Bodrum güzeli

                                            Bodrum ile özdeşleşmiş neredeyse begonviller,
bembeyaz otel evlerinin kenarlarında renk katıyorlar,çekmelere doyamadım.




 
Palmiyeler ekilmiş sahilde ,
                                                  Gölgeleri plaja vurmuş. Huyumdur mutlaka gölge yer ararım
deniz kenarında, yanıp kavrulmakla derdim yok. Dalga sesi ,deniz kokusu, rüzgar esintisi olsun
kafi.

                                               Agustos ayının son günü, arefe gününde, sonbahara varmak                   üzereyken iliştirdiğim bu fotoğraflar güzel bir tatil anısı olarak kalsın buracıkta .
Görüşmek üzere..               

30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve Kahraman silah arkadaşlarının kanları canları pahasına
 
mücadele ederek ,
bize emanet bıraktıkları bu vatan için ,tüm İstiklal Savaşı kahramanlarımızı
minnet ve hürmet ile anıyorum.
Ruhları şad olsun.
 


Çiçeksever lokanta-Bergama

Ayvalık'da Kozak yolundan doğru girip yolu takip ederseniz sizi yayladan dolaştırıp
Bergama'ya çıkartır. Yaklaşık iki saat sürüyor. Bergama ,
Tarih öncesi dönemlerden başlayıp günümüze kadar gelebilmiş , dünyaca ünlü çok önemli arkeolojik eserlere sahip.
Bunlardan bahsetmeyeceğim bu tatil günü .Can boğazdan gelirmiş Bergama'ya gidip gezdiniz ,gördünüz diyelim tabii ki acıktınız. Size çok beğendiğimiz bir mekan tavsiye edeceğim. Ciçeksever ızgara.
 
 
 Dışardan sadece kırmızı ışıklı küçük bir tabelada ''Çiçeksever Izgara'' yazısı görülüyor, lokanta nerede acep diyorsunuz.
Büfe görünümünde. Ufacık bir lokanta.İçerde hepi topu 4-5 masa var.
 
 Köfte, ciğer, bonfile pişiriyorlar. Öyle böyle değil, çok lezzetli.
 
 Yanında harika pişmiş fasulyelerle yeşillikli, hafif acı bir piyaz.
 
 
Ardından tahinli Kemal paşa tatlısı.Daha ne olsun.Ayvalık'dan Bergama'ya sırf Çiçeksever ızgara
için bile gidilir.
Üstelik fiyatları gayet makul.
Bergama'ya giderseniz aklınızda olsun.
Yemeden gelmeyin..

yazık oluyor KOZAK yaylası'na

Ayvalık'a gelmeden  önce Kozak tabelası görürsünüz, oradan sapın hemen. Zeytin ağaçları ,meyve bahçeleri ile dolu tarlalar sonrasında, her yeri çam ağaçlarıyla kaplı kocaman bir coğrafya içine düşersiniz. Bu orman içinde çam ağaçlarının arasında devasa büyüklükte ,
sanki gökten atılmış gibi çam ağaçlarının arasına serpilmiş granit kayalar gözünüze çarpar.
Şaşırtır sizi bu granit kayalar .O kadar büyükleri var ki 'oraya nasıl gelmiş', dedirtir, düşündürür.
Bağyüzü köyü yakınlarında bir Atatürk sevdalısı Sühan Şen bu kayaların üzerine müthiş bir eser yaptırmış.
Bir Atatürk Anıtı.
Kocaman bir granit kayanın üzerine yapılmış dev bir heykel. Çam ağaçlarının ortasında ,yolun hemen kenarında muhteşem bir görüntü.

 


 Bu güzel eseri görmek idi niyetimiz. Kozak yaylasına neredeyse bir 13-14 yıl önce gitmiştik.O zaman sadece fıstık çamı ağaçlarıyla dolu ,üzüm bağları meşhur ,Bergama'ya yakın 19 köyü kaplayan koca bir yayla. Lakin daha ormana girer girmez sizi artık çam ağaçlarından önce, ormana ağaçlara yayılmış bir hastalık gibi görünen taş ocakları karşılıyor. İnanılmaz üzücü bir manzara.O koca granit taşlarını un ufak edip ,kaldırım taşı yapıp yurt dışına satıyorlarmış.Bu taş ocakları yüzünden fıstık çamı kalmamış.(Bir köy bakkalından aldığımız dolmalık fıstığın kilosu 140 tl ).Üzüm bağları ne derece dayanır ya da kaldı mı bilmiyorum.
Atatürk anıtının tam karşısına da bir taş ocağı açmışlar.
Anıtın etrafı neredeyse çer çöp dolu. Bakımsız. Sanki bir inat sezdim, o ocağın oracığa açılmasına.
O granit taşlar ve o fıstık çamları  dolu orman başka memlekette olsa bu derece kıymetsiz mi olurdu acaba.
İçim parçalandı.
Tatilimde beni en çok yaralayan manzara, bu çam ağaçlarının arasına hunharca saplanmış bir bıçağı andıran taş ocakları oldu.

                                                      (Medyadan alıntı)
Böyle bir sorunu olan köylüler buna ne derece ses çıkarıyor bilmiyorum,artık bağı bahçeyi
bırakıp bu taş işçiliğine soyunurlar:(
Milletin efendisi olmak yerine , taş ocaklarının işçisi olurlar.

Neyse,yolunuz buralara düştüğünde Atatürk Anıtını mutlaka görün.
Yorulup dinlenmek isterseniz ,buz gibi soğuk şerbetler , sıcak çaylar içebileceğiniz bu köy
çaybahçesi(Köyüm Cafe) sizi buralarda ağırlayacak güzel mekanlardan biri.
Buranın  fotoğraflarıyla
kapatayım yazımı .
Güzellik hayatımızdan eksik olmasın, bize verilmiş en güzel hediye olan
doğayı yok etmeden, faydalanalım,
 dileklerimle...

selamlar...

İstanbul'a döneli üç beş gün oldu.Beton kaplı bir şehirde inşaat gürültüleri toz toprak kalabalık gürültü içinde bir İstanbul hayatına tekrar döndük. Hele birde geldiğimizin ertesi bir yağmur bir yağmur seller götürdü mahalleyi, caddeler birer dere yatağına dönüşüverdi.
Suyun gideceği yer kalmamış ki ,yakında kanalizasyonlar sadece alt katları değil üst katları bile basabilir.
Eskiden yağmur yağdığında sadece camlarımı yeni sildim , kirlendi diye üzülürdüm.
Şimdi istanbul'da yağmur yağınca nerede mahsur kalacağız ya da otoparkı, Marmarayı,metrobüsü sel bastı ,ay! çocuklar yolda kaldı ,diye endişelenir ,mecbur kalmadıkça dışarı çıkmayın uyarı ile karşılaşır olduk.


 
 


Geldiğim yer öyle mi oysa..
Bir aylık bir nefes alış ,etraf zeytin ağaçları, ortancalar, güller ,yaseminler,
rengarenk binbir türlü çiçekle çevriliydi. Babam ekmiş biber ,domates nane.Hele bir şeftali ağacı var,ufacık cüssesine bakmadan bu sene meyve vermelere doyamamış. Torba torba toplayıp tatlı şeftali komşulara dağıttık, şeftali reçeli yaptık, suyunu şeftali şerbet yaptık,  hala üzeri dolu.
Artık onlarda kurtlara kuşlara.

Kuşlar deyince sabah guguk kuşu sesiyle uyanıp, serçe cıvıltılarıyla kahvaltı etmek tatilin  en
güzel zamanlarından. Kahvaltıdan önce her sabah aynı saatte geçen simitçiyi de unutmamak lazım
tabi.
Ah birde  bahçedeki çimenlerin arasında çıkan ayrık otları olmasa
ya da
komşu yazlıkçının çim biçme makinasının sesi
yahut
sabah akşam gelene geçene özellikle çöp kamyonuna havlayan komşunun sesi kendinden büyük ,küçük köpeği.
İşte bunlar oralarda tek sorun:))
(desem de oralarda moral bozucu sorunlara sahip, neyse sonraya kalsın)


Gerçi rüzgarda pek bir esti tüm Temmuz boyunca, hızının alamayıp palmiyeleri bile sağa sola savururken  , denizin dalgaları çoştukça çoştu, çocuklara dediğimiz gibi ''denizin üzeri beyaz
koyunlarla doldu'' . Ama olsun, efil efil geçirdik günleri, serinledik sıcaklar bunaltmadı.
amma velakin her güzel şeyin sonu geldiği gibi  o günler geçti
ve geldik sevgili İstanbul'umuza.
Herkese selamlar ,kendim dahil, bol paylaşımlar diliyorum.

görüşürüz..


Kurban Bayramında Alınabilecek En Güzel Hediye

Kurban Bayramı’nda sevdiklerinizi ziyaret ederken, yıllar boyunca kullanabilecekleri pratik bir hediye de vermeye ne dersiniz? Yalnız uyarayım; bu hediye o kadar güzel ve kullanışlı ki, kendinize saklamak isteyebilirsiniz! Derin dondurucular son derece faydalı cihazlar ve özellikle Kurban Bayramı gibi dönemlerde büyük bir sorunu çözüyorlar: Uzun süreli gıda depolama. Geçen bayram bir derin dondurucu kullanmanın ne denli önemli olduğunu anladım, zira etlerimin çoğunu (bozulmasınlar diye) hemen tüketmek, tüketemediklerimi de dağıtmak zorunda kaldım. Buzdolapları uzun süreli gıda depolamak için uygun bir çözüm değil, en fazla bir hafta içinde et tüm tazeliğini yitiriyor, hatta bozulmaya başlıyor.
Derin dondurucular ile böyle tanıştım ve uzun bir araştırmadan sonra, tercihimi yatay derin dondurucu modellerinden yana kullandım. Yatay olmaları kapaklarının üst kısımda olması anlamına geliyor. Bu tasarım son derece kullanışlı ve pratik: Muazzam bir kullanım rahatlığı ve depolama alanı yaratıyor. Marka konusunda seçim yaparken hiç tereddüt etmedim ve Uğur Soğutma markasını seçtim. Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma, 63 yıldan bu yana piyasadaki en kaliteli ve en sağlam derin dondurucuları üretiyor. Renk konusunda beyaz ile sınırlı olduğumu düşünüyordum ancak şaşırtıcı bir şekilde çok sayıda renk seçeneğim olduğunu fark ettim. UED 210 A++ isimli model, birden fazla renk seçeneği içeriyor ve ben en çok mor ile gümüş renklerini beğendim. Açıkçası halen karar vermiş değilim ama mor rengi seçecek gibiyim – çok şık duruyor!
 
Tek özelliği şık durması değil elbette, 190 litre iç hacmi var ve emin olun sadece sizin değil, tüm akrabalarınızın gıdalarını depolamak için fazlasıyla yetiyor! UED 210 A++ enerji sınıfına giren bir model, yani hemen hiç enerji harcamıyor ve elektrik faturasının artmasına neden olmuyor. Dolap içi LED aydınlatma sistemi ve elektrik kesilse bile 48 saat boyunca gıdaları korumaya devam etmesi, sevdiğim diğer özellikler arasında yer alıyor. Bu yılki etleri bir sonraki bayrama dek ilk günkü tazelikleri ile depolamaya kararlıyım: UED 210 A++ derin dondurucu sayesinde bu mümkün oluyor! Satın almak isteyenler için bir ipucu da vereyim: http://satis.ugur.com.tr adresinden sipariş verir ve satın alma işlemleri sırasında UGURGUMUS veya UGURMOR indirim kodunu kullanırsanız, ekstra %5 indirim elde ediyorsunuz. Kampanya hakkında detaylı bilgi için BURAYA tıklayabilirsiniz.
                                        
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...