GÜNDELİK..

Hava pırıl pırıl güneşli ama  deli gibi esen bir lodos var..
Balkon panjurlarını kapatmak lazım, yoksa ne var ne yok devirecek.
Yeşil kabaklı ve kakaolu kek pişirdim çayın yanına.
Televizyon açık, haberler var..
Benzine zam gelmiş yine, litresi beş buçuk lira olmuş.
Balıkesir Belediye başkanıda istifa etti.
Deniz Baykal'a şifalar diliyorum..Gelişmeler olumlu imiş.
Yeni aldığım bir kitabı çok beğendim.
Kızcem burada, ara tatile geldi.Mutluyum..
İnstagramda herkes 29 Ekim gösterilerine gittiğini paylaşmış,
Biz gidemedik, nezle olmuşum , hiç dışarı çıkasım yoktu.
Bayram'da eskiden erkenden kalkıp TV başına geçerdik, hipodramdaki resmi geçit törenlerini
izlemek için. Milli duygular tavan yapardı.Marşlar, şiirler, geçit törenine katılan askeri ve sivil
kurumlar, öğrenciler..En son Türk Yıldızları'nın gösterileri.
Hey gidi heyy..
şimdi akşam bir fener alayı benzeri yürüyüş, o da yasaklanmazsa, okul bahçelerine sıkışmış
törenler,Tv de Cumhuriyet ile ilgili bir iki program.
Samimiyetsizlik tavan yapmış..
Lodos esiyor ya
deli deli,
birazda nezlenin etkisi,
konu onun için buralara geldi...






Yaşasın CUMHURİYET..




Bu ülkeyi düşman elinden kurtarıp ,Türk Milletine armağan eden Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk
ile birlikte Kurtuluş savaşının tüm kahraman şehitlerini rahmetle, minnetle anıyorum.
Ruhları şad olsun.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'mizin 23 Nisan 1923 tarihinde ilan ettiği Cumhuriyet'imizin
94. yıldönümü kutlu olsun..

martılar ne yer ki?

İstanbul sanırım buraya yaşamaya gelen insanları değiştirdiği, kendi bütününde harmanlayıp
bambaşka kimliklere büründürdüğü gibi martılara da el atmış.
Kesin.

Patates kızartması yemek nedir, martı kardeş.
Vapurdan atılan simitlere alıştın, karbonhidrat meraklısı mı oldun çıktın.
Fast food zararlı çocukları uzak tutmaya çalışıyoruz bak
sen de uzak dursan iyi olacak. Obez olucaksın ,uçamayacaksın sonra.
Masada yemek yiyen kadın ,bir çocuğuna veriyor patates kızartmasını birde
yerde kümesinden kaçmış tavuk gibi dolanan martıya .
Bir çocuğuna bir martıya..
Ya denizin en önündeki masama dadanmak nedir peki.
utanmasan kışt kışt demesek boş sandalyeye geçip konacaksın , açın buna bir servis
diyeceğiz garsona.
Yemeğimizi mi kollasak seni mi kışt kıştlasak şaşırdık.
Sen perde ayaklı, balıkla beslenen kocaman bir kuşsun.
Pişmiş balık bizim için, denizde yüzüp duran balıklar senin için..
haydi denize,
haydii
haydii..

Kartal-Heybeli

Kartal'dan sadece Büyükada ve HeybeliAdaya motorlar kalkıyor. Hemen her saat başı
motor var.Önce Büyükadaya uğruyor, oradan ver elini Heybeli.


 Kartal sahil böyle yemyeşil görünüyor artık iyi ki var dediğimiz sahil yolu sayesinde,
çünkü yakında sadece burası yeşil kalabilir.
 1999 yılındaki depremden sonra herkesin evini satmak için uğraşıp satamadığı yerlerde ,sıra sıra gökdelenler dikiliyor, 20 -23 katlı.. Neyseki hava ılık, deniz ve gökyüzü mavi.
Bakmayın siz, Marmara denizinin mavisi de Ege denizi kadar güzeldir. Motor yolculuğu sırasında
şanslıysanız  istavrit peşinde kovalamaca oynayan yunus balıkları suya dala çıka yolculuğunuzda
size eşlik eder. Martılar balık avında , elinizde tiryaki bardağında ,sıcak demli çay.
Deymeyin keyfinize,mis gibi.


Motorlar ulaşımda iyi hoş ama şekil şemal olarak hepsi ayrı telden çalıp oynuyor.Bunu tam adaya gelirken Şehir Hatlarının Barış Manço gemisini görünce iyice farkediyorsunuz.
Tam bir kartpostal resmi beliriyor  gözünüz önünde..
Vapur, kuğu gibi süzülüyor dumanı tüte tüte..
 Arkasına yazın iki kelam, gönderin sevdiklerinize mesela..Öyle güzel bir manzara..
 Yavaş yavaş uzaklaşıyor biz adaya yaklaşırken yolcularıyla.
Sonbaharın yeni yeni kendini belli ettiği şu günler, Adaların  en güzel zamanı. Kalabalık azalmış, kafeler sakin .Üstelik balık zamanı.Palamut, az biraz pahalı da olsa lüfer, her daim leziz istavrit,
hatta bolluğu  ile bizi şaşırtan yerli uskumru..
Kaçırmayın bu mevsimde adaları ..



(Bilet ücretleri yaklaşık kırk dakika kadar süren böyle bir sehayat için;5TL.)


UZAYDAN GELEN FIRTINA





Dünyada fırtınaların ,kasırgaların, sellerin, kuraklığın hüküm sürdüğü bir dönem gelmiş çatmış.
Bu dünya çapındaki iklim değişikliklerine ve doğal afetlere çare bulmak için tüm ülkeler tabii başta Amerika ve Çin ,Hollandalı adını verdikleri bir uzay istasyonu yapıp, uzaya kurdukları binlerce uydunun bağlı olduğu bir ağ ile bu hava olaylarını kontrol altına almayı başarmışlar.
Böylece dünyada yaşayanlar,  normal hayatlarına dönmüşler.
Lakin bir takım kötü niyetler, bu iyi niyetli hava uydularını bir silaha dönüştürmeye çalışınca işler karışmış yine.
Devreye, Hollandalı denen bu uzay istasyonunu kurup, sonra hadi işin bitti diye yollanan bilim
insanı Jake giriyor. Önlenemez hale gelen doğal afetlere sebep olan uydu sorunlarını çözmek için uzay istasyonuna geri dönen Jake orada daha da farklı sorunlarla karşılaşıyor.
 Bilim kurgu seviyorsanız,bu hafta bir sinemaya gideyim,diyorsanız,
size güzel bir film seçeneği olabilir''Geostorm''.
Başka neler var bu hafta vizyonda derseniz,
Blog arkadaşımız Film Gündemi nde neler gösterimde hepsi var..

S.G: Bilet fiyatları Maltepe Park 'da; 24 TL
        Diğer AVM'ler de;35 TL.
Bunlar normal salonlar için.Çünkü bir de VİP salonlar var.Onların fiyatlarına hiç değinmeyeceğim.

(S.G;Söylemeden geçemeyeceğim)
    

güneşli mi güneşli Ekim..

Havalar o kadar güzel gidiyor ki hemen her gün dışarlardayız.
İşler evde beni beklesin, ben dışarlarda.
Bugün Fenerbahçe taraflarına gidelim dedik.
Kartal'dan Fenerbahçe'ye tam 1 saat 20 dakikada gittik.
Sahil yolu Bostancı'dan sonra felaket yoğun.
 Her taraf dönüşüm adı altında yıkılıp yeniden inşaa edilen binalarla dolu.Cadde o eski cadde
havasından çoktan uzaklaşmış. Sarı damperli hafriyat kamyonları, çimento kamyonları Bağdat caddesinde  piyasaya çıkmış gibi salınıyor.   Yeniden eski şaşalı zamanlarına dönmesi zor görünüyor Bağdat Caddesinin.
Neyse sonunda ulaştık gideceğimiz yere.
Ağaçlık, yeşillik mis gibi yosun kokulu deniz havası.

Günün en tatlısı ise;
sona sakladım,
biri benim ikisi onun..
Hafta sonunuz güzellikle geçsin..

Müftüler

'Nikahımızı da kıysınlar mı?
Müftü ;Diyanet İşleri Bakanlığına bağlı ,toplumu İslam dini ile ilgili aydınlatan, din hizmetlerini yürüten ,denetleyen bir görevlidir.
İl ve ilçe müftüleri  din ile ilgili işleri düzenlerler. Dini kurumları denetlerler ,din görevlilerinin görevlerini tanzim ederler.
Yani işleri ,''din'' ile ilgilidir.

Nikah, iki kişi arasında medeni kanuna göre,bir devlet memuru aracılığı ile  yapılan  akittir.
Belediyelerde bu iş için ayrılmış devlet memurları zaten vardır, nikahı onlar kıyar.
Köylerde ,ihtiyar heyetine bildirilen nikahı muhtarlar kıyabilir.
Yurtdışında ,Türk vatandaşlarına ,konsolosluklarda resmi nikah sözleşmesi yapılabilir.
Evlilik kararı olan kişilerin karşılıklı haklarının kurallara bağlanması, iki taraf için de iyi bir şeydir.

Dini nikah ise resmi nikah yapıldıktan sonra, geleneksel olarak aile arasında gerçekleştirilen
İslami bir nikahdır.
Dini nikahın ,resmi nikah olarak da geçecek şekilde değiştirilmesinin ,ne gibi bir zorunluğu var
ben anlayamadım.
Evlenecek olanlara bir tercih sunuluyormuş gibi gösterilse de böyle bir tercih birden nasıl
ortaya çıktı ki..
Nikah memuru mu yetersiz?Belediyeler evlenenlere yetişemiyor mu?
Yoksa İmam Hatip mezunları çoğaldıkça onlara iş mi lazım?
Devletin Laiklik ilkesi mi gözardı ediliyor?
Seçimler yaklaştı , yine dine sarılalım mı ,deniliyor?
Papazlar kıyıyor da imamlar niye kıymasın, bu nasıl bir kıyas şekli?
Yurtdışında kilisede kıyılıyor bizde de camii de mi nikah kıyılacak?
Ayrı iki din kıyaslanabilir mi?
En son merak ettiğim;

Girilecek sınavlardan, doğacak çocuk sayısına, yayınlanan TV programlarına,
çıkacak her kanuna, yapılacak her zamma , seçilen kişilerin istifa ettirilmesine,
daha da aklınıza ne gelirse her bir şeye bir kişi mi karar verir oldu?

Bunlar naçizane fikirlerim. Bir kaç gün Tv programlarında tartışıldı.Torbaya atılanlar
arasında olan yasa Meclisten geçti. CHP de Muhtarlar için aynı öneriyi vermiş.
Eh o da olsun.

Artık düğün dernek işlerine girildi mi düşünülecek bir konumuz
daha oldu;
-Nikahı nerede kıydıracaksınız?
-Kız tarafı müftü kıysın diyor valla biz belediye memur olsun dediydik ama
bakalım !
Herşeyin hayırlısı...

Öyle değil mi?






Kuşbakışı İstanbul..

Beş yıl öncesi,
2012 yılında fotoğrafladığım İstanbul.
Safir(Sapphire) adındaki gökdelenden .Açıldığı yıl itibari ve sanırım halen,Türkiye'nin en yüksek binası.
261 metre yüksekliğinde . Belli bir ücret karşılığı çıkılan seyir terasından İstanbul,
dört bir yönü ile izlenebiliyor.
Muhteşem bir duygu veriyor insana.
Kibrit kutusu gibi evler, oyuncak gibi arabalar karınca misali insanlar...

 
 Taa uzaklarda Prens Adaları görülmekte..
 3.Köprü henüz ortalarda yokmuş..



 Kutu kutu evler:( arasında yeşillik olan yer, Zincirlikuyu.
 Keşmekeşinden ,betonlaşmasından ,kalabalığından ne kadar şikayet edersek edelim, yukarılardan bakınca çok güzel görünüyor İstanbul.
Kuşlar şanslı...
Kuşbakışı İstanbul'un seyrine doyum olmuyor..

Şöyle bir mesajım var:


Tık tık tıkk!!
Duyduk duymadık demeyelim(ben mesela,öncekini geç duydum)
Duyanlar duymayanlara duyursun ,
Bloglarımızı hergün düzenli olarak tutabilmek adına,
sevgili Mari Antrikot  , bir çelinç (meydan okuma) düzenlemiş.
Her gün kendimiz ile ilgili bir şeyler yazacağız.
Herhangi bir şeyler.
Belki bir günlük tarzı belki sevdiğimiz şeyler.
Hiç hoşlanmadıklarımızı da yazabiliriz.Neden olmasın.
Ekim ayının 20 sinde başlıyor Aralık ayının 31'in de bitiyor.
Her ne kadar canım istediği zaman , keyif için yazsam da,
her gün düzenli olarak yazmak ,daha güzel olabilir.
Katılmak isterseniz diye haber vereyim dedim..

Kabaklı tart

 Epey zaman oldu, tariflerime ara vereli. Çocuklar gitti , mutfak mesaisi yarıya indi.
Kendimize ,ancak aşağıdaki gibi hafif  şeyler ,o da ara sıra ,yapıyorum.
 
1 tane yumurta,
1 çorba kaşığı yoğurt,
1,5 su bardağından azıcık fazla un,
yarım paket kadar oda sıcaklığında yağ(Becel kullandım) malzemeler bunlar.

Hamuru hemencecik yoğurup, buz dolabında bir yarım saat dinledirin. Sonra bir fırın kabına
elinizle yayarak ,alt tabanı hazırlayın;


2 yumurta,
1 adet kabak,
biraz beyazpeynir,
1 kuru soğan,
maydanoz, nane, dereotu,tazesoğan .
karabiber, az tuz

Bunlarda iç malzemelerimiz.
Kabağı rendeleyelim, soğanı ufak doğrayalım ,
hepsini karıştırıp hamur tabanın üzerine yayalım.
üzerine biraz zeytinyağ gezdirelim(az)
Doğru fırına , sonuç incecik bir hamur, üzeri hafif bir sebze , yeşillikler, yumurta, peynir yani
gayet lezzetli, doyurucu, besleyici.
Deneyin seveceksiniz..
Tabi yanına çay olacak ,
ince belli bardakta,
iyi demlenmiş...

Günbatımı duyguları..

 ''Sen geçerken sahilden sessizce,
  Gemiler kalkar, yüreğimden gizlice.
..  ''


''Artık demir almak günü gelmişse, zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar, bu limandan..
..  ''


veeee;
''Akşam oldu hüzünlendim ben yine,
Gel mehtabım gel sevgilim gel yine...''

Çatıların üzerinden de olsa Marmara denizinde yılın bu aylarında güneş o kadar güzel ,
o kadar muhteşem o kadar olağanüstü renklerle kavuşuyor ki.
Turuncular, sarılar, fuşyalar,morlar, maviler..Aklınıza gelmeyecek renk tonları. Seyrine doyum olmuyor.
Dün akşam  güneş ,manzarasının önünden geçen şilep ile tam bir görsel şölen oldu.
Böyle bir manzara tabii ki duyguları çoşturup,
biraz da hüzün katıyor  ruha..


Sokak Kedisi Bob



James ,anne ve babasının boşanmasıyla küçük yaşta uyuşturucuya başlamış bir bağımlı ve evsiz.
Hayatını gitarıyla sokaklarda kendi bestelerini çalarak yaptığı müzikle devam ettiriyor.Açlıkla, sefaletle mücadele ederken bir yandan da  uyuşturucudan kurtulmak için kamudan yardım görüyor.
Böyle bir çaresizlik içindeyken Bob çıkıyor karşısına. Akıllı mı akıllı ,sevimli bir sarman kedi.
Bob'un hayatına girmesiyle James ,çok yalnız kaldığını düşündüğü yaşamında bir yol arkadaşına
sahip oluyor .Ailesini ve  yaşamını tekrar kazanmak için yılmadan mücadele ediyor tabii Bob'un desteğiyle.

 (Bu gerçek kahraman James Bowen, yanında da Bob)
(Bob filmde kendisi oynamış, arada dublör kedi de kullanmış tabii:))  )

Film ,gerçek bir hikayeden ve en çok satan kitaplar listesinde yer alan, bir çok ülkede satışa sunulan  ''A Street Cat Named  Bob'' adlı kitapdan  uyarlanmış. Daha önce ''Haciko'' filmini izlemiştim .Bir köpeğin ne kadar sadık olduğu ile ilgiliydi. ''Bob'' da bir kedinin insanın hayatına nasıl güzel değebileceğini anlatması açıcından çok güzel bir film olmuş. Yine sulu gözlerim dayanamadı son sahnelerde.Bir baba oğul sahnesi yapmışlar, duygusaldı çok.
Hafta sonu için güzel bir film seansıydı bizim evde.
Denk gelirseniz izleyin.TV'de Desımart'da gösterimde.

Bursalı mısın? Evet..

Yeşil Bursa'nın Tophane'den görülen manzarası..
Bursa işte aşağıda, tarihin kenti.Kocaman bir ulu dağa sırtını yaslamış,ovasına yayılmış,
büyümüş ,gelişmiş.
Yeşili nerede derseniz ,manzarada pek görünmez olmuş taaa ötelerde , uzaklarda kalmış.
Bir de semti var Yeşil. Yeşil Türbe, Mehmet Çelebinin türbesi ve Yeşil Cami.
O kadar, işte Bursa'nın yeşili neredeyse o kadarcık kalmış.



Albert Einstein' a sormuşlar;
 
-Sonsuzluk nedir? diye,
 
Einstein'da demiş ki;
 
-Hayatta iki şey sonsuzdur, uzay ve insanların aptallığı.
 
Ama bunlardan hangisinin daha sonsuz olduğunu ben bile bilmiyorum..

Ekim




Mevsimin en hüzünlü ayı, Ekim ayı. Ağaçlar yavaş yavaş sararır, börtü böcek kendi kabuğuna
çekilip, sessizleşir. Kuş cıvıltıları duyulmaz olur.Ekim ayının 1 inin Yaşlılar Günü olması da
sanırım Ekim ayının, bu özelliklerinden dolayı.
''Teşrinievvel'' olan  ayın ismi ,1945 yılında ,takvimdeki bazı ayların isimlerini değiştiren kanunla
Ekim olarak değiştirilmiş.Başka hangi ay isimleri değişmiş diye merak ederseniz;
''Teşrinisani'' denilen ay,1945 yılında çıkan bu kanunla, Kasım,
''Kanunuevvel''ayı, Aralık ayı,
''Kanunusani '' olarak adlandırılan ay ise Ocak ayı olmuş.



#günaydın, nasıl uyandın?


                                                Horoz sesiyle uyananlar, çalar saatle uyananlar,
                                        anne öpücüğüyle uyananlar, sevgililerinin sarılmasıyla uyananlar,
                                           kapı ziline kalkanlar, babanın haşin sesiyle gözünü açanlar,
                                              komşunun terlik tıkırtısıyla uyananlar, alttakinin bebeğinin
                                           ağlamasına gözü açılanlar, dışardan gelen inşaat sesi ile uyananlar,
                                                 sabah simitçisinin sesine uyananlar, sabah güneşi ile gözlerini açanlar,
                                                    yüzünü yalayan köpekle uyananlar,otobüs koltuğunda kafası
                                         yana düşünce uyananlar, ayakta uyurken  uyananlar,
                                           denizden geçen teknenin motor homurtusuna uyananlar,
                                           rüzgarın  ceryan yapıp çarptığı kapıya uyananlar,
                                           deniz dalgasının sahile vurduğu sesle uyananlar,
                                                  telefon sesine uyananlar, kahve kokusu duyanlar,
                                             çaydanlığın ocağa konulma tıkırtılarına kalkanlar,kızarmış ekmek
                                     kokusuyla uyananlar, ezana kalkanlar, yerde yatıp heryanı tutulmuş uyananlar,
                       çalışma masasında uyuyakalıp dürtülerek uyandırılanlar,sıcacık yataklarında uyananlar,
                                                                  mutlu uyananlar,kötü rüya görüp korkarak uyananlar,
                                                     somurtuk kalkanlar, uyanır uyanmaz gülümseyenler
                                                                   huylular, huysuzlar..
                                                                      aklıma gelen gelmeyen
                                                                     herkeslere günaydın...
                                    ( Haftanız güzel geçsin)
 
 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...