bu ülkeyi
onlar yönetiyorlardı yoksa unutmuşlarmıydı  ya da bizim unuttuğumuzu mu sanıyorlardı?
Babalar günü de bayramın en son gününe denk gelip, çifte kutlamaya vesile oldu . Şeker bayramına son , üçüncü gün noktasını koyarak bayramla vedalaşma
vaktinin geldiğini bildirdi. Hayatta olan , olmayan tüm babalar sevgi ile anıldı.
Bir Şeker Bayramı  böylece , futboldu, seçimdi ,mitinglerdi,Babalar Günü idi derken biraz arada kaynadı gibiyse de tatile gidenler yine deniz kum güneş modunda,memlekete gidenler hasret giderme modunda,
evlerde kalanlar (hala kaldıysa ) bayramlaşmaya gelen komşularla (ki bu adet hala devam ediyor mu, bizim buralarda pek yok, ) ya da daha gerçekçisi
whatsApp grupları mesajlaşmaları,instagram ve facebook ile bir şeker bayramı daha geçirdiler.
Cuma , cumartesi ,pazar..
Tatil dediğin göz açıp kapayana kadar geçiverdi..


Bayram bana erken geldi


                                 
Biraz uzak kalıyormuşum gibi geldi. Yazasım var ama şöyle başımı iki elim arasına alıp bir oturup düşünemiyorum ki bu aralar.Dokuz ayın çarşambası bir araya geldi gibi bir şey.
Bu dokuz ayın çarşambası arasında beni mutlu eden şeylerde var, beni çok
dertlendiren şeylerde var, beni yine çok mutlu eden şeylerde var.
Evet ,mutlu eden şeyler ikilendiğine göre ,dertlendiğim şeyi bir köşeye koyarak günlerimi geçiriyorum.

Amma velakin evde tüm kış ,temizlikten temizliğe girilen odalar doluverince,
gönlüme bir huzur geldi ki sormayın gitsin. Tamam ,itiraf ediyorum,
ilk geldikleri bir iki gün çamaşır ve ütü sarıyor  dört bir yanımı,
ama olsun çamaşır dediğin nedir ki yıkanıp kuruyor,yerleşip bitiyor.
Sonra hasretleşip, dertleşip, yiyip içip ,muhabbete devam etme zamanı.
Dörtlüyü tamamladık yine..
Dolayısıyla bayram bana çoktaan geldi.Zaten bu güzel ve bizim aile için özel olan 14 Haziran tarihine ait takvim yaprağındaki mani gibi;

                Sayılı gün tez biter,         Ramazan gelir gider,
                Orucunu tutanlar           Çift katlı bayram eder,
                Olgunu ,hamı gelir,         Cim ile lamı gelir,
                Ramazanın ardından     Şeker Bayramı gelir.

Satırlarımı okuyan güzel gözlere, gönlünce geçirecekleri ,eğlenip,dinlenip,
hasret giderecekleri mutlu bir Şeker Bayramı diliyorum.
Şeker Bayramınız kutlu olsun.

KADIN dizisi sezon finali


Bu sezon baştan sona severek takip ettiğim bir dizi oldu KADIN. Özge Özpirinççi'nin muhteşem oyunu ile canlandırdığı Bahar karakteri, cadı kızkardeş Şirin, dizinin tatlıları Nisan hele hele Doruk, Hatice'nin evlatları arasında paralanması, olmayacak kadar fedakar Enver, Arif'in aşkı ,Ceyda'nın çektikleri,daha neler neler izledik. Her salı KADIN dizisi bizi ekran başına kilitledi.
Sarp hayatta mı falan derken, bir baktık başka hayat kurmuş, iki çocuğu ile
Pırıl pırıl bir ailesi var.
Fox Tv nin sevilen dizisi KADIN, sezon finalini sürprizli bir bölümle sonlandırır ,diye düşünmüştük ki tam bir hayal kırıklığı yaşatan ,sıradan bir sezon finali oldu.
Oyuncuların muhteşem performanslarını kenara ayırarak, böyle mi olmalıydı
diye sormadan geçemiyorum.
Koskoca bir bölüm hastane koridorları ve beyaz gömleklerin dikilip yetiştirilmesi için uğraşan Hatice, Ceyda, Yeliz arasında geçti. Gösterilen dizi fragmanı, zaten
Kadın dizisi sezon finalinin en önemli sahnesi hatta tamamıymış meğer.
Sarp Pırıl ile mutlu, Bahar Arif ile mutlu( ki ben Arif tarafındayım Arifçiyim:), dizi böyle bitsin gibiydi. Geride Nisan ve Doruk var ,onlar ne olacak gerçek babalarını görecekler mi yoksa Arif'i baba mı kabul edecekler sorusu sanırım ikinci sezona kaldı.

Dorukçum ,babasını görüp seslendi, ama devamında Arif ortaya çıkıp ;
-Hadi oğlum gel gidiyoruz , der ,Doruğun elini tutup giderse Sarp hiç bir
şey anlamaz.Sanki öyle de olacak gibi bir izlenim yaratıldı.
Çok güzel bir diziyi uzata uzata heyecanını yok edip, bir sonraki sahneyi
tahmin edilebilir kılmak, o çok güzel diziyi maalesef seyredilir olmaktan
çıkarıyor.
Bir de KADIN dizisinin son sahnesinin ,başka bir dizi ile özdeşleşmiş, 90'ların sevilen dizisi SÜPER BABA nın ''Bana bir masal anlat baba'' şarkısı ile bağlanması da hoş olmadı,bilenlere o diziyi hatırlatmıştır mutlaka..

Tabi yeni sezon için merak ettiğimiz konular var ;
en önemlisi Sarp'ın nasıl hayatta kalıp,Pırılla yollarının nasıl kesiştiği,
Bahar'ın hastalığının iyileşip iyileşmeyeceği gibi.
Mesela ;Enver'i ,Hatice ve Şirin yetişip kurtarabilecek mi?
Çocuklar babalarını görünce de Arif'e yine aynı sevgi ile bağlı kalabilecekler mi?
Selvi Boylum Al Yazmalım gibi mi olacak, ''sevgi emektir'' e bağlanacak mı konu.
Bir seyirci olarak eleştiri babındaki yorumlarımı belki de dizi sezon finaline girdiği için bu kadar çok yapmış olabilirim.
Nisan ile Dorukçumu özleyeceğiz ,yeni bölümleri merakla bekleyeceğiz .





ne güzel yazmış .


Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı,gamlı yıkık eylül sonuma
Bir ilk yaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içine
Çiçekler açtı dokunduğun
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer oldu yürüdüğün yerde.
                                                     Ümit Yaşar Oğuzcan

SALDA GÖLÜ ve KOVADA GÖLÜ

Yıllardır orada durup dururken, sosyal medyanın birdenbire popüler yaptığı gerçekten insanı başka bir gezegene mi düştüm, hissine kaptıran bir köşe;
 Salda Gölü,
ki toprak yapısı, Mars gezegenine  benzermiş,rivayet öyle.Bembeyaz, pudra gibi yumuşacık bir toprak göz alabildiğince uzanıyor.
 Salda gölünün etrafının tamamı ,bu yapıda değil.Lakin aşağıda gördüğünüz gibi diğer tarafları da şahane manzaralar sunuyor ziyaretçilerine.

 Toprağın bu bembeyaz görüntüsü içeriğindeki sodyum, magnezyum ve az miktarda kilden kaynaklı. Balçık bir yapısı var, çok yumuşak, ayaklarınızın gömülmesi ihtimaline karşı rehberimiz uyardı, lakin hava sıcaktı ve toprak kuruydu şansımıza ,batıp çıkmadan rahat gezdik.Salda gölünün turkuaz rengi, suyun temizliğinden ileri geliyor.Su o kadar temiz , o kadar parlak cam gibi ki hayran kalmamak elde değil.  Türkiye'nin en temiz, dünyanın da sayılı temiz göllerinden.


 Salda gölünün suyu yarı tuzlu , gölün etrafında plajlar var, suya girilebiliyor.
Fakat çok derin bir göl.185 m derinliği ölçülmüş. Salda gölünün de sularının çekilmekte olduğunu da ,üzülerek öğreniyoruz bu gezimizde.
Gölün etrafı karaçam ormanlarıyla çevrili. Salda gölünün kıyısında kurulu Yeşilova beldesi ünlü yazar Fakir Baykurt'un da doğduğu yer, memleketiymiş.
Salda gölü sosyal medya tarafından bu kadar meşhur edilip , popülerliği artınca ziyaretçileri çoğalmış, hatta bir kaç yıldır  Elektronik Müzik Festivali düzenlenir olmuş .Ufak kamping alanları kurulmuş. Birde olmazsa olmaz yerli ürün satışı yapan, çay demleyip, gözleme pişiren ahali gölün civarına konuşlanmış.Otopark kurulmuş, hemen bir çarşı pazar havası yaratılmış
Bu mavi cennet gölden sonra, sırada yemyeşil bir cennet göl, Kovada Gölü manzaraları var..Henüz sosyal medya tarafından meşhur edilmese de Eğirdir gölünden ,yeraltı sularıyla beslenen bu gizli cennet göl, seyrine doyum olmayan bir tabiata sahip.Kuş gözlemcileri için müthiş bir alan,150 tür kuş olduğunu öğrendik,yabanıl hayat korunmaya çalışılmış, yurdumuzdaki 32 milli parkdan biri.Etrafında kızılçam, karaçam, meşe,ardıç, kocayemiş daha sayamayacağımız türde bir çok ağaç türünün yeraldığı ormanla kaplı.Kovada gölünde sazan ve sudak yani bir çeşit levrek yaşıyor.Bu sudaklar 1950 yılında göle bırakılmış ve çoğalması sağlanmış.
Evet biraz da Kovada gölü manzarası ile olayı kapatalım,


Neleri yazarım, neleri yazmam...Acaba?


Sevgili Berlin Berlin ,Derya'nın başlattığı mimle, beni mimlemiş. Uzun süredir blog aleminde ,blogları okuyan ve blog yazan birisi olarak, neleri yazarım neleri yazmam ,diye şöyle bir düşündüm;

Bir kere çok çok özel ,ailevi olaylarımı ,
yazmam.
Yazmışmıyımdır, çok sevindiysem ya da çok kederlendiysem, belki ucundan azıcık yazmışımdır.
Dini konuları,
yazmam.
Herkesin kendisini ilgilendirir.
Makyaj ,moda ilgim ve bilgim dışında,,
yazmam.
Siyasi konulara meraklı birisi olmama rağmen,  direkt olarak
yazmam.
Belki aralara serpiştiririm :)

Bunların dışında;
Gezdiğim ve beğendiğim şeyleri yazmayı severim.
Yemek tarifleri yazmayı severim.
Hayalleri,yaşanan anları, karşılaştığımız küçük hikayeleri yazmayı severim.
Okuduklarımdan, seyrettiklerimden, beni etkiliyenleri yazmayı severim.
İyisiyle kötüsüyle çevresel olaylara tepkim olduysa, yazmayı severim.

Bir de sporla ilgili yazmam. Ama Galatasaray şampiyon olmuşsa çok sevinir
araya dereye bir yerlere yazıveririm:)


Göller Diyarından Burdur ve Eğirdir gölleri



Coğrafya derslerinden biliriz, Isparta, Burdur, Afyonkarahisar,Konya civarında
onlarca gölden oluşan bir bölge var ve burası Göller Bölgesi olarak biliniyor.
İlerde de öyle bilinir mi bilmem, çünkü Burdur şehrinin kıyısında kurulduğu
Burdur gölünün çeyrek kısmı kurumuş.10-15 yıla kadar suları tamamen çekilebilecek kadar tehlikedeymiş Burdur gölü.Karşı kıyısındaki kasabalılar gölün kuruyan kısmından ,araba yolu yapmışlar, gölü dolaşan anayol yerine bu yolu kullanır olmuşlar . Göl çevresindeki ,güllerle kaplı bahçeli yazlık evler ,göl çekilince , yazlık olmaktan çıkmış,suya uzaktan bakar olmuşlar.
Yazık,çok üzücü bir durum.Bu kurumanın sebebi, gölü besleyen akarsuların barajlarla kesilmesi. Tabi bu da tarımsal amaçlı yapılıyormuş.Çünkü gerçekten çok verimli ziraat alanları ile kaplı bir bölgeden söz ediyoruz. Bu sulama işini keşke gölü kaçırmadan yapabilmenin yolları araştırılsaymış.
Burdur gölünün bir ilginç özelliği de suyunun tuzlu olması.Bu nedenle,evrimleşme geçirip, tuzlu suya alışmış bir tür sazan balığı dışında pek balık yokmuş gölde.


Ama tabii ki bu yörede bir birinden güzel, cıvıl cıvıl doğal hayat barındıran,
yemyeşil, masmavi, gürül gürül sularla beslenen bir çok irili ufaklı göl var.
Bunlardan biri ülkemizin 4. büyük gölü Eğirdir gölü.
Gölün kenarında sırtını dağlara yaslamış yerleşim yeri Eğirdir ,yakın zamanda ülkemizdeki Cittaslow City  yani ''Sakin Şehir'' ler arasına katılmış. Gerçektende sakin bir yer. Bir yanı göl ,bir yanı koca  sivri kayalı ,heybetli tepelerle çevrili.
Yurdumuzun önemli bir askeri eğitim bölüğü ,Komando Eğitim Tugayı bu bölgede, bu dağlarda eğitim yapıyor. Aynı zamanda ülkemizde insanlara, yıllardır sağlık hizmeti veren uzman bir kemik hastanesi de Eğirdir'de bulunuyor.
Eğirdir'de en güzel manzara ,sanırım Kartal Tepesinden seyrediliyor.Oldukça virajlı bir yoldan, döne döne çıkılan Akpınar köyündeki Kartal tepesi seyir terasında manzara, kahvaltı, misafirperverlik çok güzel;

Eğirdir'in elması meşhurmuş ufak şehir meydanına kocaman kırmızı bir elma sembolü yapılmış. Gölde balık bol, hatta tatlı su ıstakozu bile yaşıyor.
Karaya sonradan yapılan yolla bağlanmış(Cunda adası misali) iki küçük adası var ;Can ada ve Yeşil ada.Can ada çok ufak,üzerinde sadece bir küçük çay bahçesi var ama Yeşil adada 30 -40 tane kadar, küçük pansiyonlar, yazlık evler ,balık lokantaları bulunuyor.
Göl kenarında ayrıca doğal plajlar var, suya girilebiliyor.


Bir zamanlar genç bir adam ve onun güzel karısı mutlu mesut yaşıyorlarmış bu civarda.Küçük bir kız bebekleri varmış.hayat güzelmiş.Kız bebek yürümeye başladığında hayatları kabusa dönmüş .Çünkü ufak kız bebek yürümekte zorluk
çekiyormuş.Sonra onlara demişler yakınlarda bir göl var, bu gölün kenarında çok iyi bir hastane var ve işinin ehli doktorlar var.Sizin çareniz ordadır.Genç adam ve güzel karısı kız bebeklerin alıp bu güzel gölün kenarındaki hastaneye getirip çocuklarını doktorlara teslim etmişler.Kız bebekleri bu doktorlar sayesinde düzelmiş, koşup oynamaya başlamış, yıllar yıllar boyu sağlık sıhhat içinde yaşamış.
Bu da benden, ufak bir Eğirdir hatırası hikayesi.
Kimi için gerçeğin ta kendisi ,kimisi için bir masal olsun.
Sırada ,diğer iki cennet gibi göl var...
                                                  -1-

teşekkür ederim Handan..




Pazartesi sabahının güzel sürprizi sevgili HANDAN'dan gelen hediyeydi.
Haftaya okunacak yeni bir kitap armağanı ile başlamak şahane. Parlak mavi renkli,şirin bir hediye kağıdıyla sarılı, içindeki ayraca ufak bir not yazılmış, üstelik daha önce okumadığım bir yazarın ilk defa okuyacağım bir kitabını hediye almak beni mutlu etti.
Bu hediye çekilişini ''şartsız'' yapmış olman özellikle çok güzeldi..
Daha nice paylaşımların olsun.
Teşekkür ederim...

ben demiyorum, mahalleli diyor!



demiyoom oğluum.. bak yine Tvlerde boy gösterip yalan yanlış atıp tutuyorlar demiyom, herkes evine bir kilo et alamıyor ,demiyom,
pazara bile yüzlerce lira gider oldu,zam zam üstüne, demiyom,
eğitimin içine ettiler ,demiyom,
ne varsa satıp savdılar, elde avuçda bir şey kalmadı, demiyom,
karpuz gibi ikiye bölündük demiyom,
gençler nasıl iş bulacaklar,demiyom,
sınav sistemleri alt üst oldu demiyom,
üniversiteleri bölüp amip gibi çoğalacak galiba diye düşünüyorlar demiyom,
bir çok eve acılar düştü, kazası belası eksik kalmadı memlekette ,demiyom,
hastaneler olmuş ticaret kapısı, hasta olmuş müşteri demiyom,
hala yalınayak çocuklar ortalıkta çöp karıştırıyor,demiyom,
dolar uçmuş, altın tavanda, maaşlar kuşa dönmüş demiyom,
emekliyle öğrenci şimdi mi akıllarına geldi ,demiyom,
müteahhit cenneti olduk, betonlara büründük demiyom,
sanki bunca sene buralarda yokmuşlar yeni gelmişler,şaşırmışlar, demiyom. 
Ama mahalleli hep diyo ,ben demiyom ,onlar diyolar.
valla içim, şu yediğim nimeti almıyor oğluum,
benim gözüm yok artık ,aklım hep gençlerde oğluum,
hee,
ben ne diyom,
kendim için bir şey istemiyom oğluum,içim almıyo  benim,
aklım gençlerde onlar ne olacak diyom,
ne diyom az kaldı 24 hazirana, bıktık artık ,yeter gari, diyom.
Hıı seçim mi olacak, ne olacak olsun,diyom,
her yıl sandık başına gitmekten bunaldık  diyom,
hiç içim almıyoo valla, sabah bir kaşık yoğurt haa, onla duruyom oğluum..


blog muhasebesi mimi




Blog alemine nasıl girdin? 

Blog alemine küçük kuzenim sayesinde girdim.O yıllarda, yani yıl 2011 yeni emekli olmuşum, öyle o el işi kursu senin, bu altın günü benim ,tv 'de Zahide Yetiş programları, Deryayla geçen saatler ,platese mi gitsem, sahilde yürüsem falan, öyle emekli emekli takılıyordum.Kuzenimde o aralar blog açtı ya da vardı ,hala da başarılı bir blogger kendisi, sevgili Balgözlü Kız onun blogunu takip ederken daldım blog alemine,bende bir blog açmaya karar verdim.İlk açtığım blog deneme gibi olmuştu,Bembeyaz Perde idi ismi ve bir yıl sonra kapattım.Sinema ile ilgiliydi.2012 de Pudra Şekerim isimli bloğumu açtım.Çünkü hem blogları takip etmek hem blog yazısı yazmak, çok keyif aldığım bir alışkanlık haline geldi.

Hangi blog sana ilham oldu?

Kesinlikle Balgözlü Kız .Sevgili Tuğçecim.

Bloga yazdığın ilk yazınla ,son yazın arasında fark var mı?

Olmaz mı:)) Çünkü, şöyle ki ben blogumu önce pasta, börek, yemek tariflemi yazmak niyetiyle oluşturdum.Yemek bloggerlarının ayrı bir birlikteliği ,ayrı bir güzelliği var.En çok o gruptan etkilenmiştim.Yemek yapmayı ve yemeyi seven biri olarak ,tariflerle başladım. Sonraları,zamanla , konu genel yaşam, aile, anlar, anılar ile ilgili yazılara döndü.Arada tariflerimde var tabii.Anne tarifleri:)

Yakın çevrendeki insanlar blogunu biliyor mu?

En yakınımdakiler , eşim çocuklarım, biliyor.Arkadaşlarım blog yazdığımı bilmiyor.
Şimdi böyle yazınca garip geldi.Ama öyle.

Blog yazmak yaşantına ne kattı? Ne çıkardı?

Çok güzel bir hobi edindim.Yazı yazmayı çok sevdiğimi, beni çok rahatlattığını öğrendim.Sadece bloga değil kendimede ufak hikayeler yazmaya başladım,
günlük tutmaya başladım.Fotoğraf çekmeye başladım.
Ne çıkardı dersen; bir sürü boş şeyler çıktı gitti.Sırf bir şeyler yapmış olmuş
olmak için ,'bir çok şey 'yapmaya çalışmıyor, kendi istediğim 'tek bir şeyi' yapmış oluyorum.

Şu anda bu mim yayını ile blogunda kaç yazı ve kaç sayfa görüntülenmen var?

Şu an taslaklarla birlikte 525 yayın görünüyor.Yazıları bazen anında yazıp yayınlarım ,bazen nadasa bırakırım,bazen silerim.
Yıllar içinde ,yayınladıklarımdan da sildiklerim var.
sayfa görüntüleme 290.129

Bu aralar böylece dururken,pek yazasım yokken, bu mim muhasebesi ilaç niyetine iyi geldi bloga.
Güzel bir hafta olsun hepimize.Artık havalarda açtı.
Güneş yüzümüze baksın, mutlu olalım, bol yazıp bol okuyalım.

tart kek

*2 yumurta,
*1 çay bardağı yoğurt,
*1 çay bardağı sıvı yağ,
*1 çay bardağı toz şeker,
*1 çorba kaşığı kakao,
*1 çay kaşığı kabartma tozu,
*yarım paket vanilya
*1,5 su bardağı un(6 çorba kaşığı kadar)
Kreması;
*1/2 lıtre süt,
*1 yumurta,
*2 çorba kaşığı kadar un,
*2 çorba kaşığı kakao,
*5 çorba kaşığı toz şeker,
*bir kaç parça bitter çıkolata..

İnstagramda gördüğüm tart şeklindeki kekler ve içlerindeki boşluğa doldurulan çeşit çeşit kremalı tatlıları gördükçe ,nasıl canım çekip , yapasım geliyordu anlatamam.Önce o tart şeklinde ,içi boşluklu kek pişirmeyi sağlayacak kalıplardan, ilk gördüğüm yerden aldım. Sonra yapılmış tariflere göz gezdirdim.
En son kendi tart kek tarifimi uygulamaya karar verip ,yukarıda resmini gördüğünüz ,çikolatalı tart keki yapıp, çocuklarımla birlikte afiyetle yedim.
Tabii çocuk kelimesi, lafın gelişi.İkisi de  yirmili yaşlara giriş yaptılar.
Evlat daha uygun galiba artık  bahsederken.
Evde geldiklerinde onları ,çikolata ve vanilya kokulu tart kek bekliyor da gelecekte  neler neler bekliyor onu bilemiyor ve bu konuda endişelere kapılıyorum. Seçimden seçime koşturan,bir düzen var mı yok mu belli olmayan genç işsizlik oranının yüksek olduğu bir toplum olduk.Şimdi vaadler birbiri sıra diziliyor, uzun uzun nutuklar atılıyor.Sonuç ne olacak bakalım.

Neyse konuyu tatlıdan alıp, acıya bağlamadan bu güzel kokulu, yumuşak kremalı kekin tarifini şuraya not edeyim ki hafta sonu belki yapmak isteyen olur,
olabilir. Ben bunu geçen hafta yapmıştım ,evlatlar geçen hafta gelmişti
bak aradan bir hafta ne çabuk geçmiş.Bu hafta anneler günü ama biz bir hafta önceden kutlamış olduk.
Evlatlarla geçen her gün anneler günü değil mi zaten.
İyi hafta sonları,
son günlerde sabah yağmurlu, öğleden sonra güneşli bir İstanbul cumartesisinden.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...