UZAYDAN GELEN FIRTINA





Dünyada fırtınaların ,kasırgaların, sellerin, kuraklığın hüküm sürdüğü bir dönem gelmiş çatmış.
Bu dünya çapındaki iklim değişikliklerine ve doğal afetlere çare bulmak için tüm ülkeler tabii başta Amerika ve Çin ,Hollandalı adını verdikleri bir uzay istasyonu yapıp, uzaya kurdukları binlerce uydunun bağlı olduğu bir ağ ile bu hava olaylarını kontrol altına almayı başarmışlar.
Böylece dünyada yaşayanlar,  normal hayatlarına dönmüşler.
Lakin bir takım kötü niyetler, bu iyi niyetli hava uydularını bir silaha dönüştürmeye çalışınca işler karışmış yine.
Devreye, Hollandalı denen bu uzay istasyonunu kurup, sonra hadi işin bitti diye yollanan bilim
insanı Jake giriyor. Önlenemez hale gelen doğal afetlere sebep olan uydu sorunlarını çözmek için uzay istasyonuna geri dönen Jake orada daha da farklı sorunlarla karşılaşıyor.
 Bilim kurgu seviyorsanız,bu hafta bir sinemaya gideyim,diyorsanız,
size güzel bir film seçeneği olabilir''Geostorm''.
Başka neler var bu hafta vizyonda derseniz,
Blog arkadaşımız Film Gündemi nde neler gösterimde hepsi var..

S.G: Bilet fiyatları Maltepe Park 'da; 24 TL
        Diğer AVM'ler de;35 TL.
Bunlar normal salonlar için.Çünkü bir de VİP salonlar var.Onların fiyatlarına hiç değinmeyeceğim.

(S.G;Söylemeden geçemeyeceğim)
    

güneşli mi güneşli Ekim..

Havalar o kadar güzel gidiyor ki hemen her gün dışarlardayız.
İşler evde beni beklesin, ben dışarlarda.
Bugün Fenerbahçe taraflarına gidelim dedik.
Kartal'dan Fenerbahçe'ye tam 1 saat 20 dakikada gittik.
Sahil yolu Bostancı'dan sonra felaket yoğun.
 Her taraf dönüşüm adı altında yıkılıp yeniden inşaa edilen binalarla dolu.Cadde o eski cadde
havasından çoktan uzaklaşmış. Sarı damperli hafriyat kamyonları, çimento kamyonları Bağdat caddesinde  piyasaya çıkmış gibi salınıyor.   Yeniden eski şaşalı zamanlarına dönmesi zor görünüyor Bağdat Caddesinin.
Neyse sonunda ulaştık gideceğimiz yere.
Ağaçlık, yeşillik mis gibi yosun kokulu deniz havası.

Günün en tatlısı ise;
sona sakladım,
biri benim ikisi onun..
Hafta sonunuz güzellikle geçsin..

Müftüler

'Nikahımızı da kıysınlar mı?
Müftü ;Diyanet İşleri Bakanlığına bağlı ,toplumu İslam dini ile ilgili aydınlatan, din hizmetlerini yürüten ,denetleyen bir görevlidir.
İl ve ilçe müftüleri  din ile ilgili işleri düzenlerler. Dini kurumları denetlerler ,din görevlilerinin görevlerini tanzim ederler.
Yani işleri ,''din'' ile ilgilidir.

Nikah, iki kişi arasında medeni kanuna göre,bir devlet memuru aracılığı ile  yapılan  akittir.
Belediyelerde bu iş için ayrılmış devlet memurları zaten vardır, nikahı onlar kıyar.
Köylerde ,ihtiyar heyetine bildirilen nikahı muhtarlar kıyabilir.
Yurtdışında ,Türk vatandaşlarına ,konsolosluklarda resmi nikah sözleşmesi yapılabilir.
Evlilik kararı olan kişilerin karşılıklı haklarının kurallara bağlanması, iki taraf için de iyi bir şeydir.

Dini nikah ise resmi nikah yapıldıktan sonra, geleneksel olarak aile arasında gerçekleştirilen
İslami bir nikahdır.
Dini nikahın ,resmi nikah olarak da geçecek şekilde değiştirilmesinin ,ne gibi bir zorunluğu var
ben anlayamadım.
Evlenecek olanlara bir tercih sunuluyormuş gibi gösterilse de böyle bir tercih birden nasıl
ortaya çıktı ki..
Nikah memuru mu yetersiz?Belediyeler evlenenlere yetişemiyor mu?
Yoksa İmam Hatip mezunları çoğaldıkça onlara iş mi lazım?
Devletin Laiklik ilkesi mi gözardı ediliyor?
Seçimler yaklaştı , yine dine sarılalım mı ,deniliyor?
Papazlar kıyıyor da imamlar niye kıymasın, bu nasıl bir kıyas şekli?
Yurtdışında kilisede kıyılıyor bizde de camii de mi nikah kıyılacak?
Ayrı iki din kıyaslanabilir mi?
En son merak ettiğim;

Girilecek sınavlardan, doğacak çocuk sayısına, yayınlanan TV programlarına,
çıkacak her kanuna, yapılacak her zamma , seçilen kişilerin istifa ettirilmesine,
daha da aklınıza ne gelirse her bir şeye bir kişi mi karar verir oldu?

Bunlar naçizane fikirlerim. Bir kaç gün Tv programlarında tartışıldı.Torbaya atılanlar
arasında olan yasa Meclisten geçti. CHP de Muhtarlar için aynı öneriyi vermiş.
Eh o da olsun.

Artık düğün dernek işlerine girildi mi düşünülecek bir konumuz
daha oldu;
-Nikahı nerede kıydıracaksınız?
-Kız tarafı müftü kıysın diyor valla biz belediye memur olsun dediydik ama
bakalım !
Herşeyin hayırlısı...

Öyle değil mi?






Kuşbakışı İstanbul..

Beş yıl öncesi,
2012 yılında fotoğrafladığım İstanbul.
Safir(Sapphire) adındaki gökdelenden .Açıldığı yıl itibari ve sanırım halen,Türkiye'nin en yüksek binası.
261 metre yüksekliğinde . Belli bir ücret karşılığı çıkılan seyir terasından İstanbul,
dört bir yönü ile izlenebiliyor.
Muhteşem bir duygu veriyor insana.
Kibrit kutusu gibi evler, oyuncak gibi arabalar karınca misali insanlar...

 
 Taa uzaklarda Prens Adaları görülmekte..
 3.Köprü henüz ortalarda yokmuş..



 Kutu kutu evler:( arasında yeşillik olan yer, Zincirlikuyu.
 Keşmekeşinden ,betonlaşmasından ,kalabalığından ne kadar şikayet edersek edelim, yukarılardan bakınca çok güzel görünüyor İstanbul.
Kuşlar şanslı...
Kuşbakışı İstanbul'un seyrine doyum olmuyor..

Şöyle bir mesajım var:


Tık tık tıkk!!
Duyduk duymadık demeyelim(ben mesela,öncekini geç duydum)
Duyanlar duymayanlara duyursun ,
Bloglarımızı hergün düzenli olarak tutabilmek adına,
sevgili Mari Antrikot  , bir çelinç (meydan okuma) düzenlemiş.
Her gün kendimiz ile ilgili bir şeyler yazacağız.
Herhangi bir şeyler.
Belki bir günlük tarzı belki sevdiğimiz şeyler.
Hiç hoşlanmadıklarımızı da yazabiliriz.Neden olmasın.
Ekim ayının 20 sinde başlıyor Aralık ayının 31'in de bitiyor.
Her ne kadar canım istediği zaman , keyif için yazsam da,
her gün düzenli olarak yazmak ,daha güzel olabilir.
Katılmak isterseniz diye haber vereyim dedim..

Kabaklı tart

 Epey zaman oldu, tariflerime ara vereli. Çocuklar gitti , mutfak mesaisi yarıya indi.
Kendimize ,ancak aşağıdaki gibi hafif  şeyler ,o da ara sıra ,yapıyorum.
 
1 tane yumurta,
1 çorba kaşığı yoğurt,
1,5 su bardağından azıcık fazla un,
yarım paket kadar oda sıcaklığında yağ(Becel kullandım) malzemeler bunlar.

Hamuru hemencecik yoğurup, buz dolabında bir yarım saat dinledirin. Sonra bir fırın kabına
elinizle yayarak ,alt tabanı hazırlayın;


2 yumurta,
1 adet kabak,
biraz beyazpeynir,
1 kuru soğan,
maydanoz, nane, dereotu,tazesoğan .
karabiber, az tuz

Bunlarda iç malzemelerimiz.
Kabağı rendeleyelim, soğanı ufak doğrayalım ,
hepsini karıştırıp hamur tabanın üzerine yayalım.
üzerine biraz zeytinyağ gezdirelim(az)
Doğru fırına , sonuç incecik bir hamur, üzeri hafif bir sebze , yeşillikler, yumurta, peynir yani
gayet lezzetli, doyurucu, besleyici.
Deneyin seveceksiniz..
Tabi yanına çay olacak ,
ince belli bardakta,
iyi demlenmiş...

Günbatımı duyguları..

 ''Sen geçerken sahilden sessizce,
  Gemiler kalkar, yüreğimden gizlice.
..  ''


''Artık demir almak günü gelmişse, zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar, bu limandan..
..  ''


veeee;
''Akşam oldu hüzünlendim ben yine,
Gel mehtabım gel sevgilim gel yine...''

Çatıların üzerinden de olsa Marmara denizinde yılın bu aylarında güneş o kadar güzel ,
o kadar muhteşem o kadar olağanüstü renklerle kavuşuyor ki.
Turuncular, sarılar, fuşyalar,morlar, maviler..Aklınıza gelmeyecek renk tonları. Seyrine doyum olmuyor.
Dün akşam  güneş ,manzarasının önünden geçen şilep ile tam bir görsel şölen oldu.
Böyle bir manzara tabii ki duyguları çoşturup,
biraz da hüzün katıyor  ruha..


Sokak Kedisi Bob



James ,anne ve babasının boşanmasıyla küçük yaşta uyuşturucuya başlamış bir bağımlı ve evsiz.
Hayatını gitarıyla sokaklarda kendi bestelerini çalarak yaptığı müzikle devam ettiriyor.Açlıkla, sefaletle mücadele ederken bir yandan da  uyuşturucudan kurtulmak için kamudan yardım görüyor.
Böyle bir çaresizlik içindeyken Bob çıkıyor karşısına. Akıllı mı akıllı ,sevimli bir sarman kedi.
Bob'un hayatına girmesiyle James ,çok yalnız kaldığını düşündüğü yaşamında bir yol arkadaşına
sahip oluyor .Ailesini ve  yaşamını tekrar kazanmak için yılmadan mücadele ediyor tabii Bob'un desteğiyle.

 (Bu gerçek kahraman James Bowen, yanında da Bob)
(Bob filmde kendisi oynamış, arada dublör kedi de kullanmış tabii:))  )

Film ,gerçek bir hikayeden ve en çok satan kitaplar listesinde yer alan, bir çok ülkede satışa sunulan  ''A Street Cat Named  Bob'' adlı kitapdan  uyarlanmış. Daha önce ''Haciko'' filmini izlemiştim .Bir köpeğin ne kadar sadık olduğu ile ilgiliydi. ''Bob'' da bir kedinin insanın hayatına nasıl güzel değebileceğini anlatması açıcından çok güzel bir film olmuş. Yine sulu gözlerim dayanamadı son sahnelerde.Bir baba oğul sahnesi yapmışlar, duygusaldı çok.
Hafta sonu için güzel bir film seansıydı bizim evde.
Denk gelirseniz izleyin.TV'de Desımart'da gösterimde.

Bursalı mısın? Evet..

Yeşil Bursa'nın Tophane'den görülen manzarası..
Bursa işte aşağıda, tarihin kenti.Kocaman bir ulu dağa sırtını yaslamış,ovasına yayılmış,
büyümüş ,gelişmiş.
Yeşili nerede derseniz ,manzarada pek görünmez olmuş taaa ötelerde , uzaklarda kalmış.
Bir de semti var Yeşil. Yeşil Türbe, Mehmet Çelebinin türbesi ve Yeşil Cami.
O kadar, işte Bursa'nın yeşili neredeyse o kadarcık kalmış.



Albert Einstein' a sormuşlar;
 
-Sonsuzluk nedir? diye,
 
Einstein'da demiş ki;
 
-Hayatta iki şey sonsuzdur, uzay ve insanların aptallığı.
 
Ama bunlardan hangisinin daha sonsuz olduğunu ben bile bilmiyorum..

Ekim




Mevsimin en hüzünlü ayı, Ekim ayı. Ağaçlar yavaş yavaş sararır, börtü böcek kendi kabuğuna
çekilip, sessizleşir. Kuş cıvıltıları duyulmaz olur.Ekim ayının 1 inin Yaşlılar Günü olması da
sanırım Ekim ayının, bu özelliklerinden dolayı.
''Teşrinievvel'' olan  ayın ismi ,1945 yılında ,takvimdeki bazı ayların isimlerini değiştiren kanunla
Ekim olarak değiştirilmiş.Başka hangi ay isimleri değişmiş diye merak ederseniz;
''Teşrinisani'' denilen ay,1945 yılında çıkan bu kanunla, Kasım,
''Kanunuevvel''ayı, Aralık ayı,
''Kanunusani '' olarak adlandırılan ay ise Ocak ayı olmuş.



#günaydın, nasıl uyandın?


                                                Horoz sesiyle uyananlar, çalar saatle uyananlar,
                                        anne öpücüğüyle uyananlar, sevgililerinin sarılmasıyla uyananlar,
                                           kapı ziline kalkanlar, babanın haşin sesiyle gözünü açanlar,
                                              komşunun terlik tıkırtısıyla uyananlar, alttakinin bebeğinin
                                           ağlamasına gözü açılanlar, dışardan gelen inşaat sesi ile uyananlar,
                                                 sabah simitçisinin sesine uyananlar, sabah güneşi ile gözlerini açanlar,
                                                    yüzünü yalayan köpekle uyananlar,otobüs koltuğunda kafası
                                         yana düşünce uyananlar, ayakta uyurken  uyananlar,
                                           denizden geçen teknenin motor homurtusuna uyananlar,
                                           rüzgarın  ceryan yapıp çarptığı kapıya uyananlar,
                                           deniz dalgasının sahile vurduğu sesle uyananlar,
                                                  telefon sesine uyananlar, kahve kokusu duyanlar,
                                             çaydanlığın ocağa konulma tıkırtılarına kalkanlar,kızarmış ekmek
                                     kokusuyla uyananlar, ezana kalkanlar, yerde yatıp heryanı tutulmuş uyananlar,
                       çalışma masasında uyuyakalıp dürtülerek uyandırılanlar,sıcacık yataklarında uyananlar,
                                                                  mutlu uyananlar,kötü rüya görüp korkarak uyananlar,
                                                     somurtuk kalkanlar, uyanır uyanmaz gülümseyenler
                                                                   huylular, huysuzlar..
                                                                      aklıma gelen gelmeyen
                                                                     herkeslere günaydın...
                                    ( Haftanız güzel geçsin)
 
 

zeytin

-hastalık gelmiş.
-Nasıl?
-öyle işte ,yaprakları yavaş yavaş kuruyup çıplak dal kalıyor , her yanına dağılıyor
sonra .
-Bunun için mi kestiniz onca dalı.
-Evet şunlar bakalım kurtulacak mı? yoksa dipten budanacak.
-Kesin şemsettinin nazarı bu?
-saçmalama?
-eveet ,o demiyor muydu bu zeytin ,çimime gölge ediyor, bakın burda ,gölgesinde hiç yeşermiyor çimlerim diye.Neymiş yaprakları dökülüyormuş ,otuna.Her yaz söyleye söyleye,zeytin ağacımızı hasta etti.

Nasıl da üzüldüm , nasıl da vahlandım.
Oysa ne güzeldi.Zeytin vardı, cırıl cırıl öten sakalara yuvaydı, pencereme gölgeydi,
çiçeklere saksıydı. 
Bir yaz sonra, zeytin ağacımız tamamen budanmasına rağmen yanından bir yavru fide çıktı.
Şimdilerde yavaş yavaş büyüyüp serpildi,yapraklandı, dallandı genç zeytin fidesi  .
Biz de yeni bir doğum görmüş gibi ,sevindik.
Bahçemizdeki bir zeytin ağacı bizim evin bir insanı gibiydi.Hastalandı
üzüldük ,dibinden budandı canımız sıkıldı ,
sonra o küçük zeytin fidesi ,bize yine umut ve neşe verdi ,sevindik.



İstanbul'dan Bursa'ya oradan da İzmir'e bağlanacak ''muhteşem'' otoyoldan geçerken Gemlik'e
geldiğinizde gözünüzü  otoyoldan alıp, şöyle etrafınıza bir bakın.
Koskoca çıplak kalmış tepeler,  zeytin bahçelerinin arasından geçirilmiş viyadükler göreceksiniz.

Acaba bu yollara kaç zeytin ağacı feda edildi, ne kadar tarım toprağı yok edildi.Oysa Gemlik
ve civarı en verimli tarım toprakları , en güzel zeytin veren ağaçların olduğu bir doğa parçası.
Şimdi içinden otoyol geçiyor.
Sadece otoyol, sanayi, turizm değil
tarımda bir ülkeye gerekli. Hem de dünyanın bu kadar hor kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda.
İnsan nüfusunun bu kadar çoğaldığı, iklim değişikliği oluyor diye, bas bas bağırıldığı zamanlarda.
Ormanda ,ağaçda lazım.
 Zeytin ağacı, hepten lazım.
Topraklarımızın kıymetini bilelim.
Haberlerde anlatıyordu dün akşam, verimli topraklarımız, meralarımız
satılığa çıkıyormuş, yabancılar da gelip alıyormuş.
Almaz mı?
Sen elindeki değerlinin, kıymetini bilmezsen, kıymetini bilen gelir oturur üzerine.
sonra da hep birlikte ''Ah, vah'' çekeriz.

#çaysaati

Eylül, yaz sıcaklarından örnekler sunarak dolduruyor günlerini.

  Sıcak ile birlikte nem de var, etraf daha sabahtan sisli puslu. Her fırsatta kendimizi

serin köşelere atıyoruz.

Tadını çıkartmak lazım, sahiller, ağaç gölgeleri ,çay bahçeleri bizi bekliyor.

Ne de olsa sezon sonu, sonbahar ve kış uzun kasvetli günlerle gelmeden önce

bu güzel günleri değerlendirmek lazım.

yeni eğitim öğretim yılı

Twıtter 'da dolaşan bu özet bilgi paylaşımını görünce ,bende bloğa bir not olarak düşsün, dedim.
''Yeni'' kelimesini ;
acaba yeni bir dönem olarak ,önümüzdeki dönem olarak yani zamanla bağlantılı bir kelime olarak değilde, sık sık değiştirip yenileme ,bozup başka bir modele geçme olarak mı anlıyorlar, saygıdeğer yöneticiler.
Benim çocuklarım SBS dönemi çocuklarıydı,onlardan önce OKS'ciler vardı
 sonra TEOG' cular yetişti, bakalım çocuklar şimdi nasıl bir sınav sistemi ile karşılaşacak.
Allah kolaylıklar versin, analara, babalara ve öğrencilere.
Yeni eğitim ve öğretim yılı hayırlı uğurlu olsun..

House of cards



Geçen yaz House of Cards'ın ilk sezonu izlemiştik, sonra bizim televizyonlarda yerli diziler başlayınca ara verdik.
Bu yaz tatil dönüşü devamını izlemeye başladık .House of Cards  bir Netflix dizisi, 5. sezonda. Başrollerinde Kevin Spacey ve Robin wrıght oynuyorlar. 2013 den günümüze kadar Amerikan seçimlerindeki entrikalar, dönen dolaplar hırslı politikacı Frank Underwood ve eşi Clair Underwood üzerinden anlatılıyor.
Kevin Spacey ve özellikle Robin Wrigt ın oyunculuklarına diyecek yok. Frank ve Clair
adeta bir takım  gibi alt basamaklarda uğradıkları haksızlıkların sonunda, ne yapıp edip hatta görevdeki başkanı yerinden ederek Amerikan Başkan ve başkan yardımcısı koltuğunu kapıyorlar.
Bu arada harcanan insanın haddi hesabı yok tabi. Gizli dosyalar, cinayetler, tehditler
yani ''aşkta ve savaşta her şey mübahtır'', diye ,her türlü hile ile yollarında yükselerek, ilerliyorlar.
Kevin Spacey ve Robin Wright bu dizi ile Altın Küre ödülü,
yönetmen David Fincher Emmy ödülü kazanmışlar.
Politik drama türü dizileri seviyorsanız bence en baştan izleyin.






Not:Kendisini iyi pazarlayan bir ülke şu Amerika, hemen her tip ve konuda film ve dizide
''Tanrı Amerika'yı korusun'' diye bir cümleyi araya sıkıştırmayı hiç ihmal etmiyorlar.Son izlediğim
filmlerde bu çok dikkatimi çekiyor.Belki eskiden de vardı.Bilmiyorum .
Bizim film ve dizilere de ülkemiz ile ilgili böyle cümleler ilave etseler ya.
Allah'ım güzel Türkiye'mizi korusun..(her daim dileğim)


Hasbihal zamanı.

Pazar akşam ''Çocuklar Duymasın'' dizisini izlerken,
Haluk:
-niye ikiden çok çocuk yapmamışız ,diyordu,
Bak ikiside büyüdü gitti ,bi başımıza kaldık.
Meltem ise ;
-bir başımıza kalmadık , başbaşa kaldık ,diyerek olaya biraz romantizm katmayı tercih ediyor.
 Haluk ısrarla;
-şimdi ne güzel teog sınavlarına hazırlardık,hatta bir küçüğü daha olsa, onu  ilkokula yazdırırdık ,
falan diye çocuk olayını genişletiyordu.
İşte bu benim  gözlerimın sulanmasına yetti.
-'Haklısın be Haluk' dedim.Çok çocuk iyiymiş galiba.
Sen yine önce kızı büyütüp gönderdin, sonra  Havuç vardı, onu okutup ,yetiştirdin.
Bak benimde(çok şükür) bir kız bir oğlan .İkiz.
Uğraştık üniversiteye girsinler, aman okusunlar diye .
Oğlum Bursa'da kız İstanbul'da .Okuyorlar şimdi.İkisi de gurbete çıktılar.Gerçi bizde İstanbul'dayız ama ulaşım ve trafik yüzünden kızım da yurtta kalıyor.Yani o da yakın gurbet.
Bu hafta sonu okullarına gittiler.
Bizde Haluk'la Meltem gibi ,
kaldık mı bi başımıza!.

Bu hafta ve haftaya üniversiteler de açılıyor.Bu sene yeni başlayanlar mutlu heyecanlı,aileler
sevinç ile karışık gurur içindedir şimdi. Gurbete öğrenci yollayanlarda tatlı bir endişe.Analar babalar ,kendi başlarına yetebilecekler mi, arkadaşları nasıl olacak, ne yiyip ne içecekler,ya hasta olurlarsa gibi gibi, masumlarından başlayıp,endişe sınırlarını zorlayacak sorulara kadar, çeşitli evhamlarla boğuşabilecekler.

Bu konuda iki farklı tecrübeyi aynı yıl yaşadım , yaşıyorum. Hem şehir dışında, hem İstanbul'da
üniversite öğrencisi ,hem de kız öğrenci ve erkek öğrenci farkları ile,
 ''nasıl okur'' konusunda tecrübelerim artıyor.
Ayrı bir blog konusu bile çıkar:)
Ama tabii ki artık onlar birer yetişkin olduklarından onlarla ilgili bir şeyler yazamıyacağım.
Bebek değil ki agu dedi, koştu, oynadı falan yazalım. Haluk'un dediği gibi olsaydı ,şimdi yeni yetişen
bir yavrukuş ,onu yazardık  bak burada mesela :))
Tabii ki isteyene istediği kadar versin Allah.Ben şanslılardanım bir kerede bir kızım bir oğlum oldu . Ama çocuk sayısı bir, iki ya da üç ,farketmez ,çocuk dünyaya getirmek kadar, onları yurdum şartlarında büyütüp ,yetiştirip hayat yoluna yolculamak da meşakkatli bir iş.
Lakin ,onların yanınızda birer çocuk olarak değil de birer yetişkin olarak yeralmaya başlaması inanılmaz güzel bir duygu.
Bu sıcak mı sıcak eylül akşamında ,balkonda  bir başımıza otururken , benimde bunları yazasım geldi.
Canım kızım ve canım oğlumla birlikte üniversite öğreniminde olan tüm öğrencilere
yeni öğrenim yılında başarılar diliyorum.

Tepside Kolay İçli köfte


Haftasonu için ailenize yapabileceğiniz nefis, kolay,
her öğüne yakışabilecek bir Arda şef tarifi 😋;




*2 su bardağı ince bulgur,
*2 orta boy patates,
*1 çorba kaşığı domates salçası,
*1 çorba kaşığı biber salçası,
*1 yumurta,
*tuz,karabiber,kimyon, kırmızı biber.

İç harcı için;
*300-350 gr kadar kıyma,
*kuru soğan,
*yarım su bardağı ceviz kırığı,
*yarım demet maydanoz.

üzerine sürmek için;
*iki kaşık eritilmiş tereyağ
*yarım su bardağı kadar zeytinyağ..
Yapılışı şöyle;
-İki su bardağı kaynamış suyu ,ince bulgurun üzerine , bir tencerenin içinde, döküp bulgurun
şişip yumuşamasını sağlıyoruz. Haşladığımız iki patatesi rendeleyip ya da çatalla iyice ezip
yumuşamış , suyunu çekmiş bulgura katıyoruz. Bir yumurta, birer kaşık domates ve biber salçaları,
baharatları ve tuzu da ilave edip hepsini güzelce yoğurup birbirine kaynaştırıyoruz.
-Kıymamızı ve küp küp doğranmış soğanlarımızı iyice kavurup, ceviz ve maydanoz ilavesi ile
tamamlayıp ılınmasını bekliyoruz.
-Yuvarlak büyük bocam tepsiye yağımızdan bir kısmını döküp, tepsimizi yağlıyoruz.
 Bulgurlu hamurumuzun yarısını tepsinin altına , üzerine kıymalı harcımız, diğer yarısını da
kıymalı harcın üzerine yayıp, elimizi hafif ıslatarak düzeltiyoruz. Sonra istediğimiz gibi dilimleyip,
kalan yağı gezdiriyoruz yemeğimizin üzerine.
-Sonra 200 derece fırında 30 dakika da mis gibi pişiyor.
Güzel bir haftasonu olsun;
Görüşürüz...



Suyu Arayan Adam


Okumaya başladığım Şevket Süreyya Aydemir'in ''Suyu Arayan Adam'' kitabı ,yazarın hayat hikayesini bir roman tadında anlatıyor. Aynı zamanda tarihimizdeki önemli siyasi şahsiyetleri inceleyerek ''Tek Adam'', ''İkinci Adam'', ''Enver Paşa'' gibi eserleri yazmış olan  Şevket Süreyya Aydemir, bu kitabında Turancılık hayalinden ,Rusya'daki günlerine oradan memlekete uzanan hayatını yazmış.Trakyadan, Kafkaslara, Azerbaycana,Rusya ovasına uzanmış, bizleri oralara ve o dönemlere götürmüş
Hem dili, hem anlatımı ,hem geçtiği dönem itibarıyla ,nerelerden nerelere geldiğimizi anlatan, öğreten, hatta okudukça şaşırtan bir kitap olup ,
mutlaka okunması gereken kitaplar listesinde olmalı.

sayılı gün dediğin...

Arada İstanbul'a böyle 10 günlük tatil iyi geliyor.
Şöyle bir nefes alıyoruz,
artık her saat kalabalık olan yollar ,bomboş sayılabilir,
istediğiniz yere ,yıllar öncesi ulaşabildiğiniz dakikalar içinde, gezmeye gidebiliyorsunuz.
 
 Mesela şu yukarıda görülen cadde Turgut Özal bulvarı, yani sahil yolumuz.Burada toplu ulaşım araçları olarak otobüsler ve sarı dolmuşlar çalışıyor.Onun dışında özel araçlarında minibüs yolu ve E-5 e alternatif olan güzergahı. Kadıköy'den Pendik sonuna kadar uzanıyor.
Burasını sair günde öğleden sonra boş bulmak imkansızken işte bir bayram günü önümüzde,yamacımızda herhangi bir vasıta olmadan rahat rahat gittiğimizin resmi..

   Şu alttaki ise sahil yolunun meşhur ''mangalcı tayfası''ndan bir örnek aile. Israrla her hafta sonu,
yazın her akşam gece yarılarına kadar , duman duman mangallar yanıyor, çaylar demleniyor,
etraf çer çöp piknikler yapılıyor. Piknik yapılmasına değil ama şu mangal yakılmasına karşı
bir çok insanız. Maltepe'den öte mangala yasak var ama Kartal , Pendik arası böyle bir yasak olmadığından buram buram yanmış et kokusu, genelde,tavuk , her yanı sarıyor, hele ki rüzgar yoksa
kesif bir sis gibi yayılıyor sahile. Bir de şu örnekde görüldüğü gibi, yeşil kısmın ön tarafı lebi derya
olduğu halde , mangalları kaldırıma kurup gelen geçen araba manzarası altında keyif yapıyorlar.


 
Tuhaf milletiz vesselam.. 

Kurban Bayramınız mübarek olsun.


Bayramlar hayata biraz daha tat katsın, mutlu olmak için bahane yaratsın, birbirimizi arayalım
soralım, büyüklerimize hürmet, küçüklerimize sevgi sunalım, diye var olsun.
Dini bayramlar, milli bayramlar tümü,
 insan olduğumuzu,
hayatın aslında mutluluk üzerine dönmesi gerektiğini,
sevgiyi, merhamet duygusunu, yardımlaşmayı arttırmayı ,barışmayı ,
hatırlatsın bize.




Bodrum güzeli

                                            Bodrum ile özdeşleşmiş neredeyse begonviller,
bembeyaz otel evlerinin kenarlarında renk katıyorlar,çekmelere doyamadım.




 
Palmiyeler ekilmiş sahilde ,
                                                  Gölgeleri plaja vurmuş. Huyumdur mutlaka gölge yer ararım
deniz kenarında, yanıp kavrulmakla derdim yok. Dalga sesi ,deniz kokusu, rüzgar esintisi olsun
kafi.

                                               Agustos ayının son günü, arefe gününde, sonbahara varmak                   üzereyken iliştirdiğim bu fotoğraflar güzel bir tatil anısı olarak kalsın buracıkta .
Görüşmek üzere..               
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...