zeytin

-hastalık gelmiş.
-Nasıl?
-öyle işte ,yaprakları yavaş yavaş kuruyup çıplak dal kalıyor , her yanına dağılıyor
sonra .
-Bunun için mi kestiniz onca dalı.
-Evet şunlar bakalım kurtulacak mı? yoksa dipten budanacak.
-Kesin şemsettinin nazarı bu?
-saçmalama?
-eveet ,o demiyor muydu bu zeytin ,çimime gölge ediyor, bakın burda ,gölgesinde hiç yeşermiyor çimlerim diye.Neymiş yaprakları dökülüyormuş ,otuna.Her yaz söyleye söyleye,zeytin ağacımızı hasta etti.

Nasıl da üzüldüm , nasıl da vahlandım.
Oysa ne güzeldi.Zeytin vardı, cırıl cırıl öten sakalara yuvaydı, pencereme gölgeydi,
çiçeklere saksıydı. 
Bir yaz sonra, zeytin ağacımız tamamen budanmasına rağmen yanından bir yavru fide çıktı.
Şimdilerde yavaş yavaş büyüyüp serpildi,yapraklandı, dallandı genç zeytin fidesi  .
Biz de yeni bir doğum görmüş gibi ,sevindik.
Bahçemizdeki bir zeytin ağacı bizim evin bir insanı gibiydi.Hastalandı
üzüldük ,dibinden budandı canımız sıkıldı ,
sonra o küçük zeytin fidesi ,bize yine umut ve neşe verdi ,sevindik.



İstanbul'dan Bursa'ya oradan da İzmir'e bağlanacak ''muhteşem'' otoyoldan geçerken Gemlik'e
geldiğinizde gözünüzü  otoyoldan alıp, şöyle etrafınıza bir bakın.
Koskoca çıplak kalmış tepeler,  zeytin bahçelerinin arasından geçirilmiş viyadükler göreceksiniz.

Acaba bu yollara kaç zeytin ağacı feda edildi, ne kadar tarım toprağı yok edildi.Oysa Gemlik
ve civarı en verimli tarım toprakları , en güzel zeytin veren ağaçların olduğu bir doğa parçası.
Şimdi içinden otoyol geçiyor.
Sadece otoyol, sanayi, turizm değil
tarımda bir ülkeye gerekli. Hem de dünyanın bu kadar hor kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda.
İnsan nüfusunun bu kadar çoğaldığı, iklim değişikliği oluyor diye, bas bas bağırıldığı zamanlarda.
Ormanda ,ağaçda lazım.
 Zeytin ağacı, hepten lazım.
Topraklarımızın kıymetini bilelim.
Haberlerde anlatıyordu dün akşam, verimli topraklarımız, meralarımız
satılığa çıkıyormuş, yabancılar da gelip alıyormuş.
Almaz mı?
Sen elindeki değerlinin, kıymetini bilmezsen, kıymetini bilen gelir oturur üzerine.
sonra da hep birlikte ''Ah, vah'' çekeriz.

#çaysaati

Eylül, yaz sıcaklarından örnekler sunarak dolduruyor günlerini.

  Sıcak ile birlikte nem de var, etraf daha sabahtan sisli puslu. Her fırsatta kendimizi

serin köşelere atıyoruz.

Tadını çıkartmak lazım, sahiller, ağaç gölgeleri ,çay bahçeleri bizi bekliyor.

Ne de olsa sezon sonu, sonbahar ve kış uzun kasvetli günlerle gelmeden önce

bu güzel günleri değerlendirmek lazım.

yeni eğitim öğretim yılı

Twıtter 'da dolaşan bu özet bilgi paylaşımını görünce ,bende bloğa bir not olarak düşsün, dedim.
''Yeni'' kelimesini ;
acaba yeni bir dönem olarak ,önümüzdeki dönem olarak yani zamanla bağlantılı bir kelime olarak değilde, sık sık değiştirip yenileme ,bozup başka bir modele geçme olarak mı anlıyorlar, saygıdeğer yöneticiler.
Benim çocuklarım SBS dönemi çocuklarıydı,onlardan önce OKS'ciler vardı
 sonra TEOG' cular yetişti, bakalım çocuklar şimdi nasıl bir sınav sistemi ile karşılaşacak.
Allah kolaylıklar versin, analara, babalara ve öğrencilere.
Yeni eğitim ve öğretim yılı hayırlı uğurlu olsun..

House of cards



Geçen yaz House of Cards'ın ilk sezonu izlemiştik, sonra bizim televizyonlarda yerli diziler başlayınca ara verdik.
Bu yaz tatil dönüşü devamını izlemeye başladık .House of Cards  bir Netflix dizisi, 5. sezonda. Başrollerinde Kevin Spacey ve Robin wrıght oynuyorlar. 2013 den günümüze kadar Amerikan seçimlerindeki entrikalar, dönen dolaplar hırslı politikacı Frank Underwood ve eşi Clair Underwood üzerinden anlatılıyor.
Kevin Spacey ve özellikle Robin Wrigt ın oyunculuklarına diyecek yok. Frank ve Clair
adeta bir takım  gibi alt basamaklarda uğradıkları haksızlıkların sonunda, ne yapıp edip hatta görevdeki başkanı yerinden ederek Amerikan Başkan ve başkan yardımcısı koltuğunu kapıyorlar.
Bu arada harcanan insanın haddi hesabı yok tabi. Gizli dosyalar, cinayetler, tehditler
yani ''aşkta ve savaşta her şey mübahtır'', diye ,her türlü hile ile yollarında yükselerek, ilerliyorlar.
Kevin Spacey ve Robin Wright bu dizi ile Altın Küre ödülü,
yönetmen David Fincher Emmy ödülü kazanmışlar.
Politik drama türü dizileri seviyorsanız bence en baştan izleyin.






Not:Kendisini iyi pazarlayan bir ülke şu Amerika, hemen her tip ve konuda film ve dizide
''Tanrı Amerika'yı korusun'' diye bir cümleyi araya sıkıştırmayı hiç ihmal etmiyorlar.Son izlediğim
filmlerde bu çok dikkatimi çekiyor.Belki eskiden de vardı.Bilmiyorum .
Bizim film ve dizilere de ülkemiz ile ilgili böyle cümleler ilave etseler ya.
Allah'ım güzel Türkiye'mizi korusun..(her daim dileğim)


Hasbihal zamanı.

Pazar akşam ''Çocuklar Duymasın'' dizisini izlerken,
Haluk:
-niye ikiden çok çocuk yapmamışız ,diyordu,
Bak ikiside büyüdü gitti ,bi başımıza kaldık.
Meltem ise ;
-bir başımıza kalmadık , başbaşa kaldık ,diyerek olaya biraz romantizm katmayı tercih ediyor.
 Haluk ısrarla;
-şimdi ne güzel teog sınavlarına hazırlardık,hatta bir küçüğü daha olsa, onu  ilkokula yazdırırdık ,
falan diye çocuk olayını genişletiyordu.
İşte bu benim  gözlerimın sulanmasına yetti.
-'Haklısın be Haluk' dedim.Çok çocuk iyiymiş galiba.
Sen yine önce kızı büyütüp gönderdin, sonra  Havuç vardı, onu okutup ,yetiştirdin.
Bak benimde(çok şükür) bir kız bir oğlan .İkiz.
Uğraştık üniversiteye girsinler, aman okusunlar diye .
Oğlum Bursa'da kız İstanbul'da .Okuyorlar şimdi.İkisi de gurbete çıktılar.Gerçi bizde İstanbul'dayız ama ulaşım ve trafik yüzünden kızım da yurtta kalıyor.Yani o da yakın gurbet.
Bu hafta sonu okullarına gittiler.
Bizde Haluk'la Meltem gibi ,
kaldık mı bi başımıza!.

Bu hafta ve haftaya üniversiteler de açılıyor.Bu sene yeni başlayanlar mutlu heyecanlı,aileler
sevinç ile karışık gurur içindedir şimdi. Gurbete öğrenci yollayanlarda tatlı bir endişe.Analar babalar ,kendi başlarına yetebilecekler mi, arkadaşları nasıl olacak, ne yiyip ne içecekler,ya hasta olurlarsa gibi gibi, masumlarından başlayıp,endişe sınırlarını zorlayacak sorulara kadar, çeşitli evhamlarla boğuşabilecekler.

Bu konuda iki farklı tecrübeyi aynı yıl yaşadım , yaşıyorum. Hem şehir dışında, hem İstanbul'da
üniversite öğrencisi ,hem de kız öğrenci ve erkek öğrenci farkları ile,
 ''nasıl okur'' konusunda tecrübelerim artıyor.
Ayrı bir blog konusu bile çıkar:)
Ama tabii ki artık onlar birer yetişkin olduklarından onlarla ilgili bir şeyler yazamıyacağım.
Bebek değil ki agu dedi, koştu, oynadı falan yazalım. Haluk'un dediği gibi olsaydı ,şimdi yeni yetişen
bir yavrukuş ,onu yazardık  bak burada mesela :))
Tabii ki isteyene istediği kadar versin Allah.Ben şanslılardanım bir kerede bir kızım bir oğlum oldu . Ama çocuk sayısı bir, iki ya da üç ,farketmez ,çocuk dünyaya getirmek kadar, onları yurdum şartlarında büyütüp ,yetiştirip hayat yoluna yolculamak da meşakkatli bir iş.
Lakin ,onların yanınızda birer çocuk olarak değil de birer yetişkin olarak yeralmaya başlaması inanılmaz güzel bir duygu.
Bu sıcak mı sıcak eylül akşamında ,balkonda  bir başımıza otururken , benimde bunları yazasım geldi.
Canım kızım ve canım oğlumla birlikte üniversite öğreniminde olan tüm öğrencilere
yeni öğrenim yılında başarılar diliyorum.

Tepside Kolay İçli köfte


Haftasonu için ailenize yapabileceğiniz nefis, kolay,
her öğüne yakışabilecek bir Arda şef tarifi 😋;




*2 su bardağı ince bulgur,
*2 orta boy patates,
*1 çorba kaşığı domates salçası,
*1 çorba kaşığı biber salçası,
*1 yumurta,
*tuz,karabiber,kimyon, kırmızı biber.

İç harcı için;
*300-350 gr kadar kıyma,
*kuru soğan,
*yarım su bardağı ceviz kırığı,
*yarım demet maydanoz.

üzerine sürmek için;
*iki kaşık eritilmiş tereyağ
*yarım su bardağı kadar zeytinyağ..
Yapılışı şöyle;
-İki su bardağı kaynamış suyu ,ince bulgurun üzerine , bir tencerenin içinde, döküp bulgurun
şişip yumuşamasını sağlıyoruz. Haşladığımız iki patatesi rendeleyip ya da çatalla iyice ezip
yumuşamış , suyunu çekmiş bulgura katıyoruz. Bir yumurta, birer kaşık domates ve biber salçaları,
baharatları ve tuzu da ilave edip hepsini güzelce yoğurup birbirine kaynaştırıyoruz.
-Kıymamızı ve küp küp doğranmış soğanlarımızı iyice kavurup, ceviz ve maydanoz ilavesi ile
tamamlayıp ılınmasını bekliyoruz.
-Yuvarlak büyük bocam tepsiye yağımızdan bir kısmını döküp, tepsimizi yağlıyoruz.
 Bulgurlu hamurumuzun yarısını tepsinin altına , üzerine kıymalı harcımız, diğer yarısını da
kıymalı harcın üzerine yayıp, elimizi hafif ıslatarak düzeltiyoruz. Sonra istediğimiz gibi dilimleyip,
kalan yağı gezdiriyoruz yemeğimizin üzerine.
-Sonra 200 derece fırında 30 dakika da mis gibi pişiyor.
Güzel bir haftasonu olsun;
Görüşürüz...



Suyu Arayan Adam


Okumaya başladığım Şevket Süreyya Aydemir'in ''Suyu Arayan Adam'' kitabı ,yazarın hayat hikayesini bir roman tadında anlatıyor. Aynı zamanda tarihimizdeki önemli siyasi şahsiyetleri inceleyerek ''Tek Adam'', ''İkinci Adam'', ''Enver Paşa'' gibi eserleri yazmış olan  Şevket Süreyya Aydemir, bu kitabında Turancılık hayalinden ,Rusya'daki günlerine oradan memlekete uzanan hayatını yazmış.Trakyadan, Kafkaslara, Azerbaycana,Rusya ovasına uzanmış, bizleri oralara ve o dönemlere götürmüş
Hem dili, hem anlatımı ,hem geçtiği dönem itibarıyla ,nerelerden nerelere geldiğimizi anlatan, öğreten, hatta okudukça şaşırtan bir kitap olup ,
mutlaka okunması gereken kitaplar listesinde olmalı.

sayılı gün dediğin...

Arada İstanbul'a böyle 10 günlük tatil iyi geliyor.
Şöyle bir nefes alıyoruz,
artık her saat kalabalık olan yollar ,bomboş sayılabilir,
istediğiniz yere ,yıllar öncesi ulaşabildiğiniz dakikalar içinde, gezmeye gidebiliyorsunuz.
 
 Mesela şu yukarıda görülen cadde Turgut Özal bulvarı, yani sahil yolumuz.Burada toplu ulaşım araçları olarak otobüsler ve sarı dolmuşlar çalışıyor.Onun dışında özel araçlarında minibüs yolu ve E-5 e alternatif olan güzergahı. Kadıköy'den Pendik sonuna kadar uzanıyor.
Burasını sair günde öğleden sonra boş bulmak imkansızken işte bir bayram günü önümüzde,yamacımızda herhangi bir vasıta olmadan rahat rahat gittiğimizin resmi..

   Şu alttaki ise sahil yolunun meşhur ''mangalcı tayfası''ndan bir örnek aile. Israrla her hafta sonu,
yazın her akşam gece yarılarına kadar , duman duman mangallar yanıyor, çaylar demleniyor,
etraf çer çöp piknikler yapılıyor. Piknik yapılmasına değil ama şu mangal yakılmasına karşı
bir çok insanız. Maltepe'den öte mangala yasak var ama Kartal , Pendik arası böyle bir yasak olmadığından buram buram yanmış et kokusu, genelde,tavuk , her yanı sarıyor, hele ki rüzgar yoksa
kesif bir sis gibi yayılıyor sahile. Bir de şu örnekde görüldüğü gibi, yeşil kısmın ön tarafı lebi derya
olduğu halde , mangalları kaldırıma kurup gelen geçen araba manzarası altında keyif yapıyorlar.


 
Tuhaf milletiz vesselam.. 

Kurban Bayramınız mübarek olsun.


Bayramlar hayata biraz daha tat katsın, mutlu olmak için bahane yaratsın, birbirimizi arayalım
soralım, büyüklerimize hürmet, küçüklerimize sevgi sunalım, diye var olsun.
Dini bayramlar, milli bayramlar tümü,
 insan olduğumuzu,
hayatın aslında mutluluk üzerine dönmesi gerektiğini,
sevgiyi, merhamet duygusunu, yardımlaşmayı arttırmayı ,barışmayı ,
hatırlatsın bize.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...