bir bayram böyle geçti..



Gökgürültüsü sağanak,çakan şimşekler eksik olmadı.Bir bereketli bayramdı ki
sorma gitsin.
Çocuklar yine kapı zillerini aşındırdı. Galiba bu hala süregelen en güzel  bayram geleneği.Kapıyı açınca uzata uzata;
''İyiii baaayrammlaaar teyzeee'' diyen ,ufak ufak çocuklar şeker, çikolata dolu
torbalarla size hafif utangaç, çekinerek ama kocaman gülerek baktılar.Tertemiz
giyinmişler, oğlanlar saçlarını özenle taramış, kızlar en renkli en süslü tokalarını
takmışlar.

Her gidilen yerde ikram edilen çikolatalar, kahve yanında yenilen tatlılar ile
bayılan midelerin , 'şöyle bir tuzlu ikram olsada içimi bastırsa' isyanlarına girmesi.
Akşamları evlerde televizyon ekranlarında, liderlerin siyasi nutuklarına karışan, spikerlerin Ronaldo üç gol attı, Salah acaba oynar mı,Messi penaltı kaçırdı(vahh vah) yankıları..Malum bir yanda Rusya'da Dünya Kupası var, memlekette son yıllarda yaşayıp yaşayacağımız en önemli ,büyük bir seçim maratonu var. Bu nedenle beyler evlerde ,ellerinde Tv kumandaları ile baş köşelere çoktan yerleşti.

Tabi yüreğimizi yakan Sakarya'daki minik zeytin gözlü, kömür renkli minicik,
yavru köpeğini başına gelenler tüm memlekette hatta tüm siyasilerde büyük bir infiale neden oldu ki hepsinin aklına aynı gün ve anda Hayvan Hakları ile nasıl mücadele edip ,nasıl yasalar çıkaracakları düştü. Oysa zaten yıllardır bu ülkeyi
onlar yönetiyorlardı yoksa unutmuşlarmıydı  ya da bizim unuttuğumuzu mu sanıyorlardı?
Babalar günü de bayramın en son gününe denk gelip, çifte kutlamaya vesile oldu . Şeker bayramına son , üçüncü gün noktasını koyarak bayramla vedalaşma
vaktinin geldiğini bildirdi. Hayatta olan , olmayan tüm babalar sevgi ile anıldı.
Bir Şeker Bayramı  böylece , futboldu, seçimdi ,mitinglerdi,Babalar Günü idi derken biraz arada kaynadı gibiyse de tatile gidenler yine deniz kum güneş modunda,memlekete gidenler hasret giderme modunda,
evlerde kalanlar (hala kaldıysa ) bayramlaşmaya gelen komşularla (ki bu adet hala devam ediyor mu, bizim buralarda pek yok, ) ya da daha gerçekçisi
whatsApp grupları mesajlaşmaları,instagram ve facebook ile bir şeker bayramı daha geçirdiler.
Cuma , cumartesi ,pazar..
Tatil dediğin göz açıp kapayana kadar geçiverdi..


Bayram bana erken geldi


                                 
Biraz uzak kalıyormuşum gibi geldi. Yazasım var ama şöyle başımı iki elim arasına alıp bir oturup düşünemiyorum ki bu aralar.Dokuz ayın çarşambası bir araya geldi gibi bir şey.
Bu dokuz ayın çarşambası arasında beni mutlu eden şeylerde var, beni çok
dertlendiren şeylerde var, beni yine çok mutlu eden şeylerde var.
Evet ,mutlu eden şeyler ikilendiğine göre ,dertlendiğim şeyi bir köşeye koyarak günlerimi geçiriyorum.

Amma velakin evde tüm kış ,temizlikten temizliğe girilen odalar doluverince,
gönlüme bir huzur geldi ki sormayın gitsin. Tamam ,itiraf ediyorum,
ilk geldikleri bir iki gün çamaşır ve ütü sarıyor  dört bir yanımı,
ama olsun çamaşır dediğin nedir ki yıkanıp kuruyor,yerleşip bitiyor.
Sonra hasretleşip, dertleşip, yiyip içip ,muhabbete devam etme zamanı.
Dörtlüyü tamamladık yine..
Dolayısıyla bayram bana çoktaan geldi.Zaten bu güzel ve bizim aile için özel olan 14 Haziran tarihine ait takvim yaprağındaki mani gibi;

                Sayılı gün tez biter,         Ramazan gelir gider,
                Orucunu tutanlar           Çift katlı bayram eder,
                Olgunu ,hamı gelir,         Cim ile lamı gelir,
                Ramazanın ardından     Şeker Bayramı gelir.

Satırlarımı okuyan güzel gözlere, gönlünce geçirecekleri ,eğlenip,dinlenip,
hasret giderecekleri mutlu bir Şeker Bayramı diliyorum.
Şeker Bayramınız kutlu olsun.

KADIN dizisi sezon finali


Bu sezon baştan sona severek takip ettiğim bir dizi oldu KADIN. Özge Özpirinççi'nin muhteşem oyunu ile canlandırdığı Bahar karakteri, cadı kızkardeş Şirin, dizinin tatlıları Nisan hele hele Doruk, Hatice'nin evlatları arasında paralanması, olmayacak kadar fedakar Enver, Arif'in aşkı ,Ceyda'nın çektikleri,daha neler neler izledik. Her salı KADIN dizisi bizi ekran başına kilitledi.
Sarp hayatta mı falan derken, bir baktık başka hayat kurmuş, iki çocuğu ile
Pırıl pırıl bir ailesi var.
Fox Tv nin sevilen dizisi KADIN, sezon finalini sürprizli bir bölümle sonlandırır ,diye düşünmüştük ki tam bir hayal kırıklığı yaşatan ,sıradan bir sezon finali oldu.
Oyuncuların muhteşem performanslarını kenara ayırarak, böyle mi olmalıydı
diye sormadan geçemiyorum.
Koskoca bir bölüm hastane koridorları ve beyaz gömleklerin dikilip yetiştirilmesi için uğraşan Hatice, Ceyda, Yeliz arasında geçti. Gösterilen dizi fragmanı, zaten
Kadın dizisi sezon finalinin en önemli sahnesi hatta tamamıymış meğer.
Sarp Pırıl ile mutlu, Bahar Arif ile mutlu( ki ben Arif tarafındayım Arifçiyim:), dizi böyle bitsin gibiydi. Geride Nisan ve Doruk var ,onlar ne olacak gerçek babalarını görecekler mi yoksa Arif'i baba mı kabul edecekler sorusu sanırım ikinci sezona kaldı.

Dorukçum ,babasını görüp seslendi, ama devamında Arif ortaya çıkıp ;
-Hadi oğlum gel gidiyoruz , der ,Doruğun elini tutup giderse Sarp hiç bir
şey anlamaz.Sanki öyle de olacak gibi bir izlenim yaratıldı.
Çok güzel bir diziyi uzata uzata heyecanını yok edip, bir sonraki sahneyi
tahmin edilebilir kılmak, o çok güzel diziyi maalesef seyredilir olmaktan
çıkarıyor.
Bir de KADIN dizisinin son sahnesinin ,başka bir dizi ile özdeşleşmiş, 90'ların sevilen dizisi SÜPER BABA nın ''Bana bir masal anlat baba'' şarkısı ile bağlanması da hoş olmadı,bilenlere o diziyi hatırlatmıştır mutlaka..

Tabi yeni sezon için merak ettiğimiz konular var ;
en önemlisi Sarp'ın nasıl hayatta kalıp,Pırılla yollarının nasıl kesiştiği,
Bahar'ın hastalığının iyileşip iyileşmeyeceği gibi.
Mesela ;Enver'i ,Hatice ve Şirin yetişip kurtarabilecek mi?
Çocuklar babalarını görünce de Arif'e yine aynı sevgi ile bağlı kalabilecekler mi?
Selvi Boylum Al Yazmalım gibi mi olacak, ''sevgi emektir'' e bağlanacak mı konu.
Bir seyirci olarak eleştiri babındaki yorumlarımı belki de dizi sezon finaline girdiği için bu kadar çok yapmış olabilirim.
Nisan ile Dorukçumu özleyeceğiz ,yeni bölümleri merakla bekleyeceğiz .





ne güzel yazmış .


Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı,gamlı yıkık eylül sonuma
Bir ilk yaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içine
Çiçekler açtı dokunduğun
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer oldu yürüdüğün yerde.
                                                     Ümit Yaşar Oğuzcan

SALDA GÖLÜ ve KOVADA GÖLÜ

Yıllardır orada durup dururken, sosyal medyanın birdenbire popüler yaptığı gerçekten insanı başka bir gezegene mi düştüm, hissine kaptıran bir köşe;
 Salda Gölü,
ki toprak yapısı, Mars gezegenine  benzermiş,rivayet öyle.Bembeyaz, pudra gibi yumuşacık bir toprak göz alabildiğince uzanıyor.
 Salda gölünün etrafının tamamı ,bu yapıda değil.Lakin aşağıda gördüğünüz gibi diğer tarafları da şahane manzaralar sunuyor ziyaretçilerine.

 Toprağın bu bembeyaz görüntüsü içeriğindeki sodyum, magnezyum ve az miktarda kilden kaynaklı. Balçık bir yapısı var, çok yumuşak, ayaklarınızın gömülmesi ihtimaline karşı rehberimiz uyardı, lakin hava sıcaktı ve toprak kuruydu şansımıza ,batıp çıkmadan rahat gezdik.Salda gölünün turkuaz rengi, suyun temizliğinden ileri geliyor.Su o kadar temiz , o kadar parlak cam gibi ki hayran kalmamak elde değil.  Türkiye'nin en temiz, dünyanın da sayılı temiz göllerinden.


 Salda gölünün suyu yarı tuzlu , gölün etrafında plajlar var, suya girilebiliyor.
Fakat çok derin bir göl.185 m derinliği ölçülmüş. Salda gölünün de sularının çekilmekte olduğunu da ,üzülerek öğreniyoruz bu gezimizde.
Gölün etrafı karaçam ormanlarıyla çevrili. Salda gölünün kıyısında kurulu Yeşilova beldesi ünlü yazar Fakir Baykurt'un da doğduğu yer, memleketiymiş.
Salda gölü sosyal medya tarafından bu kadar meşhur edilip , popülerliği artınca ziyaretçileri çoğalmış, hatta bir kaç yıldır  Elektronik Müzik Festivali düzenlenir olmuş .Ufak kamping alanları kurulmuş. Birde olmazsa olmaz yerli ürün satışı yapan, çay demleyip, gözleme pişiren ahali gölün civarına konuşlanmış.Otopark kurulmuş, hemen bir çarşı pazar havası yaratılmış
Bu mavi cennet gölden sonra, sırada yemyeşil bir cennet göl, Kovada Gölü manzaraları var..Henüz sosyal medya tarafından meşhur edilmese de Eğirdir gölünden ,yeraltı sularıyla beslenen bu gizli cennet göl, seyrine doyum olmayan bir tabiata sahip.Kuş gözlemcileri için müthiş bir alan,150 tür kuş olduğunu öğrendik,yabanıl hayat korunmaya çalışılmış, yurdumuzdaki 32 milli parkdan biri.Etrafında kızılçam, karaçam, meşe,ardıç, kocayemiş daha sayamayacağımız türde bir çok ağaç türünün yeraldığı ormanla kaplı.Kovada gölünde sazan ve sudak yani bir çeşit levrek yaşıyor.Bu sudaklar 1950 yılında göle bırakılmış ve çoğalması sağlanmış.
Evet biraz da Kovada gölü manzarası ile olayı kapatalım,


Neleri yazarım, neleri yazmam...Acaba?


Sevgili Berlin Berlin ,Derya'nın başlattığı mimle, beni mimlemiş. Uzun süredir blog aleminde ,blogları okuyan ve blog yazan birisi olarak, neleri yazarım neleri yazmam ,diye şöyle bir düşündüm;

Bir kere çok çok özel ,ailevi olaylarımı ,
yazmam.
Yazmışmıyımdır, çok sevindiysem ya da çok kederlendiysem, belki ucundan azıcık yazmışımdır.
Dini konuları,
yazmam.
Herkesin kendisini ilgilendirir.
Makyaj ,moda ilgim ve bilgim dışında,,
yazmam.
Siyasi konulara meraklı birisi olmama rağmen,  direkt olarak
yazmam.
Belki aralara serpiştiririm :)

Bunların dışında;
Gezdiğim ve beğendiğim şeyleri yazmayı severim.
Yemek tarifleri yazmayı severim.
Hayalleri,yaşanan anları, karşılaştığımız küçük hikayeleri yazmayı severim.
Okuduklarımdan, seyrettiklerimden, beni etkiliyenleri yazmayı severim.
İyisiyle kötüsüyle çevresel olaylara tepkim olduysa, yazmayı severim.

Bir de sporla ilgili yazmam. Ama Galatasaray şampiyon olmuşsa çok sevinir
araya dereye bir yerlere yazıveririm:)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...