yeni yılınız kutlu olsun..


2019 senesi önce sağlık, sonra mutluluk,sevgi,aşk,
iyilik,para,neşe,kahkaha getirsin.
Derdi tasası çözülebilir kıvamda ,
huzurlu,bol gezmeli ,seyretmeli,okumalı, dinlenmeli ,
ağız tadı yerli yerinde günlerle dolsun.
 Yeni Yılınızı tüm kalbimle kutluyorum,
selam ve sevgiler..
                                  

Bu bölüm,sen nasıl istersen öyle ilerler😃 mi??(Black Mirror)

Bu akşam Netflix 'in Black Mirror adlı dizisinin, 5. sezonu  1 saat 30 dakikalık bir bölümle ya da filmle tam bir sürpriz yarattı. Akşam ne izlesek diye dolanırken Cüneyt Özdemir'in youtube kanalında bahsettiği Black Mirror 'un son bölümüne bakalım dedik. Bandersnatch adlı bölüm interaktif bir bölümmüş.İlgimizi çekti. İnteraktif  yayın nasıl oluyor derseniz, ilk etapta baya bir şaşkınlık yaşatıyor. Mesela biz anlamayıp, diziyi bir iki kez yeniden başlatıp deneme yaptık. 😖Sonra anladık ki şöyle bir şey interaktif yayın;


Konu ilerlemeye başlayınca, ekranın alt kısmında iki seçenekle karşılaşıyorsunuz  ve  elinizdeki kumandayla 10 saniye içinde seçeneklerden birini tercih ediyorsunuz. Stefan şunu mu yesin bunu mu ,ilacını içsin mi atsın mı, babasını mı dinlesin arkadaşını mı takip etsin, gibi. Neyi seçerseniz onu yiyor, içiyor ya da yapıyor..Olay da yaptığınız seçenek doğrultusunda ilerliyor.Tabii her seçeneğe göre farklı bir sonuç mu çıkıyor, yoksa her seçenek aynı kapıya mı çıkıyor bunu bilmek için bir kaç kez izlenmeli.Bilemedim.(İzleyen olursa yorum bırakabilir)
Stefan dizinin kahramanı ,bilgisayar programcısı bir genç. Bandersnatch isimli bir romandan bir bilgisayar oyunu yapmaya uğraşıyor.  Hem bu oyunu yaparken girdiği bunalımlar, hem ailesi ile ilgili sorunları, dizinin konusunu oluşturuyor.İlginç bir sona bağlanan biraz bunalımlı bir konu gerçi. Ama benim zaten konusu değil, seçeneklerle dizinin gidişatını belirlemek hoşuma gitti.
Keşke böyle diziler olsa arada.  Kafamıza göre gidişatı belirlesek.Tabii yalnız izleyenler için, kumanda hakimiyeti sadece sizdeyse😊bir kaç kişi izlerseniz sorun olabilir.


Hafta sonu için önerim olsun bu dizi.                    Güzel bir pazar dilerim..
                                                                 
   

çaylar benden...


Yanıp yanıp sönen siyah ince çizgi bana, ben beyaz ekrana bakarken, sayfa tertemiz durmaya devam edecek. Öyle bir hissiyattayım. Yazasım var ama gözlerim donuk donuk.Kelimeler oradan oraya koşuşuyor. Tıpkı ilkokul bahçesinde tenefüsteki minik çocuklar gibi. Ayarsız, hedefsiz, çıllık çıllık
sağa sola gidip geliyorlar. Düzgün bir sıraya girmeye hevesleri yok. Benimde onları sıraya sokacak mecalim yok. Belki de fazla üzerine gitmesem daha iyi olacak. Bazen serbest kalmak, zorlamamak gerekir. Kendiliğinden olur bazı şeyler.
Ekran burada duradursun. Kalkıp çayımı demlesem.Mesela. Güzel bir kahvaltı
hazırlasam.Radyo bugün parazit yapmadan ,cızırtısız çalsa.Özellikle en sevdiğim kanalı dinlesem. Yumurtaları haşlamam belki, sahanda pişiririm. Tereyağlı olsun be bu sefer. Sahiden acıktı karnım.
Açlıktan üşümeye başladım.Hırkamın kollarını uzata uzata parmaklarım görünmüyor neredeyse.Çayın cam bardağa vuran sıcağı avucumu yakıp,üfleyerek içtiğimde genzime dolan hararetli dumanı beni ancak ısıtıp, kendime getirir. Çay içmeye bayılırım. Şekersiz içmeye çalıştığım zamanlar biraz soğumuştum kendisinden.Alıştık sonra. Şimdi şekeri değil ama bazen çay kaşığının, çayın içerisinde dönerken ki şıngırtılı, tıngırtılı melodisini özlüyorum. Toz şekerlerin çayın kırmızılığında döne döne erimesini beklemek aklıma geliyor.  Laf aramızda bazen çayın içerisine kaşığı koyup boş boş karıştırdığımda oluyor.
Dolapta yumurta var mıydı? Dün alacaktım.Çıkmadım hiç dışarı.Canım çekti ya çayın yanına yumurta pişecek illa. Babaannemden kalan bakır sahanda yapayım. Yumurtanın az pişmiş sarılarını da ekmeğin çıtır kıyısıyla patlatıp, bandırmaca yersem, hmm, değmeyin keyfe. Tansiyonu kim takar, tuz bile serperim üzerine.
Bu gün böyle başlasın. Keyfime göre. Hem o zaman inanıyorum, kelimelerde
sakinleşip sıraya girerler, dökülürler kağıda teker teker.
Sonrasında bakarız artık,
gün bize ne yazdıysa,
yaşarız.







önce gül, sonra gün aydın olsun..


Gül çalmadayım ,ya gizli -binbir gül var-
Korkumda şu, bahçivan çıkıp görse ne der...
Birdenbire çıkmasın mı, eyvah, ne diyor?
''Tüm bahçe senin, çekinme gülden ne çıkar...

17 Aralık Mevlana 'nın ölüm yıl dönümü.
Mevlana, ölümü,Rabbine kavuşma anı olarak düşündüğünden ötürü, düğün günü, şeb-i arus olarak adlandırır..

Güneşin, azıcık yüzünü gösterdiği bu kış günü, karşıma çıkan bu nazlı
pembe gül goncası ve
Mevlana 'nın gülle bezeli ,güzel dizeleri ile günaydın demek istedim.
Güzel bir hafta olsun..







Hakan: MUHAFIZ (The Protector)



Merakla beklenen ilk Türk Netflix dizisi başladı.
Başrollerini Çağatay Ulusoy(Hakan),Ayça Ayşin Turan(Leyla),Hazar Ergüçlü(Zeynep),Okan Yalabık(Faysal),Mehmet Kurtuluş(Mazhar)  paylaşıyor.Fakat daha sonra yayınlanacak bölümlerde yeni oyuncular karşımıza çıkacak. Burçin Terzioğlu, Saygın Soysal gibi.Son bölümde bu belli oldu.Pek çok oyuncu, bu dizinin kadrosuna bir iki bölümde olsa dahil olmuş, olacak.
Dizinin 1. sezon ilk 10 bölümü yayında.
Netflix dizileri genelde 30-40 dakikalık bölümler halinde yayınlanıyor.Hal böyle olunca , bizim için çerez niyetine oldu, bir oturuşta 6 bölüm izledik.Kalanını da bir sonraki akşam seyredince tam bir Muhafız haftasonu oldu, 10 bölüm bitti.
Tv kanallarında her dizi yaklaşık 120-170 dakika gibi sürdüğünden bu Türk Netflix dizisi Muhafız bize seyretmesi kolay geldi. Heyecan kesilmeden, araya uzun bakışlar,klipler girmeden bir solukta izledik.
Muhafız dizisinin konusu İstanbul ile ilgili ve harika İstanbul manzaraları yansıtılmış. İstanbul'un ne kedileri,ne martıları unutulmamış.Çoğu filmde olduğu gibi İstanbul'u bir ortadoğu şehri gibi yansıtmamış. Hem tarihi ,hem modern İstanbul yaşamı içerisinde geçen Muhafız dizisi konusu itibariyle  ilginç. Fantastik , macera tarzı.Tabii ki aşk var, tarih var. Buğulanmış , biplenmiş sahneler olmayınca ,olaylar rahat takip ediliyor.
Konusuna gelince spoiler yani ipucu  vermeyeceğim.Sadece konu ile şöyle bir izlenim oldu bende;
Dizinin ana konusu baştan sonra tutarlı işlenmemiş, arada bazı bölümlerde kopukluk var sanki. İlk iki bölüm oldukça maceralı,fantastik sahnelerle dolu bölümler bizi bekliyor galiba ,dedirtirken, birden plaza çalışanları etrafında dönecek bir romantik komediye evrilir gibi oluyor.
İki güzel ,farklı kadın,bir yakışıklı ve güçlü erkek, bir zengin patron .Ya da bir Bodyguard filmi mi ?diyorsunuz.Ana konudan koparıyor sizi olaylar.Nerede o tılsımlı gömlek, nereye gitti diyorsunuz😐. Sonra ,özellikle son iki bölüm, konu yine heyecanlı ,meraklı bir hale asıl konuya, geri dönüyor.
Muhafız dizisi ımbd sayfasında yüksek bir puanla başlamış.
Bende bir dizi izleyicisi olarak beğendim. Tabii ki fantastik konular bir Türk dizisi için yeni, umarım güzel işlenir.Tahmin edilemeyen olayları işler.
Güzel güzel, heyecanla seyredeceğimiz bir dizi olur.Nihayetinde yabancı dizilerde , özellikle çok seyredilenler de bile  her şey mükemmel olmuyor.
Muhafız dizisi de gayet güzel ,kaliteli bir dizi olmuş seyredilir,
tavsiye ederim.

hayalim 3 kelime ...(aynı zamanda MİM)



2019 yılı yaklaştıkça ,hedefler, dilekler, listeler oluşmaya başladı. Tabii ki yepisyeni bir yıl olacağını düşündüğümüz 2019 ,belki de 2018'den çok çok daha iyi geçecek. Belki bizi, belki kimilerimizi şahane bir yıl bekliyor.
Böyle yazıyorum ki iyi şeyler çağrışsın, olumlu düşünceler oluşsun. 
Beyda'nın Kitaplığı isimli blog komşum ,bu konuda bir paylaşım yapıp,
2019 hayalleri ,hedefleri isimli bir mim yapmış. Bende katılayım dedim.
Ama uzun uzun liste ve hedefler benim yaşamımda pek yer tutmaz. İstek ve duygularım doğrultusunda hareket eden bir insanım. Tabii ki özel ,bana ait bir iki dileğim var. Bol bol gezeyim, tozayım, göreyim, ağız tadıyla yiyip içeyim . Bunları istiyorum.Milli piyangonun 😎70 milyonluk ikramiyesini bile istiyorum.
Yeni yerler görmek✈ ,yeni havalar solumak,🌄 yeni insanlarla tanışıp, yeni tatlar almak her insanın dileği olmalı.Yollar ve yılların ayırdığı eski dostlarımla tekrar görüşebilmeyi istiyorum.Yeni satırlarda başka dünyalar bulup, başkaları için yeni satırlar yazabilmek.Bunları istiyorum.
Kendime sakladığım, özel dileklerimde var.Benimkilerden de çok canım evlatlarım, canlarım için dileklerim var. 
Bana ait bu isteklerim,dileklerim ,bitmesini dilediğim çalışmalarımı, belki devam edip bitiririm ,belki kısmet olmaz  başka bir yeni yıla kalır.
Ne demiş ,(sanırım John Lennon) ''Hayat biz planlar yaparken ,başımızdan gelip geçen şeylerdir'' 
WhatsApp 'da bir dilek tablosuna rastladım.Bu tablodan  ilk gördüğümüz 3 kelimede karşımıza çıkanlar, sizin şans dilekleriniz oluyor.
Yeni yıl dileklerimi buradan çıkan üç kelime olarak belirledim.
Bana çok uydular, tam istediklerimi gördüm.Bu kadar olur ,dedim kendime
Benimkiler altta,
Siz de bakın bakalım ,ne göreceksiniz..


🎁  sağlık,
 💐 tutku,
🎇 ilham,
 Size de gönlünüzden geçenler görünsün, her daim.

Güzel hafta sonları..




kestane kebap ,yemesi sevap..😊


Bana kışı hatırlatan bir kaç şeyi sayar mısın? diye sorsalar, aklıma ilk gelenlerden biri kestanedir.
Kestane kayıngillerden bir ağaç .
Kestane ağacının  tohumları ya da meyveleri,o dikenli kozalaklarının içinden çıktıktan sonra hem haşlanarak, hem közlenerek yenilebiliyor biliyorsunuz.
Hatta tatlısı yapılıyor.Kestane şekeri.Özellikle baba memleketim Bursa'nın tadına doyulmaz lezzetlerinden birisi olarak ünlüdür.Uludağ eteklerindeki kestane ağaçlarından toplanan kestaneler memlekette her türlü tüketilir. Kış aylarında sokak başlarındaki kestaneciler ,sıcak sıcak pişirip satarlar.İsteyen evine çiğ olarak satı alıp kendisi pişirir.
Kestane sağlıklı bir meyve.İçerisinde sağlıklı olmamız için gerekli mineraller, vitaminler mevcuttur.Yağ oranı yüksek değil. Kalori olarak biraz fazla değerlere sahipse de  porsiyonlarımızı abartmazsak şahane bir besin öğesi olarak karşımıza çıkıyor.Kış aylarında evlerimizde çocuklarımıza yedirebileceğimiz en güzel atıştırmalık. Küçüklüğümüzde evler sobalı olduğundan sobaların üzerinde kestane pişirdi annelerimiz,nenelerimiz. Şimdi evler kaloriferli.Ama tabii ki mutfaklarda çareler tükenmez.
Önce kestaneleri yıkayıp, üzerlerini derin olmamak şartıyla, çizeceğiz.
Sonra kestaneleri 2-3 saat su dolu bir kabın içerisinde bekleteceğiz.
İster fırında(180-200 derece),ister közmatiklerde (hani patlıcan, biber közlediğimiz genişce,delikli tava benzeri olanlar) ocak üzerinde pişireceğiz.
Tabi suda haşlamada başka bir yöntem. Ama sanırım kestaneye en çok kebap gibi kızara kızara,tıpkı sokak satıcılarını usulü, pişmek yakışıyor..
Kış akşamlarının dayanılmaz lezzeti kestane tam da bu soğuk ,gri akşamların sıcak tadı.
Üstelik yerli malı.(sanırım😉)
Bu hafta çocukluğumdan kalan okul anılarımın en hoşlarından ''Yerli malı'' haftası. Sıralara serilen o çeşit çeşit meyveler, yemişler aklımda.Yerli malı haftası(resmi ismi ile Tutum,Yatırım ve Türk Malları Haftası) 12-18 Aralık 2018 tarihleri arasında okullarda kutlanıyor.Ben evlatlar ilkokuldayken pek kutlandığına şahit olmadım.1.Dünya savaşı sonrası ekonomik zorluklar, kıtlıklar sonucu insanların tasarruf etmesi, tutumluluk bilincinin topluma aşılanması, ekonomimizin kendi kendine yeter hale gelebilmesi çalışmaları sonucu 1946 yılından sonra Yerli Malı Haftası kutlanmaya başlanmış.Tabi son yıllarda tüm toplumlardaki tüketim alışkanlığı, çılgınlığı düşünülecek olursa bu haftanın pek başarıya ulaştığı söylenemez.Sadece kutlanacak özel gün ve haftalar arasında ,sıradan bir hafta olarak bulunuyor. Gerçi yerli malı kullanmaya özen gösterme konusunda az da olsa toplumsal bir kıpırdanma var. Ne kadar çok yerli malı kullanmaya gayret edersek, o kadar çok yerli malı üretiriz, böylece el aleme muhtaç olmadan güzel memleketimizi çok daha iyi yerlere yükseltiriz.
Umarım.
2019 için Türkiye'm ile ilgili dileğim bu olsun.

Yine nereden nereye geldik ama bu haftanın meşhur sloganını anmadan paylaşıma nokta koymayayım;

Yerli Malı yurdun malı ,
herkes onu kullanmalı...




Yeni kimlik kartları

Epeydir kimliklerimizi yenilemek aklımızda.Herkes yenisini alıp eskitti, biz o gün bu gün derken, nihayet müracaat edebildik. Nüfus cüzdanlarımız ,yeni çipli kimlik kartları şekline dönüşecek.
Bunun için öncelikle Nüfus ve Vatandaşlık İşler Genel Müdürlüğünün (www.nvi.gov.tr)  internet sayfasından randevu almanız gerekiyor.
(randevu Alo 199 dan da alınabiliyor)
Randevusuzda çalışıyorlar, fakat bekleme süreniz belli olmuyor tabii ki.
Randevu eğer oturduğunuz yer ilçe nüfus müdürlüğünce verilemiyorsa size en yakın başka bir nüfus müdürlüğünden de randevu alabiliyorsunuz.Biz Kartal ilçe Nüfustan bir türlü randevu alamayınca ,Tuzla Nüfus idaresinden aldık randevumuzu.Malum artık pek çok işlem Nüfus Müdürlüklerince yapılıyor, çok yoğun çalışıyorlar.Randevulu sistem bu açıdan gayet güzel.Gidip kuyruklarda saatler harcamıyorsunuz.
Randevu aldıktan sonra yapmanız gereken  1 adet biyometrik fotoğraf çektirmek.
(tabii ki onuda 4'lü çekiyorlar 4 tanesi 25 TL)
18,50.-TL bir ücreti bankaya makbuz karşılığı ödüyorsunuz.(Hemen tüm bankalar ödemeleri alıyor.)
Gereken başka bir şey yok.Yatan paranın makbuzu, bir adet resim ve değişecek olan kimlikle Nüfus Müdürlüğüne randevu saatinde gidiyorsunuz.
Lakin randevulu olmanıza rağmen yine sıraya girip numaratörden bir sıra numarası almanız gerekiyor. Randevu saatine göre sizi bekletmeden numaranız hemen yanıyor.
Memur sizden  değişecek kimliği ve bir adet resmi alıyor.Yatırdığınız 18,50.-TL nin ödendiğini ekranda görüyorlarmış makbuzu istemediler,yinede yanınızda olsun tabii.
Sonra tek tek parmak iziniz alınarak biyometrik veriniz oluşturuluyor.Burası biraz uzun sürüyor,makinalar mı eski parmaklar mı bilemedim 😃 memur hanım tek tek uğraştı parmaklarla.Neyse o kısımda geçtikten sonra imza atıyorsunuz.
Ekrandan bilgilerinizi kontrol ediyorsunuz.Memur geçici kimlik yerine ,üzerinde bilgileriniz yazılı bir A4 kağıtla beraber ,delgeçle tık tık deliverdiği eski kimliğinizi geri veriyor.Bir de içinde bir takım şifrelerin bulunduğu bir zarf alıyorsunuz.Pin şifresi denilen bu şifreler ile daha sonra başlayacak uygulamalarla  e-devlette bir takım işlemler yapılabilecekmiş .
Bu Pin şifrelerini KİOSK denilen ve Nüfus İdarelerinde bulunan cihazlarla değiştirebilecekmişiz. Yani yeni kimliklerle birde Kiosk nedir ve Pin şifresi nedir diye bir sorgulama yapmanız gerekiyor. İşte Kiosk  kimlik şifrelerinizi değiştirebileceğiniz cihaz, pin şifreside e-devlet için bir şifre.Benim anladığım bu.
Sonrası Ptt kargoyu beklemeye kalıyor.Pazartesi müracaat ettik, salı günü kargoya teslim edildi mesajı geldi.Sonra işlem Kartal posta Dağıtımda takıldı sanırım.Hafta sonuna kadar bekleyip ,kimlikler hala kargo aşamasında kalınca ,posta dağıtım merkezine gidip kendimiz elden teslim aldık yeni kimliklerimizi. PTT kargo, kargoları dağıtamayacak kadar yoğundu anlaşılan.Gerçekten de posta merkezi acayip kalabalıktı.Belli ki herkes beklemekten usanıp postasını gelip buradan almayı tercih ediyor.Zamanında dağıtsalar da insanlar buralara gelmeseler,ne iyi olur.

Yeni kimlikler ufacık ,incecik bir kartvizit gibi.En kötü kısmı da sanırım kimlik üzerindeki siyah beyaz resimler.😖 Memnun olan yoktur sanırım.Çabuk yıpranmaması için iyi muhafaza etmeli,öyle bir görüntüsü var.Süreleri 10 yıl. Üzerinde yıllardır her türlü işlemde sorulan nüfusa kayıtlı olunan yer, cilt no, hane no, medeni hal,din bilgisi ,kan grubu gibi bilgiler yer almıyor.Bu tip bilgiler kimlikteki yonga üzerinde yer alıyormuş.

Evet hala bizim gibi yeni kimlik alma işini ,sonraya bırakanlar varsa, bu yazı onlar için olsun.
 Çalışkan bir hafta dileğiyle ..


Hedefim Sensin


Çiğköfte ustası Zekeriya Taştan her gün yaptığı üzere, maniler, türküler eşliğinde ,elinde köfte dolu tepsisi ile satış yapmaktadır. Dükkan dükkan dolaşırken hiç bulaşmaması gereken bir masaya denk gelir.Mafya buluşmuş tam bir pazarlık içindedir.Zekeriya köfte satayım derken ,masadakilerden birini tanıyınca bir anda herkes birbirine girer, Zekeriya çatışmanın ortasında kalıverir. Mafyanın peşine düşeceğini anlayan Zekeriya ilk otobüse atlayıp ,neresi denk gelirse oraya doğru yola çıkar. Çıktığı yol onu Gökçeada'ya ve yolda tanıştığı Leyla ile ailesinin evine kadar götürür.


Çok eğlenceli bir film.
Kaçmacalı,kovalamacalı,nefis manzaralı, usta oyuncularla dolu neşeli bir film.
Türkülerle açılan film sahnesi, neşeli türkülerle bitiyor.
Hatta film bitip jenerik akarken, ''Bahçe Duvarını Aştım'' türküsünü duyan sinemadaki çocuklar dayanamayıp sahneye inip bir güzel oynadılar:) Çocuk olmak başka bir şey😊
Bu soğuk havada içinizi ısıtacak sıcacık bir film, hafta sonunuz neşelenir.😍
Tavsiye ederim.

Sanat güneşinden şarkı seçtim


Bu sabah başka bir şeyler paylaşacaktım. Ekranı açınca  google ın ünlü sanatçımız Zeki Müren'in (06.12.1931-Bursa) doğum günü için yaptığı doodle ı görünce fikrim değişti.Önce açtım müzik kanalını,en sevdiğim Zeki Müren şarkılarını dinledim.
Sonra da çok sevdiğim, hemen tüm şarkılarını dinlemiş olduğum,pek çok kez ekranlarda izlediğim ,aynı zamanda hemşehrim olan Zeki Müren 'den  bir şarkıda sizlere seçeyim, dedim.Bu günkü post Zeki Müren 'in olsun.


Sanat güneşi olarak anılan, güzel Türkçesi, sevgi yüklü şarkıları ile gönüllere taht kuran efsanevi sesi ve ayrıcalıklı şahsiyeti ile gönüllerde yaşayacak seslerden birisi Zeki Müren. Şarkılarını her daim zevk ile dinleyeceğiz.
Zeki Müren'in Türkçe'yi en güzel kullananlardan birisi olduğunu belirtince onun meşhur en uzuuun tekerlemesini de hatırlatmadan geçemeyiz.
Usta sunucumuz Halit Kıvanç ile yaptığı programdaki ''tekere mekere ''diye başlayan Türkçe'nin en uzun tekerlemesini söylemesi, başka bir efsane olay olarak hafızamızda yer etmişti;


Böylesine güzel anılarla yüzümüze gülümsemeler bırakan  Zeki Müren'i , 87.Doğum gününde sevgi ile anıyorum.

Güzel melodilerle dolu bir gün dilerim.

hava çok soğuk, çorba çok sıcak..



 Paça çorbası ve faydaları ile ilgili  yeni bir şeyler mi okuduydum,aklıma düştü.Ne yalan söyleyim , çocukken içtiysem hatırlamıyorum ama kendimi bildim bileli hiç paça çorbası içmedim. İşkembe çorbasını severim, arada içmeye de gideriz ama paça çorbası, nedense uzak kaldığım bir çorbaydı.
Neyse gittik her zamanki çorbacımıza. Siparişlerimizi verdik,paça çorbası diyerek.Çorbalar  geldi. Baktık çorbanın içinde paçaya benzer bir şey yok.
 Eşim:
'' etlerin arasında paça yok ki, bunlar sırf baş eti ''dedi.Belki böyle oluyordur falan desem de ikna olmadı,''Olur mu dedi,ben çok içtim , böyle olmaz.''
Garsonu çağırıp sordu , bu nasıl paça çorbası diye
Meğerse menüde ''kellepaça çorbası'' diye geçiyorsa da, bu çorba sadece kelle çorbasıymış.Garson tabaklarımızı alıp içine paça suyu ilave etti. Hem baş eti,hem paça biraz ağır bir çorba oldu.
Diğer gidişimizde, akıllanmış ve öğrenmiştik siparişimizi sırf paça çorbası olsun, diyerek verdik. Resmi görüldüğü şekliyle sıcacık çorbalarımız geldi.Diğerinden daha hafif, daha lezizdi.
Mis gibi, şifa niyetine içtik.Hafif acı, sirkeli yanında yeşillik olarak roka ve turşu.
ıyy, yapmayın, kemikler için çok faydalı paça çorbası. Kollojen deposu,protein
kaynağı. Yıllarca bizlere, bunların sağlığa zararlı olduğu söylendi. Oysa büyüklerimizden duyduğumuz,tam tersi ,bu tip hayvansal yiyeceklerin bedenimize çok iyi geleceğiydi. Paça çorbası kemiklere faydalı denirdi, birisi kırık çıkık falan olduğunda, hemen paça içsin diye ,öğütlenirdi. Dönüldü dolaşıldı yine aynı noktaya varıldı. Şimdilerde yine paça ve sakakat türlerinin faydaları üzerine konuşuluyor.Bağışıklık sistemimize iyi geldiği,kemiklerimiz için kollojenin doğal olarak paça çorbasında bulunduğu, kış aylarında bolca tüketilmesi gerektiği yazılıyor, söyleniyor.
Bizde bu gerçeği takip ederek, bedenimize sağlıklı bir ömür vermek istiyorsak sağlam kemiklere, güzel bir cilde sahip olmak istiyorsak bu tip faydalı yiyeceklerden bol bol tüketmeliyiz. Gençleri de bu yiyeceklere alıştırmalıyız.
Biz paça çorbasının üzerine  yarım porsiyon, bol tahinli ,cevizli,nefis bir
  kabak tatlısı yemiş ,şeker patlaması yaşamış olabiliriz.
Ne yapalım?
Olsun,
o da sefamız olsun..

Kasım ayı özet akışı,

Nispeten sakin geçen Kasım ayından  2018 yılının son ayına ,bol bol yağmurlar, günlerdir gökyüzünü kaplayan gri bulutlar, sert esen poyrazlı bir hava ile girdik.
🎇oysa Kasım ayı ne kadar güzel,ılıman bir pastırma yazı havası ile başlamıştı.

 Siyasi havadisler, ekonomik krizler  kadar magazin ağırlıklı haberlerle çalkalanan bir Kasım ayı oldu.Kasım ayının ilk günlerinde müthiş bir haber patladı;
🎇Ünlü şarkıcı Sıla uzun zamandır birlikte olduğu oyuncu Ahmet Kural'dan şiddet gördüğü gerekçesiyle yargıya başvurdu, şikayetçi oldu. Mahkeme oyuncuya  uzaklaştırma kararı verdi, çalıştığı banka, reklamlarında artık kendisini oynatmayacağını açıkladı. Ahmet Kural başta kadınlar olmak üzere herkesten özür diledi.Konu her yönüyle gündemde uzun süre yer işgal etti, sosyal medya çalkalandı.

🎆Galatasaray-Fenerbahçe derbisi 2-2 berabere bitti.

🎆*Uganda Büyükelçimiz ve katibinin Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna Yunan Mitolojik tanrılarını andıran  kıyafet ile katılması Kasım ayında gündem oldu. Kıyafeti nedeniyle Bakanlıkça  Ankara'ya çağrıldı.Elçimiz bu kiyafeti 2018 yılının Troya Yılı ilan edilmiş olmasından dolayı giydiğini söyledi.Turizm Bakanlığı 2018 yılını Troya yılı ilan etmişti.Elçimizde bunu hatırlamış Cumhuriyet Bayramı kutlama resepsiyonunda aynı zamanda Troya Yılını da kutlamak istemişti. Demekki.

🎊Ekim ayı enflasyonu  yüzde 25,24 olarak açıklandı.Memur, emekli, işçiler Ocak ayı içinde yüzde yirmilerin üzerinde zam beklentisi içine girdi.Öyle ya Cumhurbaşkanı bile maaşına yüzde 26 zam yapmıştı.Enflasyon onu etkiliyorsa memur ,işçi ve emekliyi haliyle etkileyecekti.Bize de yüzde yirmialtı zam yapılmalıydı(Bakalım merak içindeyim)

🎈ABD İran'a yaptırım uygulamaya başladı.Bu konuda 6 aylık bir zaman dilimi için ,bizimde aralarında olduğumuz 8 ülkeyi muaf tuttu.Sevindik.

🎆Pastırma yazı sayesinde Kasım ayının ilk iki haftası harika havalarla geçti.

🎁Et fiyatlarındaki aşırı artışın , refah seviyemizin çok çok yükselmesinden kaynaklandığı açıklandı.O kadar refaha ermiştik ki ha bre et yemek istiyor, talebi arttırıyor, arzda talep efendiye yetişemiyince, ister istemez et fiyatlarını artıyorduk.!!

🎃Bir açıkoturumda CHP'li milletvekili''Türkçe ezan okunsa ne olur ki'' diye durduk yerde çıkışıp ortalığı karıştırdı. CHP milletvekilini hemen ihraç edilmek üzere disiplin kuruluna sevketti. Konuşacak yeni bir konu bulan siyasetçiler ve haberciler bir kaç gün bunu konuşup,sonra sakinlediler.

💐Gazi Mustafa Kemal Atatürk ,ölüm yıldönümü olan 10 Kasımda milyonlar tarafından yine saygı, minnet ,sevgi ve özlem ile anıldı.

😢Hakkari'de mühimmat deposundaki patlama sonucu şehitlerimiz var.(Makamları cennet olsun)

🎆Yerel seçimler yaklaşırken birbirlerine naz yapan partiler yine barışıp ,koalisyon yeni deyişle ittifak için birbirlerini yoklayıp duruyor. Bu bunla ,şu şunla görüştü haberlerinden geçilmiyor. Belediye başkan adayları yavaş yavaş açıklanıyor. Herkesi ilgilendiren İstanbul, Ankara, İzmir.İstanbul bir muamma sanki.AKP nin adayı belli de CHP nin ne yapacağı belli değil. Ankara'da paylaşılamayan bir Mansur Yavaş ismi var,kimin adayı olacağı belirsiz ama aday olacağı kesin? Koltuk peşinde partilere, bu iller bu ilçelerin sorunları ne olacak?Çözümleriniz ne ,diye avaz avaz bağırasım var yani.

🎇Bir yetkili çıktı''Tersine beyin göçü olsun, yurtdışındaki gençlerimize 24 bin TL maaş vericez, dönsünler'' dedi. Sanki çocukların dışarı gitme nedeni tek paraymış gibi.Tam da iki büyük üniversitenin ,iki profösörünün, sabahın kör karanlığında evlerinden gözaltına alınmasına denk geldi bu açıklama. Profösörler sonra serbest bırakıldı ama çocuklar bu haberi okuyup nasıl dönsündü. Bu yetmez gibi bir üniversite dekanı çıkıp '' Hanımların en iyi yaptığı şey ev hanımlığı, ben seçimlerde hiç bir kadın adaya oy vermem'' demesin mi?!
Heyhat! bu adam dekandı, neyse ki istifa edip, görevinden ayrıldı.

 🎆Ecnebilerin Kara cuma olarak adlandırdıkları indirimli alışveriş günü ülkemizde de efsane cuma, çılgın cuma ,şahane cuma geliyor diye hayırlı cumalara rakip oldu.Bitmez tükenmez reklamlarla ,''Ne cumaymış kardeşim'' dedirtti. Cuma sabahı insanlar AVM'lerin önünde kuyruğa girdi, ne var ne yoksa talan etti.
Memlekette, kalmışsa eğer, son kredisiz borçsuz insan , onlarda böylece tükendi. Borçsuz yaşamak zul geliyordu insanlara artık.

 🍲Soğan fiyatları aylardan beri yüksekti(Bknz:Bununla ilgili yazım) Bunu yeni farkeden yönetim,artık dur demeli bu gidişata dedi. Bu yıl soğan ,hayatında olmadığı kadar gündem olmuştu.Soğan sıtokçularına baskın yapıldı, depolardaki soğanlar ele geçirildi.Halkın ucuz soğan yemesi engellenemezdi. Gariban soğan çiftçisi memlekette böyle olaylara neden olup ,lobicilik faaliyeti kapsamında kaldığı haberlerini duyunca apışık kaldı.

😢 İstanbul'da askeri helikopter  düştü.Sivillere zarar gelmedi,dört kahraman askerimiz şehit oldu(Makamları cennet olsun)

🎆Sıla ve Ahmet Kural'ın olayı ile başlayan Kasım ayı magazin haberleri ayın son günlerinde başka bir sürpriz haberle noktalandı. Acun ve Şeyma aniden 9 yıllık aşklarını tek celsede bitiriverdiler. Hakikaten şaşırtı bir haber oldu. Sosyal medya tam anlamıyla çoştu, enine boyuna çekiştirip durdu konuyu. Sebepler, sonuçlar, aman neler neler.

⛅Bu konular iyi hoştu da en son günlerde Bodrum'u sel alıp, Çınarcık'ta 4.1 deprem olmayaydı. (Allah korkutmasın.Felaketler uzak olsun memleketimizden.)

🎁🎄🎅
Evet Aralık 1.
Yılın son ayı hepimize güzellikler, gülümseten haberler getirsin,
umut,huzur,bereket bol bol olsun.

Elmalı Tart

Bu tarif   blog yazmaya başladığımdan beri takipte olduğum MAVİANNE 'den.
Hem sıvı yağla yapılışı, hem elmaların çiğden kullanılması bu tarifi uygulamamda ki başlıca sebepler.İlk denememde hamurun ununu fazla kaçırmıştım,zor toparlandı.Tadı çok güzeldi.İkinci denememde hamuru daha yumuşak tuttum ,öyle pişirdim.
Malzemeler hamur için şöyle;
*1 yumurta,🥚
*1/2 çay bardağı süt,🥛
*1 su bardağından 2 parmak kadar eksik sıvıyağ,
*2 su bardağı un,(Dolu dolu 8 çorba kaşığı)
*yarım paket kabartma tozu,
*1 çorba kaşığı toz şeker.🍚
Yumuşak bir hamur oluyor ve şöyle bir kibrit kutusu kadarı üzerine ufalanmak üzere ayrılıp, tart kalıbına yayılıyor.
Üzerinin malzemeleri;
*3 elma rendesi,🍏
*ceviz içi( ben badem ve fındık kullandım)
*5-6 kaşık toz şeker,
*1 çorba kaşığı kadar tarçın,
*limon kabuğu rendesi,🍋
ve tartların turtaların olmazsa olmazı pudra şekeri..
Ben alt kısım için hazırladığım hamuru yumuşak bulunca, üzeri için ayrılan kısma biraz daha un ekleyerek ufalanacak kıvama getirdim.
Ufak yuvarlak borcama döşenen hamurun üzerine iç malzemesi yayılarak,üzerine de hamur parçası ufalanır,önceden ısıtılan fırında(180derece) pembe pembe olana kadar pişirilir.🥧

Teşekkürler tarif için MAVİANNE ..🤗

suyun sesi



Hafta sonu TV'de izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum.
 Suyun Sesi(The Shape of Water)
Film 1960'ların başında geçiyor. Eliza tek başına yaşayan dilsiz bir kadın.Bir Uzay laboratuvarında temizlik işcisi olarak çalışıyor. Zamana ayak uyduramayıp işinden kovulan yaşlı komşusu Giles ve işyerinde beraber çalıştığı arkadaşı Zelda'dan başka kimsesi yok. Çok iyi niyetli bir kadın olan Eliza bir gün laboratuvara bir nehir yaratığının getirilmesine şahit oluyor.Kendisi de nehir kıyısına terkedilen ,yetimhanede büyümüş olan Eliza yaratığa karşı garip bir ilgi duyuyor.Vahşi olduğu düşünülen yaratık,laboratuvarın güvenlik şefi tarafından türlü işkencelere maruz kalınca iyi yürekli Eliza'nın bunu içi kaldırmıyor.Yaşlı komşusu , en yakın arkadaşı ve Rus ajanı olan bilim adamının da  yardımıyla Eliza yaratığı evine kaçırmayı başarıyor.Tabii ki böyle bir varlığın bir temizlikçi tarafından kaçırılacağı hiç akla gelmediğinden ,soğuk savaş dönemi zamanları malum, bu işin içinde Rusların olacağı düşünülmeye başlanıyor.
....



Film masal gibi, hangi masal derseniz ,havuzdan çıkan yaratığı görünce Kurbağa Prens 🐸masalı diyebilirim.Tabii şöyle bir şey var kızımız 👸güzel bir prenses değil, sonunda da kurbağa yakışıklı prense 🤴dönüşmüyor .Filmle ilgili eleştirmen yorumlarını okumuştum daha önce nerelerden nerelere bağlantılı yorumlar yapılmış, şaşırtıcı.Kimi çok beğenmiş, kimi hiç beğenmemiş.❄O kadar çok ödül almasının vardır bir nedeni.Bu konunun uzmanlarının bileceği iş .
Biz sadece seyirci olarak gördüklerimizin ifadelerini yazarız.
Bana kalırsa her türlü varlığa sevgi, yalnızlık,iyilikseverlik işlenmiş filmde, üzerine biraz  eski soğuk savaş dönemi Rus-Amerikan temasları, fonda 60'lı yılların popüler yıldızları ,müzikleri ile ,fantastik tiyatro havasında bir bilim kurgu masalı olmuş Suyun Sesi filmi. Seyretmesi zevkli bir film.Seyretmediyseniz ,rastlarsanız izlemenizi öneririm. Değişik..

❄(Film 2018 yılı En İyi Film, En İyi Yönetmen,En İyi Film Müziği ,En İyi Yapım Tasarımı olmak üzere tamı tamına dört dalda Oscar aldığı gibi ondan öncesi ve sonrası da pek çok ödüle layık görülmüş.)

Hemşerim memleket nire..

Dün Kartal'dan  minibüse bindim. Bilenler bilir İstanbul Anadolu yakasında Pendik'ten Kadıköy'e  sahil boyu denize paralel uzanan çok işlek, ana arter olarak tabir edilebilecek bir cadde uzanır. Günün her saati anormal  trafik yoğunluğu vardır. Toplu taşıma olarak da en meşhur aracı mavi minibüsleridir. Pendik'ten binerseniz Kadıköy'e  ,sanırım şimdilerde iki saati bulan bir sürede ulaşırsınız. Onlardan birine bindim. Oturduğum muhit Kartal'ı çıkınca , doğulu bir şoför, buraların yabancısı belli, her binen ,ineceği yeri anlatana kadar akla karayı seçiyor.Alışmışız leb demeden lebleyi anlayan, bizi istediğimiz yerde indiren şöförlere.
 Yolda tabii ki  gördüğü her yolcu için duran şoförümüz, 11-12 yaşlarında üç çocuğu görünce de hemen durdu. Çocuklar arabaya binerken;
''Gelin gelin, hey maşallah, hey maşşallah, delikanlılar..'' diye diye çocukları arabaya aldı..
''Abi bizi az ilerdeki ışıklarda bırakırmısın( yaklaşık bir durak mesafe)
Tabii ki paramız yok abi, otostoptayız, demek istiyorlar..Ve tabii ki şoförler bu konuda genelde merhametli davranıp, para almaz.Çok rastlamışımdır, öğrenciydi, çok yaşlıydı, hastaydı gibi gibi insanlardan ücret almadıklarına.Öyle de bir yumuşak huyumuz, 'paranın ne önem var mühim olan insanlık' diyiveren bir tavrımız vardır hala toplumca.
''Bırakmam mı, istediğiniz yere bırakırım gençler..''
Bir tanesi;
''Ankara'ya götür mesela '' diye hazırcevaplık yapınca;
''Ankaralı mısın delikanlı''
''yoo İstanbulluyum abi..''
''Ne İstanbul'u oğlum burada herkes dışarlıklı, herkes bir yerden gelmiş,
İstanbul'da İstanbullu yok ki..'' diye ,kestirip attı.
Yanımdaki hanımefendi, kendi kendine söylendi şoföre;
''Sen öyle san, gelmiş nereden geldiyse, herkesi kendi gibi bir yerlerden gelme sanıyor.''
Camdan dışarı dönüp ,yolu seyretmeye koyuldu.
Çocuklar ışıklara gelince ,teşekkür edip geldikleri gibi hızla inip sokaklar arasında kayboldular.
Koca İstanbul herkes bir yerlerden gelmiş, gelmeye devam ediyor. Her gelen kendini buralı sanıyor, yerlisi de gittikçe içine kapanıp, sessizleşiyor.Belki yanımdaki hanım gibi bıkmış ben gerçekten buralıyım ,deyip, ispata uğraşmaktan. Ama minibüsçü arkadaş ,bak sen dışarıdan gelmiş ve henüz durak isimlerini öğrenmeye çalışırken , çoktaan buralarda olan, anası, ninesi, dedesi burada doğan eski İstanbullular  var.
''Misafir misafiri sevmez, ev sahibi hiç birini istemez'' misali bir durum sözkonusu güzelim İstanbul'da.

 
Bazen düşünüyorum, Kartal'da, çoğu ilçe gibi göç alıyor .Durmadan yapılan yüksek binalara yeni yeni insanlar gelip yerleşiyor.Ama binaların dışında yükselen bir değeri yok gibi. Konumu , gezilecek, görülecek yerleri ile gerektiği kadar ünlenemiyor.
İstanbul'un merkezine biraz uzak . Trafik baş belası. Deniz ulaşımı ise yok edildi.
İDO iskelesi yıllardır boş duruyor.Bununla ilgili Yazım burada .İskele aynı şekilde duruyor.Zaten artık İDO 'nun şehir içi seferleri iptal olacakmış.Bizim ki aylardır iptal durumda.Deniz ulaşımının sadece boğaziçinde kullanılması, diğer ilçeler arası kullanılmaması bana çok yanlış geliyor.Büyük ihmal olarak görüyorum. Banliyö trenleri deseniz beş altı yıldır kapalı.Bitmek bilmeyen bir Marmaray inşaatı halen devam ediyor.
İşte size yağmurlu bir sabahtan bir kaç Kartal fotoğrafı.
Merkezde kocaman bir meydanımız var.Tarihi sayılabilecek yaşta çınarların sıralı olduğu bir çarşımız, çay bahçelerinin , kafelerin  dizili olduğu rıhtımımız (sahil yolu geçmeden önce buralar  deniz kenarı olduğu için rıhtım denilirdi, buraya.Şimdi de öyle anılıyor) dinlenip, bir şeyler yenilip içilecek mekanlar mevcut. Parklar da çocuklar için oyun alanları,  soluklanmak için banklar, yürüyüş yolları var.
Manasını bilemediğim(kusura bakmasınlar) bu kırmızı kapılar ya da tak mı desem, meydanın iki tarafında değişik bir görsel sunuyor. Meydanda zaman zaman sanatsal eserler de sergileniyor. Karşının keşmekeşinden sonra bizim bu taraflar inanın çok sakin, huzurlu ve güzel.

 Deniz ve gök bir arada, kaynaşmış, nerede deniz bitiyor nerede bulutlar başlıyor bilemediğim bir an karşısında çektiğim bu resimle, konuyu nereden nereye getirdiğime aldırmadan, güzel bir gün diliyorum.
Mutlu haftasonları.
Hoşçakalın...

ne kadar güzel


Çayın rengi ne kadar güzel,
Sabah sabah,
Açık havada!
Hava ne kadar güzel!
Oğlan çocuk ne kadar güzel!
Çay ne kadar güzel!
..                                      Orhan Veli...

Günaydın ,sabah çaylarınız demli, sıcak ,
gününüz umutlu olsun..

İstanbul'un balkonu,

Yakacık , Kartal'ı tepeden gören konumu, yazın püfür püfür havası, Bizans dönemine kadar uzanan tarihi, Ayazması, bir zamanlar şırıl şırıl akan memba suları ile ünlü, doğa harikası bir yer. Manzarasından dolayı İstanbul'un balkonu diyede adlandırılır. İstanbul'da yerleşim yerlerine yakın son kalan yeşil yerlerden biri Yakacık. Betonlaşmadan nasibini almaya başlasa da yine de Kartal'ın en sakin , nezih ve yeşil yerlerinden biri. 
Ayazma 'da eskiden meydandaki koca çınarın altında şarıl şarıl memba suyu akan bir çeşme vardı. Henüz içme sularının damacanalara girmemiş olduğu  zamanlarda ,yakından uzaktan gelen herkes, içme sularını Yakacık'taki bir çok kaynak suyundan bidonlara doldurmak suretiyle evlerine taşır, bu suları içerlerdi. Yakacık suyu ile yapılan çayın rengine ve tadına doyum olmazdı.Rahmetli dedem ve anneannemle, dedemin süt mavisi otomobili ile bidon bidon su taşıdığımızı hatırlarım.Su almak bahanesiyle gidilen Yakacık Ayazma meydanındaki çay bahçelerinde de bir çay molası verilmeden dönülmezdi tabii.Semaverle gelen çaylar ne tatlı gelirdi. 
Şimdi tabii ki o kaynak suları kurudu gitti. Lakin yemyeşil ulu çınarlar yerli yerinde. O ağaçların altında oturup, bir çay kahve içmek çok huzurlu, çok zevkli.







Üstelik bu cay bahçeleri ,odun fırınlarında harika pide ve lahmacunlar pişiriyorlar, bazıları kendin pişir kendin ye tarzı çalışıyor, etini mangalını yapıyor. Manzara eşliğinde karnınızı bir güzel doyuruyorsunuz.



Güzel ilçemin güzel Yakacık'ı Anadolu yakasında hep aynı yerleri  ve AVM'leri gezmekten bunalan, değişik yerler görelim diyenler için biçilmiş kaftan adeta.
Üstelik İstanbul'da uzun yıllar boyu faaliyet gösterebilen mekan sayısı kanımca çok fazla değildir, saysan sayılır belki de.Tabelasında; Kuruluş yılı 1933 yazan Ayazma Çay bahçesi bunlardan biri.Yanındaki Çınar Çay bahçesi keza uzun yıllar önce kurulmuş. Bunca yıldır faaliyet gösteren  yerlere meraktan bile gelinebilir.
Yolu bizim güzel Kartal'ımıza düşenlere, hafta sonu için benden bir öneri olsun Yakacık Ayazma. Hava soğuk ve gri ama gezilmeyecek kadar değil.
Ağız tadı yerinde, mutlu bir hafta sonu diliyorum herkese..

Karşıya geçmek..



Her şehirin kendine özgü kelimeleri, deyimleri, anlatımları vardır. Mesela İstanbul'da boğazın iki yakası arasında gidip gelmekten ''Karşıya geçmek'' diye söz edilir. Biz Anadolu yakasındakiler için köprü ile ya da motor, vapur gibi vasıtalarla Avrupa yakasına geçmektir. Bizim ilçemiz de deniz kenarı, adalar manzaralı, güzel bir sahili var.Ama tabii ki boğaz sahili, her İstanbul yaşayanı için apayrı bir yerdedir. ''Boğaza gezmeye gitmek'' özel ve güzel bir gezidir.
İstanbul'da yaşamanın tüm meşakkatli yanlarına bir perde iner, kendinizi bu şehirde yaşadığınız için çok ama çok şanslı hissedersiniz.

Boğaz kenarında sıra sıra dizili semtler arasında bizim en sevdiğimiz yerlerden biri Sarıyer. Yıllardır hep aynı olan, bozulmayan, betonlaşmayan çehresi bizi kendine çekiyor.Malum İstanbul'da betonlaşmadan en çok nasibini alan yerlerden biri de bizim yaşadığımız ilçe,Kartal. Dolayısıyla Sarıyer'i gezip dönünce insan kendi ilçesi için üzülüyor.

Neyse bu gün güzel şeyler paylaşmaya niyetliydim.
Öyle de olsun.
Hem güzel hem de lezzetli  olsun üstelik.
Sarıyer'de ne, nerede yenir için, ufak bir öneri benden sizlere.
😉


Haftanızın tatlısı da tuzlusu da ağız tadıyla geçsin.
Güzel bir hafta başlangıcı diliyorum...

mandalinalı kek

Ayvalık'da arka bahçedeki küçük mandalina ağacımız bu yıl bol bol meyve vermiş. Biz oradayken henüz sararmamışlardı. Annemler gelirken toplayıp getirmişler. Hem ince kabuklu hem de çekirdeksiz, güzel kokulu. C vitamini.Bol bol yedik, annem mandalinadan reçel bile yaptı. Bende akşam üzeri çay saati için Ayvalık mandalinalı kek pişireyim , dedim.
Doğaçlama bir anne tarifi;

*2 yumurta,
*1,5 su bardağı toz şeker,
*1 çay bardağı yoğurt,
*1 çay bardağından biraz az sıvıyağ,
*1,5 çay bardağı mandalina suyu,
*Yarım çay bardağı kadar dövülmüş badem,
*2 bardak un,
*Kabartma tozu, vanilya,mandalina kabuğu rendesi.
-İlk olarak oda sıcaklığındaki yumurtalar toz şekerle iyice çırpılarak köpürtüldü.
Sonra önce sıvı malzemeler ,sonra kuru malzemeler eklenerek güzel bir kek çırpılıverdi. Önceden ısıtılmış fırında mis gibi pişti.
Ayvalık mandalinası keki,
çayı boş boş içmekten hoşlanmayan annem için pişti.Hepimiz afiyetle yedik:)

kahve ve mavi.

Yine yeniden güzel bir sabah. Kasım ayı, pastırma yazını uzatarak, güneşli günlerle bizi mutlu etmeye devam ediyor.  Oysa bir ay önce ,kış erken gelecek diye üzülüyorduk, malum doğal gaz faturaları gelmeye başlayacak falan:)
Deniz bile sabahları biraz grileşse de sonradan mavi mavi gülümsüyor bize. Gündüz yakamozları ,şıkır şıkır. Yüzümüze değen güneş, masamızda sade kahveler,güzel bir dost muhabbeti. Martıların sesi bile fena gelmiyor,böyle havalarda insana.Kasım değil belki nedeni, belki öylesine .İçten gelen bir huzur, bir mutluluk hali.Önemli olanda bu zaten, iç huzuru,..

Bu mavi sabah için aklıma düşen mısralar,ne demiş şair;

İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
..                                       (Orhan Veli-Dalgacı Mahmut)



 

Şiddet son bulsa


Ünlü şarkıcı Sıla yine kendisi kadar ünlü oyuncu Ahmet Kural'dan şiddet gördüğünü belirterek yargıya müracaat etti.
Ortalık karıştı.
Çok ünlü bir kadın böyle bir duruma maruz kaldığı için değil de  daha çok
başına gelen onur kırıcı olayı saklamayıp, sesini çıkartma cesaretini gösterdiği için alkışlandı,destek gördü. Dün izlediğim bir magazin gazetecisi daha önce de Ahmet Kural'ın Sıla'ya tokat attığını ancak Sıla'nın onu affettiğini, çünkü çok sevdiğini ,söylüyordu.Bu affedilecek bir şey değil,hele seven bir insanın yapacağı bir şey, hiç değil. Demekki karşılıksız bir sevgiymiş.Bir kez bu davranışı gösterenin bir daha yapmayacağının garantisi yoktur.
Ben ''Genelde şiddet''e karşı bir insanım.Erkeği, kadını çocuğu yok, bu işe itiraz etmenin.Her türe, herkesin yaptığı şiddete karşıyım.
İtiraz etmemiz gereken ,karşı durmamız gereken, çocuklarımıza öğretmemiz gereken ;her türlü şiddete karşı çıkmamız.
Ama bizim toplumda ''Dayak cennetten çıkmadır'' yok efendim ''Kızını dövmeyen dizini döver'' gibi ,söylenmez olasıca, büyük sözlerimiz var.Hele ki ''ananın (babanın, hocanın)tokat attığı yerde gül biter ''gibi lafları asla ve kat'a kabul edemeyiz.Kimsenin kimseyi dövmeye hakkı yok.
 Yabancı basında da arada böyle ünlü kadınlara şiddet olayları göze çarpıyor.Sanırım Rihanna idi, bir ara onunda başına gelmişti.Basında yüzü dağılmış haldeki fotografları yayınlanmıştı.Onlarda neden oluyor peki? Eğitim , kültür, din hepsi farklı ama şiddet gösteren yaratıklar orada da mevcut.
Yaradılış itibariyle demek ,kötü insanlar var hayatta. Karşısındakini zayıf gördüğünde, kendini dev aynasında gördüğünde, hastalıklı yanları ortaya çıkıveriyor.
Bu konuda ,bu kadına şiddetin önlenmesi konusunda toplumun, politikacıların, hukukçuların ve ailelerin yapacağı şeyler olmalı;
Mesela bu şekilde kadına şiddet gösterilerinde bulunanlara ağır cezai yaptırımlar  konulması.Ki aklından geçenler caysınlar ve yapanın yanına kar kalmasın.
Mesela,toplumsal olarak dışlansınlar.
Mesela, şiddet içeren çizgi filmler,filmler,diziler olmasın, bilgisayar oyunları olmasın,
Mesela belki de en önemlisi;
 Ailelerin  çocuklarını sevgi dolu ortamlarda yetiştirmeleri.Onların hem kendilerine hem de başkalarına ,kişiliklerine ve haklarına saygılı, nazik bireyler olarak yetiştirmesi.Sanırım en temelde bu yatıyor.

 Bu tip şiddet olaylarının evlerden uzak olmasını temenni ediyorum.




Eşekli Kütüphaneci


Yunanlı Dimitrios mübadele sırasında yerini yurdunu terk etmek zorunda bırakılan büyüklerinin hatıralarını yadetmek, onların anlattıkları yerleri, yaşayıp görmek için Yunanistan'dan peribacaları diyarı Ürgüp'e gelir.
Bu masal diyarı Dimitrios'un ''Baba'' lakaplı  antikacı genç Aziz ve ailesi ile tanışmasına vesile olur. Dimitros, evlerinde misafir olduğu ailenin babası Mustafa Güzelgöz'ün Ürgüp'de çok tanınan, çevre köylere çok faydalı işlere imza atmış ''Eşekli Kütüphaneci'' olarak tanındığını öğrenince onun hikayesini öğrenmek ister. Mustafa Güzelgöz'ün hayat hikayesi Dimitros'u hayretten hayrete sürükler.Mustafa Güzelgöz namı diğer ''Eşekli Kütüphaneci'' Ürgüp'ün otuzdan fazla köy halkını ,özellikle kadınları, çocukları kitapla tanıştırmış, onlara dünyanın kapılarını açmıştır. Sadece onunla yetinmemiş kooparatifçilik yapmalarına önayak olmuş ,karşılıksız bir çok işe girişmiştir,faydalı olmak için çırpınmıştır.
Bu çabaları zamanla etrafındaki haset insanları çileden çıkarmış olsa gerek ki Mustafa Güzelgöz ile uğraşmaya başlamışlar.Şikayet etmişler, müfettiş çağırmışlar.
Peki onca iyilik yaptığı insanlar ne yapmış..
Ne yapmış olabilir sizce?
Gerçekçi bir muhasebe yapın ; size onca iyiliği dokunmuş birine, birileri köstek oluyorsa , o sizin için ve sizden habersiz onca çaba, çile ile bir çok işe girişip sonuçlandırmışsa. Başı dara girdiğinde ne yaparsınız?

Fakir Baykurt (1929-1999)  son eseri olan ''Eşekli Kütüpkaneci '' romanını 1999 yılında Almanya'da hasta yatağında yazdı. Eylül 2000 yılında basıldı.
Fakir Baykurt ,yazdığı bu kitapta iki farklı dönem içerisinde ; sevgiyi, dostluğu, azimle çalışmayı, yılmamayı, kardeşliği  Ürgüp'ün masalsı atmosferi içerisine sarıp sarmalayarak  çok sade ,güzel bir dille anlatmış.
Ne okusam diyenlere tavsiye ederim.

Not:Kitabın içerisinden bir de güzel kartpostal çıktı:) Zarif bir düşünce.

Ekim haberlerinden özetler,

  Ne kadar hızlı bir haber gündemi var bizim memlekette. Kasım ayı geldi çattı.Hızla geçen Ekim ayında her akşam izlediğimiz haberlerden akılda kalanları not almışım bu ay.Şöyle bir özetleyerek bloguma da not bırakayım.Çünkü öyle balık hafızalıyız ki.Görüp duyup geçiveriyoruz,unutuyoruz bizi nelerle oyaladıklarını.Buyrun;
*Doğalgaza, elektriğe  %9 yani üç ayın toplamı %29 zam geldi.
*Ayın üçünde enflasyon oranı açıklandı; eylül ayı için tüketici enflasyonu %24,6 üretici enflasyonu ise %46..
*Devlet kamusal denetimi Mckınsey isimli  bir ABD şirketine verildi.

*Batmanda 8 şehit verildi(Allah rahmet eylesin,nurlar içinde uyusunlar).
*Bahçeli,Meral Akşeneri twitter üzerinden tehdit etti.Aynı akşam kalabalık bir Mhp'li grup Akşener'in evi önünde eylem yaptı.Akşener ve kocası tek başlarına
cesurca bunları bir güzel paylayıp azarladı. Ortalık karıştı.
*Domates 10 TL lerde geziyor.
*Cumhurbaşkanı tepkileri gözardı etmedi, Mc Kinsey' le anlaşma falan yok, biz bize yeteriz, dedi.Bu fikri savunanlar açıkta kalıverdi, olay bitti.
*Bu arada Suudi bir gazeteci Suudi Arabistan Büyükelçiliğine,özel bir işi için girdikten sonra bir daha ortada görülmedi. Ortalık uluslararası boyutta karıştı, olay büyüdü.15 gün sonra olayla ilgili araştırma yapıldı.Gazeteciyi feci şekilde öldürdükleri ortaya çıktı.
*Memleketteki krizin müsebbibi olarak görülen,  çeşitli zamanlarda çeşitli sıfatlarla anılmış olan Brunson , görülen son mahkemesinde serbest bırakıldı,memleketine gitti.Kendi başkanı tarafından karşılanıp, duası alındı.  Bizde de dolar düşsün diye beklendi,uzun süre sonra dolar 5'lere indi,herkes ohh bak dolar düştü dedi.Oysa mart ayında dolar zaten 3'lerdeydi.
*Ekonomi bakanı 3 ay, yani ekimin yarısı kasım ve aralık oluyor, doğalgaz ve elektirik zammı yapılmayacak dedi. Ekim başında yapılmıştı zaten ayıp ya hu) %10 indirim kampanyası başlattı.
*Arda Turan ile şarkıcı Berkay bir gece kulübünde sabaha karşı birbirine girdiler, burunlar kırıldı, kurşunlar atıldı.Tüm magazinde ve ulusal
haberlerde birinci sıra oldu. Sonra olay  birbirden bire kapandı.
Bir kaç gün sonra Arda'nın bebeği oldu, eşiyle mutlu pozlar verdi.
*Bahçeli, yerel seçimlerde kimse ile ittifak yapmayacaklarını ilan etti.(Küstü çünkü galiba)
*Danıştayın andımızın okunmasını yasaklayan yürütme kararını
iptal etmesine iktidar karşı çıktı, Mhp alkışladı.Ne var andımız okunsa ,neyi rahatsız edici ,dedi.İktidar ise bizim tek andımız İstiklal Marşıdır, deyip nokta koydu.
*Yıl 2018.İki ana kuzusu,iki kahraman askerimiz donarak şehit oldu.İçimiz kavruldu.Mekanlar cennet olsun.

*29 ekim Cumhuriyet Bayramında yeni havaalanı açıldı.İsmini bir tek cumhurbaşkanı biliyordu ,sonunda konuşması sırasında açıkladı; İstanbul Havaalanı.
Cumhuriyet resepsiyonu ülkemizde ilk kez kez Ankara dışında İstanbul'da
henüz bitmemiş havaalanında  yapıldı.
*Ekonomi düzelsin diye bazı  vergilerde indirime gidildi.(beyaz eşya ,araba falan gibi mallarda)
Oysa halk gıda fiyatlarında, elektrik, doğalgaz ulaşım fiyatlarında indirim beklemekteydi..
------

Her yönden farkındalıklarımızın artması dileğiyle...
Güzel bir Kasım ayı geçer umuduyla...

(sizin de aklınıza gelenleri yoruma ekleyiverin)

kombiden aile hekimine,dünkü hikayem.

Dünkü hikayem mim konusu.Mim başlatan sevgili Sessiz umman .Ben de Handan'da ' görünce yapmadan geçmedim. İşte yazdığım güne göre, dünkü olanlar;

Ne çabuk haftasonu geldi. Bu aralar günler hızla geçiyor.Çok meşgul falanda değilim oysa. Hani öyle hızla geçtiğini anlamayacak kadar. Dün mesela sabahtan evdeydim. Kombici gelecek diye, onu bekledik.Kombi iki kıştır garip ıslık
icat etti. Ne zaman sıcak su musluğunu çevirsek başlıyor''iiiiiyyyy'' diye düdük gibi tiz bir sese.Önceleri hafifti ses , artık volümünü iyice yükseltti. Kombici geçen yılda bakıma gelmişti;
''Abi idare edin, bu parça zor bulunuyor, işte çok pahalı parça'' falan diye bizi oyaladı. Şimdi bakalım ,parçayı sipariş edecekmiş. Bir kaç güne gelirmiş.
Yani önümüzdeki haftada bir kaç gün kombici beklenecek. Dün sadece ilk kontolü yaptı gitti.
Onlar mutfakta uğraşırken bende telefona bakıyorum, orada gördüm,face de, bizim şu anki belediye başkanı yine aday olacakmış,sinirim zıpladı.'Kardeş sen ettin de ,ne kattın ilçemize de tekrar aday olacaksın' .Bize sormayacaklar tabi aday mı olsun diye ,lakin bir oyumuz var, o oy da tekrar sana gelmez, diye meşveret ettik kombici gidince eşcağızımla.
Ihlamurlarımıza bu sefer azıcık limonda sıktım.Nezlemsi,gribimsi vaka bir haftadır yakasından düşmedi.İlaç da içmiyor;
'' hadi kalk ''dedim
''aile hekimine gidelim''. Eşim biraz nazlandı önce.Dedim ,nasılsa telefona aplikasyon indirdin.He dedi, doğru, dur oradan randevu alalım. Biliyorsunuz artık aile hekimleride randevulu sisteme geçmiş.182 telefondan ya da cep telefon uygulamasından(MHRS) randevu alıp öyle gidiliyor. Öğlen 13' e randevu aldık.
On beş dakika önceden gelin, deniliyor. Fakat zaten 12.00-13.00 saatleri arası kapalıymış aile hekimliği.Biz bire çeyrek gittik,hep dakik davranırız, kapalıydı. Neyse açıldı bizim doktor hanım saat 13.30 da gelecekmiş.O zaman niye bu randevu saati 13 verildi,diye söylenmeyelim, dedik.Oturduk bekledik. Bu arada gelen gidene danışmadaki kadın,randevu sistemine geçtik, demekten helak düştü.
Bizimki saat 13.30 da arabasını kapıya park etti. Aile hekimliği bir apartmanın giriş katında , otur caddeyi seyret canın sıkılmaz. Geldi, hiç bekleyen var mı yok mu ,sormadı bile.Neyse bu konuda fazla yazmayayım.İlaçlarımızı yazdı. Ne muayene, ne bir soru .Sadece grip için şunları yazar mısınız?,dedik. Hiç itiraz etmeden yazdı. Zaten beklerken de gördük ki gelenlerin çoğu ilaç yazdırmak için geliyorlar.
Bizim  aile hekimiziz üç kez değişti, üçü de ayrı yazı konusu çıkartır emin olun. Neyse yine de eksik olmasınlar,diyelim.Hekimlik saygın mesleklerin başında gelir.Varolsunlar.
İlaçlarımızı alıp,işimizi halledip eve geldik. Akşam üzeri canlarımla konuştum.Vize dönemi başladı, ders çalışıyorlar.Özlem tavan durumda.
Sonra tv de donarak şehit olan evlatlarımızın haber ve keşke hiç yayılmasa dediğim, görüntüleri ile kendi kendime ağladım, durdum.(Allah rahmet eylesin)
Haberlerde mutsuz ülkeler arasında başlardaymışız, diye anlatıyordu.Mutlu olacak haber mi veriyorsunuz ki deyip tv kumandasını koydum sehpahanın üzerine. Mutfağa geçip akşam yemeği hazırlıklarına başladım. Ne mi pişirdim;mercimekli bulgur pilavı ile yanında köfte..

.......


bu haftaya denk gelen ,güzel hediyem..


Bu hafta  Cumhuriyet Bayramı haftası.Bundan 15-20 yıl öncesi Cumhuriyet bayramları ile ilgili yapılan gösterilerle kıyaslandığında, zamanımızda bu büyük Cumhuriyet Bayramımızla ilgili çok farklı bir atmosfer hakim. Biliyorsunuz İstanbul'a ,(daha doğrusu Trakya bölgesine ) 3. havaalanı yapıldı .Gerçi Atatürk Havaalanı kapatılacağı söylendiğine göre 2. sayılır ama şimdilik ''üçüncü'' diye anılıyor. Üçüncü denilmesinin  bir nedeni de henüz havaalanının isminin açıklanmaması. İşte bu havaalanı açılış töreni tam da 29 Ekim 2018 tarihine denk geldi.
Coşkuyla kutlanmasını gönlümüzün arzu ettiği Cumhuriyet Bayramımızın 95.yıl törenleri sanki havaalanı açılış törenlerinin ardında, onun gölgesinde kalacak gibi.Devlet büyüklerinin kutlamaları ilk kez başkent Ankara'nın dışında İstanbul'da yapılacakmış. Laf aramızda zaten Cumhuriyet de o önceki yılların cumhuriyeti gibi değil. Yönetim şeklimiz değişik bir hal aldı, biliyorsunuz.Yeni sistem var artık.
Yine de eskinin sadece adı kalsa da, bizim nesil ve çocukları 29 Ekim Bayramımızı coşku ile kutlamak istiyoruz. Bayraklarımızı asmak, resmi geçit törenleri izlemek, medyada Cumhuriyet ile ilgili belgesel,film, toplantılar izlemek vb.faaliyetler hoşumuza gidiyor.
Şimdi tüm değerlerin değiştiği gibi (milli ve dini)bayram kutlamaları da eski önemini yitirdi.
Günümüzde önemli olan,ilgi çeken şaşalı,pahalı,gösterişli,kalabalık açılış törenleri .Bunların tüm medya da tek ses ile yayınlanması, yayılması.Bu Bayramda büyük havaalanımız açılıyor.Otobüs otobüs insanlar gidecek, tv'le sabahtan akşama yayın yapacak.Yaşasın havaalanımız diye alkışlanılacak. Bu havaalanı açılasıya neler yaşandı hoop üzeri bir örtü ile toparlanıp, oldu bitti sonunda açıyoruza, getirilecek.
Bu  konular bize medya aracılığı ile dayatılanlar.
Tabii ki herkes kendi içinde kendi hayatında yaşıyor ama dinlediğimiz için kayıtsız da kalınmıyor. İki satır yazası geliyor insanın.

 
Bu haftaya özel bir hediye de aldım .Tesadüf ,güzel denk geldi.Üniversiteden,
hiç eskimeyen bir dostumla buluştuk. Bana geldi. Epeydir görüşmemiz zaten, demli çaylarımız eşliğinde muhabbeti koyulttuk. Gelirken bana Yılmaz Özdil'in yeni çıkan kitabı Mustafa Kemal 'i getirmiş. Henüz almamış ve okumamıştım. Çok hoşuma gitti.Okuduğum kitapta yeni bitmişti. Şöyle bir sayfalarını karıştırdım, Yılmaz Özdil kendi uslubuyla, herkesin okuyabileceği şekilde,bilmediğimiz pek çok yönüyle anlatmış ulu önderimiz Mustafa Kemal'i. Severek okuyacağım. Umarım bu kitabı hepimiz alır okuruz.Hediye için de harika bir seçenek.
Bizim nesil için adeta bir düsturdu şu cümle;
''En güzel hediye kitaptır.'' 
not: kitabın iç rengi bayrak kırmızısı ve kitap ayracı özellikle çok güzel düşünülmüş.
Bol okumalı günler bizimle olsun ..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...