Hadi be oğlum..


 Ali ,küçük yaşta annesini kaybetmiş, ona hem analık hem babalık yapan
babası Haşmet Kaptan ile küçük bir sahil kasabasında yaşamaktadır.Geçimlerini kıt kanaat denizden sağlamakta, yine de huzurlu bir hayat yaşamaktadırlar.
Bir gün Ali ,tek gecelik yaşadığı bir ilişki sonrası baba olduğunu öğrenir.
Oğlu Efe'ye bakmak zorunda kalır.Önceleri çok zorlansa da Efe ve babası arasında çok güçlü bir bağ kurulur.
Hayatlarına bir melek misali yerleşen Efe'nin   doğuştan gelen
bir rahatsızlığı vardır. Etrafı ile hiç iletişim kurmaz.
Ali için zorlu bir hayat mücadelesi başlamıştır.Efe  için ellinden gelen çabayı göstermektedir.
Tüm kasaba halkı da Efe 'yi korur ,kollar.
Fakat Efe onları duymaz, bakmaz, konuşmaz.Ta ki bir gece ,bir müzik sesi kulağına çarpana kadar..

Biraz ağır bir film.
Bu kış gününde yazı anımsatan , çekim mekanları
o kadar güzel ki ,filmin hüzünlü hikayesi  rahat izleniyor.
Eski filmlerdeki gibi herkesin herkesle dost olduğu yardımsever komşuluk
ilişkilerinin  yaşatıldığı bir mahalle havasındaki kasaba(Kaş) gerçekten
bir özlem yaratıyor.
Baba oğul ilişkisi hem Haşmet kaptan ile oğlu ,hem Ali ile Efe arasında
duygusal yoğunluğu fazlasıyla yaşatacak şekilde güzel anlatılmış.
Ama arada sorular var, şu neden böyle bu neden böyle diyorsunuz?
Artık o da sizin hayal gücünüze bırakılmış.

Bilmiyorum benim mi ağlayasım vardı ,diyeceğim ama seyircilerin
çoğundan burun çekme sesleri gelmeye başlayınca anladım ki
pek çok seyreden gözyaşlarını yanaklarına doğru bırakıvermiş.
Acıklı,mutlu,hüzünlü,neşeli yani pek çok duygulu bir film.
Tavsiye ediyorum.
Seyredin..


Bir taş attım havaya ..

Yaşadığımız yeri elbette seviyorum, ne de olsa doğduğum yer.Uzun yıllardır buradayız.Sahilimiz ,bence tüm İstanbul sahillerinin arasında en güzellerinden biri hatta üst sıralarda denilebilir.Çünkü tam karşımızda Adalar var.
Eski yıllarda Kartal ,deniz ulaşımın en çok olduğu yerlerden biri idi. Benim küçüklüğümde Yalova-Kartal arasında kocaman arabalı vapurlar çalışır, karşıya geçişler meydandaki iskeleden yapılırdı. Sonra  bizim Kartal meydanından sahil yolu geçince,arabalı vapur iskelesi Eskihisar tarafına taşındı.
Ancak İDO'nun küçük bir iskelesi kaldı.Yalova'ya giden deniz otobüslerinin seyrek de olsa seferleri vardı.Biliyorsunuz İstanbul'un her yanı deniz ve ben deniz ulaşımının artmasından ,insanların püfür püfür iyot kokulu deniz havasını alarak seyahat etmesinden yanayım.
Neyse efendim bu bizim İDO iskelesi , sanırım bir yılı geçti, bir gün kapandı.
Aşağıdaki gibi de bir pano asıldı kapısına.
Bizim Bursa'ya gidip gelen bir öğrencimiz olduğundan bu iş bizi ilginlendirdi tabii ki. Yaşadığımız yerden Yalova'ya geçme imkanı varken, bu imkan yıllardır ilçeye hizmet olarak sunulmuşken, şimdi trafik olduğu saatlerde onbeş yirmi hatta daha uzun sürelerde gidilen Pendik'teki terminal kullanılacaktır.
(İskele yerine terminal kelimesinini kullanılmasıda tuhaf,iskele deyin liman deyin.
Terminal nedir? Otobüs terminali, uçak terminali  olur, Pendik terminali nedir?)
Neyse tadilat olacağı için ,yapılacaktır, diye bekledik. Aradan günler, aylar,
mevsimler geçti.
Tık yok.
Aynı tabela duruyor, içeride bir inşaattır, bir düzenlemedir ,hak getire.Yok.
Hatta simitçi tezgahı bile yan tarafta toz tuttu, öylece duruyor.
Bizim çocuk gelip gittikçe Pendik iskelesinden arabalı vapurla, pardon(hangi yüzyıldan kaldıysam) Pendik terminalinden ''hızlı feribotla'' gidip geliyor.
Geçen iskelenin hemen yanında çay bahçeleri var.Orada çay içicez,hava
pek güzel.İDO'nu önünden geçiyoruz.Baktık tabela hala duruyor.
Dur bir Belediye'ye soralım dedik, sosyal meydadan yazdığım mesaja Kartal Belediyesi hemen cevap verdi;
-Bizim konumuz değil, Beyaz Masa'ya iletin,bu konu ile İDO kurumsal ilgilileniyor.İDOKurumsal özel bir kurum, her kurum ayrı kanunlarla idare edilir,biz karışamayız vs.vs.
Pek şaşırdım!
Hemen ardından Beyaz Masa yazdı, sorumu dikkate almışlar;
-Konu İDOKurumsal ile ilgili..
Pek şaştım!
Hemen akabinde İDOKurumsal yazdı;
-Kartal iskele alanı İstanbul Büyük Şehir Belediyesinde onay aşamasında bulunan sahil düzenleme çalışmaları kapsamında yenilenecek.
Sahil düzenleme projesi, İBB Alt Yapı Projeler
müdürlüğünce yürütülmektedir.
Sonra en son Beyaz Masa yazdı,
-Konu İDOKurumsal ile ilgilidir vs. vs.
Bu cevaplarla anlayacağımızı anladık.

Bizim fincandaki kahve falında
 üç vakte kadar mı, beş vakte kadar mı bilmem ,
bu sahilde birşeyler olacağı çıktı.
Biz ne zaman deniz ulaşımı başlayacak derken,
bir de sahilimizi doldurup,
bizi denizlerden iyice uzaklaştırmayı düşündüklerini öğrendik.
Demek ki o zamana kadar da, 
bu  iskele ''terminal tadilatta ''tabela yazısı
aldatmacasıyla , kapalı kalacak..

(attığım taş suya düştü..)


okuma durumları..



ON BİR DAKİKA

Önce şöyle bir göz gezdireyim,nasılmış, diye başlayıp ,
hemencecik bitirdiğim bir kitap oldu On Bir Dakika. Paulo Coelho yine güzel bir hikayeyi
yine güzel bir dille anlatmış. Bir kadın dilinden, gönlünden, bedeninden anlatılmış bir aşk
yaşamı.Maria' nın Brezilya'da başlayan hiç beklemediği bir şekilde İsviçre'ye uzanan
hayatta kalma ve aşkı bulma mücadelesi.  Sonunda, hayatın ''onbirdakika''
lık bir olay etrafında döndüğüne inanan Maria isimli roman kahramanı ,gerçek hayatta
varolan bir kadının yaşam öyküsünden kurgulanmış.
Ne kadarı gerçek bilemeyiz. Ne de olsa yazarı bir erkek.
Cesur bir anlatım, güzel bir kitap.Tavsiye olunur.


KURT GÖLÜ
Tam bir polisiye roman.Heyecanlı bir roman ,
 katilin kim olduğunu baştan anlayamadığınız türden.
John Verdon 'un okuduğum ilk kitabı bu. Özellikle polisiye hikaye severler
tanıyordur belki ama ben yeni okudum, sardı beni.
Sanırım diğer romanlarını da okuyacağım .

Şimdilik bu kadar okuma yeter,
herkeslere şöyle güzeel ,keyifli bir pazar günü diliyorum...

Görüşürüz..

soy ağacı

E-Devlet uygulaması kapsamında başlatılan Alt-Üst soy bilgisi sorgulama
ile ilgili ilk haberleri izlediğimde şaşırdım. Doğrusu önce ne gerek var diye
düşündüm. Oysa halk gerek görmüş, bir talep patlaması yaşanmış ,sistem
yoğunluktan kitlenmişti bile.
Sonra yeniden açıldı diye haberler çıktı. Bizde soyadı kanunu bile 1935
yılında yürürlüğe girmişken, en fazla kaç yıllık çıkar ki soylar,
ondan öncesi kayıtlar nasıldı, var mıydı falan derken,
 bu kadar konu edince ,meraklandık.
Meraklı milyon kişi arasına girip sorgulama yaptık.
TC numaranız ve şifrenizle girdiğiniz E-Devlet uygulamasında
Alt-Üst Soy Bilgisi Sorgulama kısmına giriyorsunuz, hemen hemen
bir saat sonra telefona bir mesaj düşüyor.Sorgulama işleminiz
hazır , girip bakabilirsiniz diye.
Nüfus ve vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü Alt Üst Soy Belgesi
adı altında bir nevi nüfus kayıt örneği dökülüyor önünüze.
Bir tuhaf duygu.
Benim soyağacımda anne tarafımda beş kuşak öncesini ,
yani;
Annesinin, annesinin, annesinin, babasının ,babası
var..Doğum yılı;1837
Baba tarafım üç kuşak geride.
Babasının babasının babası..Doğum yılı;1866
 Birdenbire karşınıza çıkan büyükleriniz.
Doğum yılları, yerleri..
Bildiğiniz, hiç duymadığınız isimler.
Değişik bir tecrübe..

KAYHAN


Kayhan  annesiyle Ankara'da yaşamaktadır. Biraz safça,
hala çocukça düşünen, iyi niyetli bir genç irisi.
98 yılında mezun olduğu lisesinin pilav gününe katılmak için İstanbul'a gelir.
Fakat  kendi sınıfından arkadaşları onun geleceğini öğrenince,
 törene katılmaktan vazgeçmişlerdir.
Bunun bile farkında olmayan iyi niyetli Kayhan , tören için yeniden
hazırlanan mezuniyet yıllıklarında  sınıf arkadaşlarının kendisi için yazdığı
nefret dolu, alaycı yazıları okuyunca üzüntüden kahrolur ve hepsinden
intikam almak için yemin eder. Bu konuda ona tek yardım edecek
olan küçüklük arkadaşı Orçun'dur. Biraz zoraki olan bu yardım yüzünden Orçun'un da
başına gelmeyen kalmaz. .
Hepsi belli bir kariyer sahibi olmuş sınıf arkadaşları hiç ummadıkları anda karşılarına
çıkan Kayhan'ın türlü tuzaklarıyla dolu intikam oyunlarına düşerler.

Şahan Gökbakar 'ın filmlerini nedensizce seviyorum.
Bu filmi için fena değil diyeceğim, öyle çok  komik falan değil.
Yine de izlemek keyifli, eğlenceli,gülmeceli.
 Şahan Gökbakar sevenler için
hafta sonu sinema seçeneği olabilir.
İyi pazarlar.

size de olur mu?

Demet;
-bakayım var mı, diye içeri kısma gitti.
O sırada Haticanım telefonla konuşuyor ,hareretli hararetli.
-Hiç kalmamış, şimdi istetsek öğleden sonra 3, 5 da gelir.
 Bu arada Haticanım, bir yandan telefonla konuşurken ,eliyle dur dur işareti
yapıyor, .
Bizde oradaki iki sandalyeye oturup beklemeye başladık.
Aklıma dün baş ağrısı ilacını ararken gördüğüm kutular geldi.
Bizim evde ilaçlar kocamın sorumluluğunda.
O düzenler, saklar, süresi geçenleri ayıklar falan.Ben ecza dolabına pek uğramam.
Kullandığım ilaçlar kendi çekmecemde durup durur.
Ama dün baktım başım ağrıyor, ecza dolabına elim gitti işte .
O sırada yine görmemin pek mümkün olmadığı bir köşede, diplerde iki boş kutu gözüme
çarptı.
Birinin üzerinde kendi ismi ve bir tarih, diğerinin üzerinde oğlumun adı ve bir tarih.
Alıp baktım.Tetanoz aşısı kutuları.Oğul bisikletten düştüğünde,
kocamında elini  vida kestiğinde tetanoz aşısı olmuşlardı.O aşıların kutularının
saklandığını bilmiyordum.
'Allah allah' diye düşündüm,'Bak görüyor musun bunları bile saklamış, gerekiyor demek'.
İşte tam da bunun ertesi;
Bu sabah keyfim pek yerinde yemek yapıyorum. tepside içli köfte  pişiricem.
Radyoda müzik falan, hava güzel.
Sonra dolaptaki salça kavanozuna baktım az var,
kaşıkla iyice içini sıyırdım ama yetmez bu diye düşündüm.
Sandalyeyi kiler dolabına yanaştırıp üzerine çıktım.
Her seferinde kocam, yapma bunu düşeceksin ,diyor ama
şu mutfak dolaplarını öyle tepelere yapıyorlar ki boyum uzun olmasına rağmen
ben bile sandalye kullanıyorum üst raflara ulaşmak için.
Salça kutusu köşede.Bu sefer cam değil
bazen tercih ettiğim teneke kutulardan.
Sandalyeden inip kutuyu açma işine girişiyorum.
O üzerindeki hani kutu içeceklerde ve pek çok konserve kutularda olan halkayı
çekiyorum.
Kolayca açılıyor.
Sonrası nasıl oldu, nasıl o açılan sivri kenarlı ,yuvarlak kapak
bir jilet gibi benim parmağıma daldı,
o ufacık derin kesikten nasıl bir anda kan çıktığını hissetim,
hiç anlamadım.
Bir iki saniyede parmağım ağzımda ,kanı durdurmak için gayri ihtiyari
sokmuşum, hemen koşup tentürdiyota buladığım pamuğu bastım, yara bantı taktım.
Geçer şimdi ,diye düşündüm,
ama içime de bir evham düştü,dün gördüğüm tetanos kutuları geldi.
Ya hu çağırdın mı kadın!
yoksa olacaktı da hissi kablel vuku mu oldu sana!hıı. .

Ben bunları düşünürken, Haticanım elinde iğne kutusu, kalfasını haşlıyor ,
-Demet neden yok diyorsun, bak burda var bir sürü.
-şey onları grip aşısı sandım dı diyo demet.
Ben aşının koldan yapılacak ufacık bir iğne olduğunu öğrenince rahatlamış,
kolumu sıvamış bekliyorum.
Haticanım, bismillah diyip ince iğneniniçindeki aşıyı koluma zerketti.
Mahallemizin bir tanecik eczacısı ile biraz hoş sohbet edip, eve geldik.
Kocam kutunun üzerine adımı ve tarihi yazıp diğer iki tetanoz kutusunun yanına koydu.
Bunada şükür deyip, güne devam ettik..

İşte böyle durumlarda tetanoz aşısından korkmamak gerekirmiş.
Koldan yapılan basit bir iğne.
Tetanoz aşısı;
Beş yıl koruyucu imiş.
Tabi ki böyle kesikler derinse ise derhal dikiş attırılması gerekiyor.
Her yerde eczacıların hallebileceği şekilde olmayabilir olay.
Her türlü kesici alet, tetanoz mikrobu taşıyabileceğından
bu tip, kesikli ev  kazalarında da ihmal etmeden aşı yaptırılmalı.
söylemeden geçmiyim;
Bundan gayrı,
 teneke kutuda bir mal alırken bir değil iki kez düşüneceğim..

iyi haftalar...

belki de o gün bugündür.
İyi haftalar,
okullar açıldı,
yeni dönem başarılar getirsin öğrenci evlatlara.

Çocuklar Duymasın Tutku'su

Pazar gecesi dizimiz ''Çocuklar Duymasın''.
2002 yılından beri ,bazı yıllar ara verse de, devam eden
Pınar Altuğ ve Tamer Karadağlı 'nın
başrolünde olduğu komedi tarzı bir aile dizisi.

 İlk bölümlerinde, küçük oğulları havuç lakaplı Emre ve Duygu yüzünden
sorunlu evliliklerini yürütmeye çalışan genç bir karı koca
rolündeki Meltem ve Haluk , daha sonra boşanmaktan vazgeçip mutlu mesut yaşadılar.
Kavga edecekleri zaman herkesin gözü önünde olmasın diye, ''mutfak'' diyerek birbirlerini
mutfağa çağırıp, orada tartışmaları pek hoş ve manidardı.
Bu arada sezonlar boyu devam eden dizide,''mutfaak''
diye diye kavga eden  Haluk ile Meltem ayrılacak derken ,yakın
arkadaşları ,can ciğer dostları Gönül(dominant teyze) ve Selami boşandılar.
(laf aramızda Selami başka bir diziden emekli olma yolunda ilerliyor)
Gönül'de  daha sonra  (zero) Tuna ile evlendi. Emre ile Duygu
büyüdü.Havuç üniversiteli oldu, evden ayrıldı,
Duygu evlendi ,Meltem ve Haluk'un dünürleri oldu,torunları oldu,
işten çıktılar, evleri değişti yani olaylar olaylar..
Bir Türk ailesinin yaşayabileceği olaylar Meltem ve Haluk'un çevresinde ,
komedi katılarak anlatılmaya çalışıldı yıllarca.
2017'de yeni sezon başladı. Bu sezon sakin geçiyordu ki Meltem aniden boşanmaya karar
verdi.Aslında ani değil taaa 2002 de vereceği kararı ancak hayata geçirmeye fırsat buldu.
Haluk'da bunun üzerine gurur yapıp evi terkedince işler değişti.Meltem onun bu işi
hemen kabullenmesine bozuldu, Haluk inat etti falan derken,
hiç ummadıkları bir anda işyerindeki kırmızı saçlı sekreterin arkadaşı,
Tutku araya giriverdi. Haluk'a saplantılı bir şekilde aşık olan Tutku
ailenin içine de girmeyi başarıp Meltem'e etmediğini bırakmadı.


Haluk ile Tutku 'yu bir arada ''kek'' yerken gören Meltem ,
Haluk'un hayatında başkası var diye, için için perişan olup,
 pişmanlık içinde yüzerken, Tutku bir yandan da Haluk'u elde etmek
için Meltem'in bir sevgilisi olduğuna Haluk'u inandırma taktiklerine girişti.


Yani ortalık yanıyor..Tutku ile birlikte olaylar heyecanlandı.
Tabii ki bu bir dizi,
ama gerçekte de böyle değil mi?
iletişimde bulunmayıp, karşımızdaki ile konuşmayıp, karşımızdakine güvenmeyip,
işi gurur ve inada bindirirsek ,
sonuçlar tahmin edilemez hale gelebilir..

Bakalım bu akşam Tutku, yine neler edecek, Meltem ve Haluk'a.

doğum günü

Üzerine limonları dilimleyip koymuş,jölesini de limon ağırlıklı, portakal rendeli yapmış.
Cheescake e bayıldığını söyleyince
kzımın kankisi;
'' tamam anneanne ,ben sana yapıp getireceğim ''demiş. Taa yazlıktan sözleşmişler.
Kızım ve kankileri, bu yaz üç dört gün annemde kaldılar.
Anneanne, dede diye döneniyorlar,pek sevmişler birbirlerini.
Kışında böyle cheescakeli bir gün yapalım sömestrede, demişler.Kankilerin
gelicez diye, haber verdikleri günde,  annemin
doğum gününe denk gelmesin mi! Şahane bir tesadüf oldu.
Annem karşısında torunu,torun kankisi ve kızını görünce çok sevindi.
Yolumuz üzerindeki pastaneden bir tane mum aldık.Fırıncı, sanki bilir gibi
mumu da sarı vermiş.
Limonlu cheescake, üzerinde limon dilimlerinin arasında sarı ufak mumu
yakıp ,anneme doğum günü şarkısıyla üflettik.
Resim çekeyim dedim,ay durun dedi annem bir ruj süreyim.
Koşturdu odasına ruj sürmeye.Bordoya çalan  renkteki rujunu sürmüş,
yanaklarına da allık.
Babam da geldi ,kızlarla annemin arkasına, güle oynaya poz verdiler.
Sonra demlenen çaylarla,cheescake yedik. Çok lezzetli olmuştu.
Vişne çürüğü renginde, yaka düğmesi parlak taşlı ,şifon bir gömlek aldım, pek peğendi.
İyi günlerde giysin..
Sağlıklı uzun yaşların olsun anne..

Rüyalar Gerçek Olsa


Günaydın..
Gördüğüm karışık kuruşuk rüyaların ardından,
bir şarkıyla içim açılsın dedim..

MİM  yapmışım kabul edin,
-Sabah uyanınca dilinize ilk dolanan şarkı nedir?
Ya da ilk dinlemek istediğiniz..
-Rüyalar Gerçek Olsa...Emel Sayın'dan..

DEHA



Başlamasını beklediğim dizinin,neredeyse bir saate yakın
süren özeti bitsin diye beklerken takıldığım film.
O upuzun siyah kirpikli tatlı kızı görüp ,filmini seyretmemek mümkün değildi.
Dayısı rolündeki Frank'i ise Marvel filmlerinin Kaptan Amerikası,diye hatırladım .
Mary ,intihar eden annesinin ardından, kendini suçlu hisseden dayısı Frank
ile yaşamakta olan 7 yaşında bir kız çocuğu.
Fakat annesi ve anneannesi gibi müthiş bir matematik zekasına sahip.
Çözülmeyen tüm büyük problemleri çözebilecek kadar.
Dayısı Frank, onu herhangi sıradan bir çocuk gibi yetiştirip, dehasını köreltmek
isterken(tabi bunun için kendince geçerli sebepleri var)
zengin anneanne tam tersi Mary'nin bu yeteneğini geliştirmek peşinde.
Bu iki farklı istek, Mary için açılan velayet davası ile devam edip işin iyice
sarpa sarmasına neden oluyor.
Bir yandan anne ile çocukları arasındaki derin sorunlar açığa çıkarken,
diğer yandan  dayısından ayrılmak istemeyen Mary, ne yapacağını bilemiyor,
büyük bir üzüntüye düşüyor..
Velhasıl oldukça acıklı bir film.
Dramatik..
Filmi izleyince benim beklediğim dizide yalan oldu.
Artık haftaya özetinden izlerim.
Film ,diziden kat be kat güzeldi..
Seyretmediyseniz, bu tip film izlemekten hoşlananlara tavsiye ederim.

Güzel bir hafta olsun...

indirim başlamış..


Alışveriş sizi rahatlatır mı? Beni;evet.
Hele  gönlüm güzelse, keyfim yerindeyse .
Enflasyon rakamları açıklanmış, 2017 yılı için yüzde 12 ye yakın.
Yani, alım gücümüz azalmış.Cebimizdeki aynı paraya,
daha önceki yıllardan daha az şeyler alabiliyormuşuz.
Mutfak masraflarından ,enflasyonun ne kadar arttığını,
ev geçindirenler net bir biçimde görüyor zaten.
Dışarda bir bardak çay bile en basit yerde üç lira,bir fincan türk kahvesi
sekiz-on lira olmuşken, çarşı pazar da ne ucuz,diyemeyiz.Hayat maalesef pahalı.
Hele şu günlerde ,her yönden.
Neysee.
Her şey ederinin üzerine çıksa da, mağaza mağaza dolaşmak, indirimli birşeyler
alıp sevindirik olmak, kadınların her daim hoşuna gider.Bu aralar, mağazalarda
yüzde 50 aman üzerine yüzde 20 daha falan diye indirimler var. Her zaman kullanacağımız,
klasik parçalar almanın tam vakti.
AVM lerde henüz yeni yıl süslerini, rengarenk ışıklarını kaldırmamışlar.
Sakin olsun diye erken gittik geçenlerde.
Siyah kışlık bir bot elimde, inceliyorum.
hoşuma gidiyor,kızıma gösteriyorum ;
''Bu nasıl'' ,''güzel'' diyor .
otuzsekizi istiyoruz. Kadife kumaş kaplı deneme koltuğunun kenarına,
poşetlerle birlikte kendimi de bırakıyorum.
Çocuk numarayı aramaya depoya, giriyor. Bir müzik yankılanıyor,
koridorlarda her zaman çalanlardan farklı.
Enstrüman sesi. Saksafon ve gitar. Ali Babanın çiftliği mi o çaldıkları?? evet.
Yerimden kalkıp mağazanın dışına çıkıyorum.
İspanyol şapkası gibi geniş kenarlı siyah şapkalar, siyah kostümler giymiş üç esmer
adam, bir küçük kız çocuğuna şarkı çalıyor.
Annesi babası ile birlikte kız ,şarkılara tempo tutuyor.
Bir ayağı yere ufak darbelerle vururken ,ellerini çırpa çırpa şarkıya eşlik ediyor.
Şarkı bitiyor, ''pembe panter şarkısı, mini mini bir kuş şarkısı'' ardı ardına yankılanıyor.
Tam dalmışken ,neredeyse bende el çırpıcam, delikanlı
'' hanımefendi getirdim otuzsekiz numarayı ''diyor ..
''yalnız siyahı yok kahverengi de otuzsekiz, kalmış''..
Eh,indirim bu, beden ya da numara sıkıntısı olur mu? olur..

zeytin dalı


Savaş, terör gibi insanların kendi kendilerini cezalandırdıkları ne varsa hepsinin
son bulmasını dilerim.
Ne yazık ki,şu içinde yaşadığımız dünyada, bu dilek,
gerçekleşmesi mümkün olamayacak,dileklerden.
Bereket ve barışı simgeleyen bir isim seçilen,zeytin dalı operasyonunda
savaşan ordumuzun ,askerlerimizin
zarar ziyan görmeden, başarılı olmasını umuyorum.
Merak içinde olan analarına,babalarına
sabırlar diliyorum.
Gönlümüz, dualarımız Mehmetçik'le..
sağ salim gidip dönsünler..




İstanbullunun en fena derdi..

ocak ayının çarşambası,
tam okulların çıkış saatine denk gelmişiz. Gri puslu bir hava var.Hava kirliliğini ,nefes
aldıkça genzinizi yakan, is kokusundan alıyorsunuz.Tüm minibüsler tıklım tıkış geliyor.
İnsanlar ayakta rahat dursun diye ,içerdeki koltuk sayılarını azalttılar.
Gençliğimde okula giderken ,hatırlarım minibüslerde
ayakta yolcu almak yasaktı. Şimdi hatırlamaz gençler,'' trafik kontrolü '' diye bir şey
vardı gündüz yollarda. Eğer kontrol varsa ,şöför ya da muavini ''ayaktakiler çöksün''
evet evet ,ayaktakiler çöksün ,diye seslenirdi,
yarı bellerinden eğilmiş  3-4 yolcuya. Onlarda aradaki daracık koridorda
çömelirlerdi ,oturuyorlarmış gibi. Kamera şakası gibi.
Şimdi dolmuşta ayakta gitmişsin,oturmuşsun kimse umursamıyor.
Ne ayakta yolcu alıyorsun ,diye şoföre ceza var,
ne de insanların böyle istiflenmiş halde yolculuk yapmaya itirazı.
Kişi kendine değer vermiyorsa, başkaları hiç vermez.
Git de ,var da varacağın yere ,nasıl varırsan var, der.
Ana caddeye yürümeye karar verdik.
10-15 dakika yürüdük.İyi de geldi aslında.
Amma velakin cadde kilit, baş belası trafik durmuş.Arabalar duruyor, yayalar ilerliyor.
Çünkü neden;
caddenin yan tarafındaki tren yolu yıllardır insaat halinde , yolun yarısı kapalı,
köprüler kapalı, yaya geçitleri kapalı.  Neredeyse beş yıldır devam eden bir
Marmaray inşaatı . Sanki atla deve, bitiremediler gitti.
Genç olsak yürü Kartal'a kadar ,nasılsa vasıtaya binsen
gitmiyor, içerisinde oturacaksın.Lakin yorgun ayaklar
öyle demiyor.
 Söylene söylene biraz daha yürüdük,
 trafik hafif açılır gibi olduğu yerde bindik bir alamete,
gidedurduk evimize..
Demişti canısı ''alayım seni çıkışta'' diye. Söz dinlemedim, yorgunluktan bittim..
--------
(foto.int.alıntı)

karaorman pastası

Keyfim pek yerinde a dostlar..Çocuklarım geldi,
 yarıyıl tatili için. Finaller süresince hasret kaldım onlara.
İki üç hafta evim şenlenecek ,çok şükür.
Diyetteyiz eşimle dört aydır, mutfakta hamur işleri, pasta,kurabiye
falan pişmiyor bu süre zarfında. Geçen ay annemin gününe pasta yapmıştım
en son .O haftasonu da kızım gelmiş dolapta pastayı görünce pek bir
sevinmişti.
'' Aman dedim, bozmak yok ,o anneannen için,''
yüzü düşmüştü canım kızımın.
Bu bana dert oldu.
Yarıyıl bittiğine göre , şöyle  şerefine bir pasta yapayım,
kızım ,oğlum,yisin bi güzel,dedim.
Karaorman pastası internette çeşitli tarifleri var , ben kendime göre uyguladım.
Kekini kendim yaptım, ama kelepçeli kek kalıbım biraz geniş,
benim pastam gördüğüm tariflerdeki gibi ,
üç değil, iki katlı oldu.Güzel de oldu.Arasına hem pastacı kreması,
hem vişne kreması hem krem şanti kullandım.
Keki için;
*4 yumurta, *1subardağı toz şeker,*yarım s bardağı yoğurt,
*50 eritilmiş tereyağ, *7 çorba kaşığı un,*3 çorba kaşığı kakao
*kabartma tozu, vanilya, bir çimdik tuz.
Pastacı kreması;
*1 yumurta sarısı *2 ço.kaşığı un,*1 çorba kaşığı nişasta,*3 çorba kaşığı kakao,
*yarım lt.süt*vanilya.(Koyu bir krema çırpa çırpa soğutuluyor)
Vişne kreması;
*1 çorba kasesi kadar vişne(dondurulmuş aldım) *3 toz şeker,* 1 tatlı.kaşık nişasta,
*azıcık su..
*keki ikiye böldükten sonra ıslatmak için 1 su bardağı soğuk süt(1 tatlı kaşığı şekerli)
Pasta pişip, dolapta soğumaya bırakıldı.Ama,
kızım bu sefer tedbirli:
''Bizim mi? annanemin mi??'' dedi.
''Size yaptım canım dedim, yiyin afiyetle''..
.............
Ağız tadınızın bol olduğu ,bereketli
bir hafta diliyorum.....
Görüşürüz..

Arif V 216 filmi


Çarşamba günü sinema günü yaptık. Normal günlerden farklı olarak çarşamba günü
bilet fiyatları 12 TL. Bu nedenle de çok kalabalık oluyor sinema.
 Film konusunda tercihimiz yoktu:gidince bakarız dedik.
Gittik ,baktık, gördük ki,
tek tercih şansımız var;
 
Sinemadaki salonların 5 tanesinde, hemen her saatte gösterimde olan ArifV216 filmi
oynuyor. Diğer bir tanesinde bir çizgi film, diğerinde macera, birinde de başka bir yerli
film.Macera filmi zaten sabah tek seans konmuş gösterime.
Dolayısıyla film izlemek gayesiyle gelmiştik, Arif V 216 dan başka da seçenek yoktu.
Filmin o kadar reklamı yapılıyor ki Cem Yılmaz'ı fiminden önce, televizyonun hemen
her tür programında o kadar çok izledik ki ,filmide görmeyen bir biz olmayalım ,
eksik kalmayalım ,mecburen, dedik.
Film iki saat sürüyor. 1969 yılında geçiyor. Eskinin yerli filmleri tadında.Konusu da
o filmleri hatırlatıyor. Rol almayan oyuncu kalmamış gibi. Zeki Müren konusu
filmin en güzel yanı bence.Mert Fırat harika bir Sadri Alışık olmuş.
Filiz Akın'ı hiç anlayamadım hangisiydi:)




Bir seyirci olarak filmi nasıl buldun derseniz ,
çok güzel ,çok beğendik, çok güldük, diyemem. En çok kim, hangi
eski yıldızı canlandırmış, onları seyretmek hoşuma gitti filmde.
Zeki Müren'li sahneler hele hele onun kostümleri ile ilgili olaylar
şahaneydi:))
Biraz uzattıkları bir iki sahne de vardı.
Neyse bizde eksik kalmadık, seyrettik, emeklerine sağlık diyelim.

Söylemeden geçmiyim;
Ekseriyetle şu geçerli bir kuraldır;
beklentiyi çok yukarılara koyarsan, biraz hayal kırıklığı olur ,
olur olur.Ne yazık ki..

yeni yılda ilk kitap siparişlerim


 2017 de son okuduğum iki kitap da güzel kitaplardı.
 
En çok Leyla'nın Evi 'nden etkilendim.Zülfi Livaneli'nin sevmediğim kitabı yok ki zaten.
Kördüğüm , Ayşe Kulin 'in , günümüz olayları etrafında ördüğü bir macera hikayesi.
Hafızasını kaybeden, Gizem adı verilen Esra adındaki genç doktorun
başına gelen olmadık işler, çözülmesi zor sorularla
onun hayatının içine dahil oluyoruz, onunla beraber sırlarını çözmeye çalışıyoruz.


Yukarıdaki fotografta gördüklerinizde, bu ay okuyacaklarım.
 Paulo Coelho 'nun pek çok eserini okudum. On Bir Dakika da onlar arasına katılacak.
 Ayşe Kulin 'de romanlarını takip ettiklerimden.
John Verdon ise ilk kez okuyacağım bir yazar. Uzun zamandır polisiye bir roman
okumamıştım. Bu bir seri imiş.Beğenirsem diğerlerini de alacağım
kısmetse..
Bir de söylemeden geçmiyim,içinden kitap ayracı çıkan kitapları  çok seviyorum.
Diziler, kitaplar yanında çaylar kahveler, belki biraz da müzik..
Henüz sert yüzünü göstermeyen,
şimdilik güneşli kış mevsimi böyle böyle geçecek artık..

en sevilen diziler..

Tabii bizim evde..
2017 de yeni başlayan dizilerden, yayın akışlarına yetişebildiğim kadarıyla,
beğenerek izlediklerim var. Pek çok dizi çevriliyor , reyting uğruna,rekabet için
aynı güne bir kaç dizi sığdırılmaya çalışılıyor. Sonrası kayıt yapan,
tekrar gösterimi olan  çeşit çeşit yayın aletleri çıkıyor piyasaya. İnsanlar ya kayıttan
ya internetten ya da diğer günlerde tekrarlarından izliyor dizileri.
Sonuçta ,dizi sektöründe çalışan binlerce emekçi var. Neredeyse bir sinema filmi
uzunluğunda(bazen çok bunaltsa bile) bölümler çekiliyor. Ortada bir emek var.
Üstelik kurufasulye bile ithal ettiğimiz bu dönemde ,dizileri yurtdışına ihraç ediyoruz
memleketede   faydaları dokunuyor böylece. Zaten kış mevsimi,
akşamları sıcacık evlerimizdeyiz.(şükür)

Geleyim bana göre ,hangi diziler seyredilesi;
Geçen sezon başlayan , bu sezonada geç bir başlangıç yapıp,
yoksa birileri istemedi de bitirdiler mi diziyi?, diye düşündüğümüz'
'Vatanım Sensin'' en favori dizim.
Perşembe günlerinin vazgeçilmezi.

Lakin perşembe akşamı ,bu sezon , çeviri dizisi olarak başlayan ''Bizim Hikaye'' de
en güzel dizilerden. Güzel yurdumun ,güzel insanına pek güzel uyarlanmış.
Traji komik bir dizi.Çok zor şartlarda yaşayan, çok sevimli bir aile(babası hariç)nin
yaşamını anlatıyor.Hep köşklerde, yalılarda geçen zengin hayatı anlatan dizilerin
tam da aksi.
l

Pazartesi ''Çukur'' var.İstanbul'un arka mahallelerinde bir mafya ailesinin genç
lideri  etrafında dönüyor. Biraz ''İçerde'' dizisinin havası var.En basidi, müzikleri
benziyor. Yinede iyi oyuncular ve iyi oyunculuk var,seyrettiriyor.

Salı yine iki güzel dizi peş peşe.
''Kadın'' bir Uzakdoğu dizisi uyarlaması. Uyarlanmış mı gayet de güzel.
Önce Beren Saat oynayacakmış sonra Özge Özpirinççi kapmış rolü.İyi ki de
kapmış, nefis bir oyun çıkartıyor. Hele o çocuk oyuncular yok mu? yaa çok tatlılar.
Ne kadar çocuk oyuncu çıkar oldu piyasaya di mi?? Hepsinide allah nazardan korusun,
güzel rol yapıyorlar zamane çocukları..


''Ufak tefek cinayetler'' önce seyretmiyordum.Tutmaz falan sandım.Yanılmışım.
10.bölüm yayınlanınca, bende internetten ilk bölümden itibaren izledim.Çünkü çok konuşuluyordu.İzledikçe ağzım açık kaldı valla.
Ne entrikalar ,ne dedikodular aman aman..Biraz Amerikanvari
hayat tarzı taklidi olmuş gibi ama vardır böyleleri de bizdede.
Kadınlar arasında da, dürüst olalım , böyle şeyler olmuyor  değil hani.
Bir de asıl konu ;kim ölmüş? kim katil?
merak ediyorum doğrusu. Merak uyandıran konular ilgimi çeker.


Cumartesi akşamları da ''Bahtiyar Ölmez'' e takılıyoruz.Yetkin Dikinciler sayesinde
başladık ,devamda ettik izlemeye. Komik, eğlenceli bir dizi..Gülüyoruz..


Akşamları yemek sonrası çay ya da ıhlamur eşliğinde
bu kış, bu diziler seyrediliyor bizim evde.




İstanbul'dan yeni yılın ilk günü

pırıl pırıl bir hava..
günlük güneşlik.
Tarih 01.0cak.2018 pazartesi  .Fotoğraflarla size de göstereceğim gibi
bizim buralar:
 yürüyüş yapanlar,
 piknik yapanlar,
 güneş ışıklarının yansımaları,pırıltıları,

 Olcay'ın bisikletini bekleyen Kartallı kedicik,

güneşlenen  sahil kedicikleri,

 yürüyüş sonrası birer demli çay içmek isteyenlerle dolu..


Tabi soğuk var mı? Var ..
O kadar olacak, Ocak ayına girmiş bulunuyoruz nihayetinde..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...