haziran, en sevdiğim...

Aman efendim ne güzel püfür püfür esen efil efil bir Haziran ayı geçiriyoruz.
Bu da not etmeden geçilecek bir şey değil.
Blogumun yapraklarına kayıt olarak
 belirtirim ki son yıllarda İstanbul'da yaşadığımız
en serin Haziran ayı  ki neredeyse yorganları kaldırıp pikelere geçtiğimize pişman olacağız.
Bir yayla havası ki ara sıra çiseliyor arada dolu bindiriyor, (Camlar yeni silinmiş umurunda mı??)
Kimileri bu durumu Mübarek Ramazan ayına bağlarken kimileri çok çok sıcak geçecek bir yaza bağlıyor.
Lakin zaten kaldı elimizde bir Temmuz bir Ağustos.
Ağustosun zaten 15 i yaz 15 i kış derler  .Neyse yaz mevsimini hemen bitirmeyeyim,
çünkü kısmetse bir tatile çıkmak lazım.. Biraz İstanbul'dan uzaklaşmak,  kafa dinlendirmek lazım.
Daha zaman var gerçi, olsun hayali de güzel tatile çıkmanın.
 Balkon güzelim , her sabah muhteşem kırmızı bir çiçek vermeye başladı.(maşallah)
Bu Japon gülü.
Yerini pek sevdi , kışın budasak da baharda coştukça coşuyor.Birkaç kez budanmışlığı var,
tatile gidince susuz bırakılıp kurumuşluğu var,
lakin inatla direnip her seferinde daha da dallanıp budaklandı.Yirmidört saatlik ömrü var ,
sonra kuruyup düşüyor kendiliğinden.



Bir çiçeğe bakıp ta mutlu olanlardanım ben,
bu ne kafası diye düşünler olabilir ama güzel olan mutluluk veriyor işte.

Bayram öncesi bu çiçek size ,
benim gibi çiçeğe bakıp gülümseyenlere Güzel günler diliyorum , canı gönülden.


kadın ve erkek ayrımı



Bazı illerde pembe otobüs, kadınlara ayrı metro vagonu haberleri falan var ya hani, kadınlar ayrı erkekler ayrı.Hatta geçtiğimiz günlerde bir Anadolu Lisesinde kız ve erkek öğrencilerin ayrı sınıfta okuyacağına karar vermiş bir okul müdürü.Öylesine okuyordumda dün bizzat bir ayrımının içinden geçince bir fena oldum doğrusu. Nasıl sinir bozucu bir şey.
Biz kadınlar bunlara nasıl müsade ediyoruz, usul usul koyun gibi sessizce uyuyoruz
sinirlenip kızdım. Ya sabır! dedim, burası yeri değil çemkirmenin.


İstanbul'da her mevsim ,her ay ,her gün sabah akşam binlerce kişinin ziyaret ettiği
Eyüp SultanTürbesi burası. Özellikle Ramazan aylarında ziyaretçileri dahada fazla.
Şaşalı kıyafetleriyle sünnet çocuklarını getirirler ben kendimi bildim bileli .
Kurban kesmeye bile gidilirdi önceleri Kurban bayramlarında. Şimdi yapılmıyordur sanırım bu .
Adak adayan, şükür için giden, dua etmeye giden,turistik giden. Yani ziyaretçisi çok fazla.
Bir kaç sene önce tadilatta falandı türbe .Sonra yapılmış geçen yaz gidemedik. Bu sene geçen gün, hadi gidelim dedik.
Türbenin girişini bayanlar ve baylar diyerek ikiye ayırmışlar.Önce eşim sinirlendi ne oluyor diye
sonra ayrı ayrı girdik ayakkabılarımızı elimize poşetlerle alıp(İçerde yerler halı kaplı,cami gibi ayakkabılar çıkartılıyor.Bu da ayrı bir giriş kalabalığı yaratıyor.Niye gerek duymuşlar anlamadım)
        Tamam ayrı ayrı soktunuz içeride kadınlar çok kalabalık ,genelde gruplar halinde gelmiş, erkekler daha  seyrek bir kuyrukla ilerlediler. Ama biz duvar dibinde kalakaldık, içeri girmek zor
Hemen eşimi bulup yanına geçtim sırada erkekler ve bir ben,kadınlar duvar dibinden sırayla içeri giriyor erkekler hemen türbenin önünden ilerliyor.
Türbenin olduğu yerde yüksekçe bir setin üzerinde elinde bir değnek, başı beyaz takkeli
orta yaşlı,beyaz gömlekli bir adam bağırıp duruyor ''bayanlar duvar tarafı ,erkekler bu taraf ''diye.
Hadsiz,
Densiz.
Sonra sırada eşimi ve beni yanyana görünce usul usul kenara geçip oturdu, bekçiyle muhabbete daldı.
Kadınlar duvar dibinde  uzaktan sessizce  dualar ederken, beyleri türbeyi en önden
görüyorlardı. Tamam türbeyi uzak yakın görmüşsün önemli değil, duada nerede olsa edilir
yeter ki gönülden olsun,
lakin bu kadarda kendimizi itip kaktırmayalım kardeşim.Oraya zaten gelmişiz eşimizle, dostumuzla, kim kime napacak.
''Rahat etsin bağyanlar'' , kısmı hikaye, kandırmaca.
kendinizi öteletmeyin, ayrıştırmayın..
Hayata aynı şekilde doğarak geliyoruz,
dünyada kadın ve erkek birlikte yaşıyoruz.
bunu sakın unutmayın.
ayrıştırmayın kendinizi.
Biz değerliyiz , insan olarak  unutmayın.
Herkese iyi bir hafta diliyorum,Günaydın olsun.

babalar günü..

Yine bir Haziran ayı 3. pazarı.Babalar günü.
Böyle özel anlam yüklenen günlerde güzel bir şeyler yazabilmek için klavyenin başına geçince ,
nereden başlasan eksik,
neleri anlatsan az,
nasıl anlatırsan anlat araları boş satırlar oluyor.
Bundan dolayıdır ki;
     Sevgi dolu, merhametli, her daim kucak açıp çocuğunun yanında olan
gücüyle varlığını hissettiren ,her şekilde destek olan, en önemlisi onlara ''Seni seviyorum '' diyebilen,
tüm babaların babalar günü kutlu olsun, diyorum sadece.






gözler kitap satırlarında;huzursuzluk..


Bazen tam bir paylaşım hazırlıyorum ,
sonra bir şey oluyor gündemde tüm hevesim kaçıyor.
Öyle boş boş kalakalıyorum.
Sonra hayat seyrinde akıyor usul usul.
Bir kitap bitiriyorum o sırada.
 Hem kitabın konusunu düşününce hem de bu savaş ve şehit olaylarını haberlerde izleyince ,
diyorum ki
iflah olmaz bir düzence sarıp sarmalanmışız.
Bak işte  Mardin'li Hüseyin ,Meleknaz'a aşık olmuş.Nereden bilsin, bu aşk onu nasıl bir nedenle   ölüme sürükleyecek.
nereden bilsin ,'Hem iyinin hem kötünün bir arada olabileceğini' 
İnce bir kitap lakin anlattıkları çok çok ağır.


Epeydir kitap okumuyordum. Livaneli'nin yazdığı Huzursuzluk'la,   yine kitap sevgim depreşti:)
Yaz da geldi ,sıcak havaların en keyifli yanı uzun günlerin, bol bol kitap okuma zamanı yaratması.

bir köy


Safranbolu'ya bağlı  Yörük köyü öyle bildiğiniz, gördüğünüz gibi bir köy olmasa da ,
tam da hayal ettiğiniz gibi bir köy olabilir.
Evlerin hemen hepsi konak olarak inşaa edilmiş.90 dan fazla tescilli eser varmış.
 Bu evlerinden dolayı Kültür Bakanlığınca koruma altına alınmış , Bektaşilik izlerini de taşıyan bir Yörük köyü. Yolları düzgün. Yeşilliği bol. Hayvancılık ve tarımla uğraştıkları gibi, turist olarak gelenleri, gidenleri eksik olmuyor ,onları da ufak çay bahçelerinde gözlemeleri, ayranları,çay ve
kahveleri ile ağırlıyorlar.
Yukarıda resmi görülen ve buraları gezenlerin çoğunun mutlaka tanıdığı Filiz hanım bu köy konaklarından Sipahioğlu Konağını ve köylerini bir turizm elçisi olarak
hikayelerle, şakalarla kendine has diliyle anlatıyor. Köylerinden çok giden olmuş, çoğu
hane kapanmış. Bayramlarda gelen oluyormuş bazı evlere o kadar. 
Köyde en kalabalık yer, gelen gezginlerin toplu olarak götürülmesi sebebiyle bir bu konak,
bir de köy kadınlarının eski zamanlarda topluca çamaşır yıkadıkları çamaşırhane.

 Bu yerleri not edip, ufak bir tavsiyede bulunayım. Bu iki örnek gezi yerini gördükten sonra kendinizi ,turist araç trafiğine(iyi ki) kapalı köyün diğer sokaklarını dolaşmaya bırakın.
Çünkü, sizi el emeği kuru erzak, yaş sebze meyve satan, ineklerini otlatmaktan getiren, çeşmeden suyunu dolduran bir köy sakini karşılayabilir.Evinin girişinde bahçesinden topladığı taze ıspanakları ve yeşil körpe maydonozları demetleyen bir Hasan amca ile tanışabilirsiniz. Size burada ıspanağın çok yetiştiğini,bunların kendi bahçesinden olduğunu, pazara satmaya götüreceğini tatlı tatlı sakince anlatıp sizinle sohbet edebilir.

 
Köyün başka bir sokağında  karşınıza, ünlü soprano Leyla Gencer büstü çıkıp sizi
tam bir şaşkınlığa sürükler. Meğer bu köyden çıkan ve çok iyi işlere imza atmış bir çok aydın kişi varmış.Bunlar büyük şehire göçselerde köylerine katkıda bulunmayı ihmal etmemişler.
 

 

 Evlerin damlarına asılan geyik boynuzları dikkati çekerse,söyleyeyim, bu, o evde avcı birinin yaşadığını gösterirmiş. Şimdilerde avcılık yaparlar mı bilmem lakin pek çok evin damında asılı.

''Orda bir köy var uzakta'' şiirini ezberleye ezberleye büyümüş olduğumuzdan böyle korunası
köylerin çoğalmasını , köy halkının geçim kaynaklarının bollaşmasını , köylerini yaşatmak
için gerekli teşvikleri bulmalarını diliyorum.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı

 
 Çeşitli bahanelerin ardına sığınılarak yasaklanan ,unutturulmak istenilen Milli Bayramlarımızın
en değerlilerinden ,aynı zamanda Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün doğum günü kabul edilen
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

dün bitti mi? şimdi!!


Anneler, annelik duygusunu tüm kalbiyle içinde taşıyanlar, anneanneler,
babaanneler için düşünülmüş ne güzel bir gün.
Günlerdir ne reklamlar,
ne şarkılar,şiirler ,hediyeler, yemekler içmekler, sürprizler neler neler..
Ama bugünü anlatan karikatür olayı özetlemiş.
 
 Bende bugün yine çoluğu çocuğu okuluna, işine göndermiş 
 hepimizin, Anneler gününü kutluyorum.

Haftanız güzel geçsin..

YEDİGÖLLER

 
 
Yedigöller Milli parkına gidileceğini programda görünce 'sanırım Sapanca ya da Abant gibi
bir yerlerdedir ,eh orayı da görmüş oluruz ',dedim. Çünkü benim ,öyle dağ tepe yürüyüş falan
ilgim yok. Normalde Yedigöllere gidip piknik yapayım, dolaşayım diye aklıma gelmez. Birde virajlı dar yollar kabusumdur,gözlerim kapalı yolculuk ederim korkudan. Tur programında Yedi göllere ,gezdiğimiz otobüsle değil, Bolu merkezden minibüslerle gidileceğide belirtilmiş ,lakin önemsemedim, uyanmadım. Ne kadar kötü yollar olabilirdi ki yani. O kadar kişi gittiğine göre bende giderdim. Neyse,tura katıldık. Safranbolu ,Amasra gezdik. Son günümüz artık,Yedigöllere gidilip oradan da İstanbul'a dönüş..Otobüsle Bolu merkeze geldik. .İki midibüs araç ayarlanmış bizim grup için. Biraz eski araçlar. Otobüsden inip, bu midibüslere binildi.
Bolu merkez -Yedigöller milli parkı arası 42 km. Bir saat on beş dakika kadar sürüyor, dediler.
Yolda  öğle yemeği için mangal yapılacağı için bu süre biraz daha uzayacakmış. Parkın içinde mangal yapılmasına izin verilmediğinden(gerçi sonradan yapanları gördük neyse) ,milli parka gelmeden yolda mola verileceğimiz anlatıldı.
Yola çıktık. Aman Allahım.
Önce dağtepe tırmanıyor araçlar, sonra döne döne bir vadiye iniyor, sonra döne döne tekrar tırmanışa geçiyor. Virajlar neredeyse tam tur. Çoğu yer, tek araba geçişe müsaade eder halde.
Başlangıç yolları zaten toz toprak, böbrek taşı düşürtür cinsten. Neyse ,sonunda mangal yerimize geldik.Yol kenarında bir ekip gelmiş, piknik sofralarını hazırlamış.Güzelce herkes karnını doyurdu.
Lakin aniden başlayan iri taneli yağmur ,bir kağıt bardak çay içmemize müsaade etmedi.
Yine koyulduk yola.Bir on dakika kadar sonra ,nihayet Yedi göller Milli parkı yazısını gördük , yalnız ortada göl yok. Tam dağların tepesindeyiz, yukarıda artık bulutlar. Meğer 5 km daha varmış Yedigöller Milli Parkı tabelasından sonra.Bu sefer yerin dibine iniyormuş hissi veren virajlı daracık bir yoldan aşağı inmeye başladık. Yolda aşağı indikçe, gökyüzü ile bağınız opuyor ,
yemyeşil bir fanusun içindeymiş duygusuna giriyorsunuz. Ve nihayet tansiyon çıkaran cinsten yolun sonunda, yedigöllere  ulaştığınızda, aşağıda resimlerini verdiğim ,
muhteşem bir doğa sizi bekliyor.
 
 
kayın ağaçları, göknarlar daha bilmediğimiz bir sürü tabiat canlısı.Güneş yer bulup toprağa değmemiş , yerler hala sonbahar yaprakları ile dolu.

Su yeşil, ağaç yeşil, kurbağalar şarkı söylüyor..Sanırım her mevsim ayrı renk tonlarında burada
doğa..



Burada kendimi ''Avatar'' filminin çekim platosunda geziyorum gibi hissettim. Okyanus dibinde
gibi hissettim.Çok değişik  bir tabiat.
Anlayacağınız heyecanlanarak çıktığım yolun sonunda bu güzel
doğadan ayrılasım gelmedi. Bıraksalar uzun zaman geçirebilirdim.Lakin turla gidilince herşey
kısa süreli.Belki siz günü birlik gelirseniz rahat rahat pikniğinizi yapar, üzerine bu renkli doğada
uzun yürüyüşler gerçekleştirirsiniz.
Dikkat!(Yaban hayvanlarıyla karşılaşmamak için sessiz yürümeyin) diye uyarı levhaları var.

bahar ne renk?

Şarkıdaki gibi ''Baharı görmeden yaz geldi, geçti'' diyeceğiz sanırım diye düşünürken,
Güneş bir açtı pir açtı.
Bahçelerde rengarenk çiçeklerin zamanı. Şu güzellere  bakmaya doyamadım.
Birbirine nispet yapar gibiler.
Biri pembe pembe salınıyor, diğeri leylakları kıskanmış mor  rengin
en açık en güzel hali.
Papatyalar çimenlere dağılmış ışıltılı kar taneleri gibi. Yeşilin en yakışan süsü.
Bahar ne renk ?
Bence gökkuşağı ..

Çarşamba pazarı


Her çarşamba günü kurulan bir semt pazarımız var. Bizim evimizin üç dört sokak yukarısında
kocaman , geniş bir cadde boyunca kuruluyor. Pazarın bir başından girerseniz, hiç öyle
ara yollara, sokaklara sapmadan rahat rahat tek bir yolda bütün pazarı dolaşabilirsiniz. 
En güzel ,en taze ,en bol çeşit balık,sebze, meyve pazarda. Ekonomiyi pazardan takip edebildiğiniz gibi hava durumu bile pazara yansır.Fiyatlar hemen oynar.
Siyaset yansır. Moda yansır. Ev tekstili ,yatak yorgan ,dantel örtü , halı vb. aklınıza gelen
pek çok ürünü pazardan alıp gelirsiniz. Hem açık havada dolaşmak, hem mutfak alışverişi sizi ruhen rahatlatır. Tabii cüzdan fazla boşalmadıysa:) 
En taze ,en renkli ,en bol sebzeleri,meyveleri, en çığırtkan ve muhabbetli pazarcıları ,karşılaşılan tanıdıkları ,eller arkada dolaşan belediye zabıtaları ,arkalarında tıngır tıngır pazar arabalı teyzeleri
amcaları ile semt pazarları kültürümüzün en canlı ve yaşatılan  örneklerindendir.Bazı şeyler değişse de pek çok şey aynı şekilde yıllardır devam eder.Çok eskilerde, ellerinde para cüzdanı kurum kurum pazar tezgahlarını inceleyen hanım teyzelerin arkalarında, kocaman koyu renkli hasır sepetler taşıyan ,genelde cılız hamallar olurdu mesela.Onlar artık yok yada varsa da çok nadir.Evin hanımı pazara çıkar, pazarda dolaşan hamallardan birinin sepetini ağzına kadar doldurup eve kadar taşıtırlardı.Sepet, sebze meyve ile doldukça hamalın beli dayanamaz, yüzü yerde dolaşır dururdu alışveriş boyunca.
Neyse şimdi pazar arabaları var da hamalların beli doğruldu.
Ya o '' ille de al abla ''diye yapışan limoncu çocuklar, '' buzzz gibi soğuuk sudan içeen'' diye tüm gücüyle haykıran veletler.. Onlar yıllardır aynı, yaz kış bir şeyler satmaya çabalar dururlar.
Şimdilerde pazarda ,her mevsim her ürün bulunuyor.Yazın olması gereken salatalık domates her mevsim tezgahta.
Ya da yaz sıcağında, bakıyorsunuz ıspanak dört mevsim olmuş ,satışta.
Tabii ki mevsiminde yenen en lezzetlisi. Herşey zamanında isteniyor.Mesela nisan ayındayız yavaştan erikler, kirazlar kendini gösterecek.
Kavun karpuz çıkacak , etraf şenlenip lezzetlenecek..
Bir varmış bir yokmuş ,benimde hafta ortası bir pazar yazısı yazasım varmış..


Bu kalp patates , benden size:)) sevgilerle...

araba hazır..

 
 
Gelsin binsin içine, artık Assolist nereye çekerse,
 oraya kadar yolumuz
var.
Hadi bakalım..
 
 
 
 

mavi boncuk


Pazar günü çok önemli bir seçim var.
Bu bildiğimiz gibi bir seçim değil.
Herhangi bir partiye belli bir dönem , memleketi yönetsin, hizmet etsin, ülkeyi kalkındırsın falan diye oy atacağımız bir seçim değil.
Bu baya, yurdumuz için bir hayat memat meselesi. Gelecek nesile, çocuklarımıza,
torunlarımıza bu yeni Anayasa değişikliği ile getirilecek 18 madde ile  ne bırakıp , ne bırakmayacağımıza karar vereceğiz.
Karar verenler çoktan verdi tabii de umarım bu karar ,en hayırlısı olur.
Şimdi sanki bir parti ya da başkan seçiyormuş gibi Tv'lerde coştukça coşanlara,
hızlı hızlı ezbere okuyarak, maddelere methiyeler düzenlere ,
öğretilmiş soru dışında soru soran habercileri azarlayanlara
kananlar,
iş işten geçtikten sonra sonra umarım dizlerini dövmezler.




not;Yukarıdaki fotoğrafı bir AVM deki ,eski Türk filmleri orijinal afişleri sergisinden çekmiştim..Şimdi , bu filmin şarkısını kampanyasında kullanan araçlar geziyor yollarda. Ne diyelim , şarkıdaki gibi ''Hayırlısı olur inşallah''.
Hepimiz, tüm insanlarımız ve güzel memleketimiz için.


RECEP İVEDİK

Geçen gün güzel bir AVM de gezerken sinemaya girelim dedik.
Çoğu yabancı ,bir çok film oynuyor.
 Gösterime girdikten ilk 5 gün sonra 2 milyona yakın izleyici ile rekor kırmış Recep İvedik5 filmi,
 3 Salonda birden oynatılıyordu. Rekora katkımız olsun deyip bizde girdik.
Recep İvedik'e ben çok gülüyorum, özellikle bazı sahnelerinde  salonca kahkahadan kırıldık.
Bu film ve bu karakter hakkında gerekli gereksiz pek çok olumsuz yorum yapılıyor ,lakin salon
gayet doluydu, film bittiğinde insanlar yüzleri gülerek salondan ayrıldı.
Recep karakteri tipleme olarak ''iğrenç'' görülebilir ama bu flmi seyredenleri ''tü kaka'' yapmak
neyin nesi, anlaşılır gibi değil.
Üstelik bu tip  yani ''Recep'' tipli insanlar trafikde, caddede, TV lerdeki yarışmalarda,
sokakda, yaşadığımız apartmanlarda yok mu?
Alıcı gözüyle bir bakın , bin beterine rastlarsınız.
Recep İvedik sadece bu tip insanların, komediye dönüşmüş hali .
Etrafımız bu tip örneklerle dolu olduktan sonra Şahan Gökbakar,
Recep İvedik 6 yı da çevirirse şaşmayın.




Cemre demek, bahar geliyor demek..


Galiba kış bitiyor.
Nereden mi anladım..

Çünkü dün ilk cemre yağmurla, rüzgarla kara bulutlarla''Hava'' ya düştü.
Cemre ne ola ki?

Şubatın 20 sinde ilki havaya , sonra 7 şer gün arayla ''su''  ve '' toprak'' a düştüğüne inanılan hava olayı.
Düşmek derken??

Cemre arapça kökenli , ''kor halinde ateş'' manasında olduğundan düştüğü yerleri ısıttığı farz edilip
sıcakların başlayacağının müjdesi kabul ediliyor..
Yani??
Artık gökyüzünün mavi, çimenlerin yeşil, suların sakin olduğu günler geliyor..

vezir parmağı


Osmanlı döneminde köyün erkekleri , gittikleri savaşlardan dönemeyince erkeksiz kalan köy kadınları Sadrazama haber salıp erkek isterler. Konuyla ilgilenen sadrazam ,Müstesna baba adlı hizmetlisini bu işle görevlendirir. Müstesna baba farklı memleketli beş hamalı seçer.Savaşa götürüyorum sizi diye kandırıp , erkeksiz kalan köye düğün dernek kurmaya doğru  yola çıkarlar. Bu arada köydeki kadınlara, Sadrazamdan haber geldiğini duyan Kadı efendi de olaya müdahil olup damat adayı olmaya kalkınca işler karışır.

Mahsun Kırmızgül'ün tüm filmlerini izledim.Özellikle ''Mucize '' çok beğenerek izlediğim bir sinema filmiydi. Vezir Parmağı  piyasaya çıktığından beri aşırı tepki alıyor. Nedenini merakımdan filmi seyredelim bakalım dedim. Sonuçta düşüncem odur ki;

Mahsun kardeş, bu sefer zülfüyare fazlaca dokunmuş.

İstanbul'dan bildiriyorum

 
Hava durumu;
Fena gözükmüyor, en azından kışın en ortası sayılabilecek zamanlar için.Gri bir gökyüzü,
çişeleyen yağmur, soğuk ve rüzgarsız bir hava.
                                                              Yol durumu;
İstanbul'da trafikte olanlara kolaylık diliyorum, artık sadece  kırmızı değil ,bordo renkli yollar
mevcut. Trafikte yol durumunu anlatan spikerler ''Yoğun '' ve ''Akıcı'' tabirlerini kullanırken şimdi
''Ciddi yoğun'' gibi tabirlerle anlatıyorlar,trafikte ''Akıcı''lık tarihe karıştı gibi:(

Ve son dönemlerde hayatımıza giren,( tv'lerde de yayınlansın biliriz en azından);

Elektirik kesinti durumu;
Planlı kesinti adı altında yayınlansa da ne saati tam belli, ne günü, ne gecesi. Pat diye gidiyor elektirik,ne zaman canı isterse pat diye geliyor.Yayınlanan elektirik kesinti listesinde varsanız da kesiliyor yoksanız da kesiliyor.Ayedaş' a telefonla ulaşmak mümkün değil. Neredeyse aylardır Elektirikle ilgili durum budur. Devlet elindeyken hiç mi bakım yapılmamış ki aylardır bir 'Planlı Bakım Onarım'' çalışmasıdır gidiyor.
Dolayısıyla;
 
Evdeki elektirik durumu budur,
Alışveriş listelerine elektirik kesintileri için,uzun yıllardır unuttuğumuz mum, kibrit,ışıldak,fener tekrar ilave edildi.;
 

umursamalıyız bu konuyu..

 Dönüp dolaşıp bize soracaklarsa eğer Anayasa değişikliğini, neye oy vereceğimizi bilmemiz
gerekir. Bu tablo ile açıklanmış herkesin anlayacağı şekilde. .Çocuklarımız ve torunlarımızın
geleceğini belirlemek için iyi düşünüp karar verilmeli.
 
 
 
''Siyasetten anlamıyor ve hoşlanmıyor olabilirsiniz.
Gündemle ilgili yazılar okumak sıkıcı geliyor olabilir. Hiçbir görüşünüz veya en ufak bir hukuki bilginiz olmayabilir.
Devlet memuru olduğunuz için çok istediğiniz halde gelecek kaygısıyla görüşünüzü açıkça paylaşamıyor olabilirsiniz.
Ya da gelecekle ilgili ekonomik kaygı taşımıyor da olabilirsiniz.
Ülkenin genel olarak kötü gidişinden haberiniz olduğu halde bu sizi o kadar da çok etkilemiyor olabilir.
Çünkü siz ailenizle, çocuğunuzla veya havuzlu sitedeki özel güvenlikli süper lüks evinizle, yeni aldığınız arabanızla, verdiğiniz kilolarınız, hep imrenilen trendiniz, düzenli spor yapma alışkanlığınız, kurduğunuz sofralar, okuduğunuz kitaplar, çıktığınız tatiller, gezdiğiniz ülkeler, bağladığınız işler veya kazandığınız paralarla kendi kişisel mutlu alanınızı yaratmış olabilirsiniz.
En kötü ihtimalle yurt dışına çıkma planları yapıyor olabilirsiniz. Bu ülkede yaşamaktan daha iyisini hak ettiğinizi düşünüp, tüm milli değerlerinizi kaybetmiş de olabilirsiniz.
En nihayetinde "Ben mi kurtaracağım bu ülkeyi ya!" diyerek hiç bir şeyi umursamıyor bile olabilirsiniz.
Ama ne olursa olsun, bakış açınız bunlardan birine veya bir kaçına hatta hepsine giriyor olsa bile, bu Anayasa değişikliği çalışmalarına duyarsız ve sessiz kalma gibi bir hakkınız yok.
Görüşmeleri takip etmemek, değişiklik teklifini incelememek
"Aman nasıl olsa geçer meclisten, gider sandığa oyumu kullanırım" demek gibi bir lüksünüz de yok.
Çünkü bu artık bir siyasi parti mücadelesi değildir.
Cumhuriyetin temel ilkelerini var güçle korumak veya şapkadan çıkacak yeni rejime boyun eğme meselesidir.
Teklif edilen değişikliğin kabul edilmesi halinde "Başkan" sıfatını kazanacak şahıs, koca bir ülkenin kaderini tek başına tayin edebilecek ve yasama ile yargının eli kolu bağlanacaktır.
Yargının yürütmeyi denetlemesini ve her zaman bağımsız olmasını sağlayan "Erkler Ayrılığı" ilkesi tarihe gömülecek, bugün baş kaldırdığımız, eleştirdiğimiz ve düzeltmeye çalıştığımız tüm yanlışlar, yasal zemine kavuşmuş olacaktır.
Söz konusu yetkiler, sadece bugünkü Cumhurbaşkanı değil, hiçbir dönem ve hiçbir koşulda hiç kimse tarafından tek başına ele geçirilmemesi gereken yetkilerdir.
Bu meseleyi aşmayı toplum olarak başaramazsak, Cumhuriyetin yıkılmasına ve ardından teokratik, monarşik bir düzenin kurulmasına tanıklık edeceğiz demektir.
Bugün polis yine halkla karşı karşıya getiriliyor. Bugün Yargıçlar Sendikası, Ankara Barosu, Gazeteci dernekleri gibi kurumlar başta olmak üzere ülkenin en önde gelen STK'larının, muhalif milletvekillerinin toplantısı şiddetle dağıtılıp engelleniyor.
Bugün mecliste silahlar gölgesinde Anayasa değişikliği çalışması yapılıyor.
Bugün siz kulaklarınızı kapatıp, kendi mutlu kişisel alanınıza çekilip bu mücadeleye destek vermezseniz, yarın o gölge sizin  kişisel alanınıza ulaştığında başvuracağınız ve sığınacağınız hiç kimseyi bulamayacaksınız...''
 
Sosyal Medyadan Alıntıdır .

Yılların kabahati ne..

💗Yıl biterken bir şeyler yazayım dedim, ı ııhh ,hiç içimden gelmedi.
İstanbul'da ve bazı diğer illerde, yeni yıla  bir kaç  gün kala ,
saatlerce karanlığa mahkum ettiler bizi, herşeyimiz elektriğe bağlı olduğu için kala kaldık. Evler ısınmadı, ocaklar çalışmadı, dondu hayat. Bir saat gelip bir saat giden yada gidip 5-6 saat gelmeyen elektrik, ev aletlerimizi de bozacak diye akla karayı seçtik. Eskilerde
''Işıklar kesildi '' denirdi.Çünkü  hayatımızda sadece ışıktı elektrik. Oysa şimdiki hayatta böyle değil, sadece 'ışık' değil;
Isınma, pişirme,yıkanma, haberleşme, sosyalleşme hatta yazı yazma ..
Aklıma ilk anda gelenler bunlar , hepsi elektrik olmuş.
Gidince  terkedilmiş yavru gibi kalakalıyoruz.
Sebep olarak, daha önce daha fenalarını gördüğümüz fırtına, kar serpintisi gösterildi ki
bizim buralarda damlar dahi kar tutmadı.
Ya da bambaşka sebepler var açıklanamayan, bilemiyoruz.
Neyse yılbaşı günü vardı elektrikler. Yeni yılı neşe ile karşıladık, şükür.
Kendi hayatım normalinde gidiyor ..
Evimizde mutluluk, huzur, sağlık olsun ,soframızda bereket olsun yeter.
Suçluluk duyacak değiliz.Lakin memlekette yok huzur
2016 geçti ,henüz 2017' ye yeni girmişken ,henüz 1-2 saat geçmişken
bir eğlence kulübüne saldırı oldu, bir çok can kaybı, bir çok yaralı.İnanılır gibi değil.
Anlaşılsın ki ister yıl 2016 ister yıl 2017 olsun seneler, günler hiç önemli değil,
kötülük saçmaya karar veren, amaçları belirsiz,savaş isteyen insanlar çoğalmış.
Sanırım empati yaparak içimizi acıtmamızı, korkmamızı, endişe duymamızı isteyen
karanlık insanlara karşı ;
biz yinede umut etmeye, sevmeye, gülmeye yeni günlerden güzel şeyler beklemeye
devam etmeliyiz ,tabiatımız gereği.  İyi ki böyle yaratılmışız...
Çiçekler notlarımı okuyanlar için yeni yıl,ilk hafta , ilk pazartesi hediyesi..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...