bir köy


Safranbolu'ya bağlı  Yörük köyü öyle bildiğiniz, gördüğünüz gibi bir köy olmasa da ,
tam da hayal ettiğiniz gibi bir köy olabilir.
Evlerin hemen hepsi konak olarak inşaa edilmiş.90 dan fazla tescilli eser varmış.
 Bu evlerinden dolayı Kültür Bakanlığınca koruma altına alınmış , Bektaşilik izlerini de taşıyan bir Yörük köyü. Yolları düzgün. Yeşilliği bol. Hayvancılık ve tarımla uğraştıkları gibi, turist olarak gelenleri, gidenleri eksik olmuyor ,onları da ufak çay bahçelerinde gözlemeleri, ayranları,çay ve
kahveleri ile ağırlıyorlar.
Yukarıda resmi görülen ve buraları gezenlerin çoğunun mutlaka tanıdığı Filiz hanım bu köy konaklarından Sipahioğlu Konağını ve köylerini bir turizm elçisi olarak
hikayelerle, şakalarla kendine has diliyle anlatıyor. Köylerinden çok giden olmuş, çoğu
hane kapanmış. Bayramlarda gelen oluyormuş bazı evlere o kadar. 
Köyde en kalabalık yer, gelen gezginlerin toplu olarak götürülmesi sebebiyle bir bu konak,
bir de köy kadınlarının eski zamanlarda topluca çamaşır yıkadıkları çamaşırhane.

 Bu yerleri not edip, ufak bir tavsiyede bulunayım. Bu iki örnek gezi yerini gördükten sonra kendinizi ,turist araç trafiğine(iyi ki) kapalı köyün diğer sokaklarını dolaşmaya bırakın.
Çünkü, sizi el emeği kuru erzak, yaş sebze meyve satan, ineklerini otlatmaktan getiren, çeşmeden suyunu dolduran bir köy sakini karşılayabilir.Evinin girişinde bahçesinden topladığı taze ıspanakları ve yeşil körpe maydonozları demetleyen bir Hasan amca ile tanışabilirsiniz. Size burada ıspanağın çok yetiştiğini,bunların kendi bahçesinden olduğunu, pazara satmaya götüreceğini tatlı tatlı sakince anlatıp sizinle sohbet edebilir.

 
Köyün başka bir sokağında  karşınıza, ünlü soprano Leyla Gencer büstü çıkıp sizi
tam bir şaşkınlığa sürükler. Meğer bu köyden çıkan ve çok iyi işlere imza atmış bir çok aydın kişi varmış.Bunlar büyük şehire göçselerde köylerine katkıda bulunmayı ihmal etmemişler.
 

 

 Evlerin damlarına asılan geyik boynuzları dikkati çekerse,söyleyeyim, bu, o evde avcı birinin yaşadığını gösterirmiş. Şimdilerde avcılık yaparlar mı bilmem lakin pek çok evin damında asılı.

''Orda bir köy var uzakta'' şiirini ezberleye ezberleye büyümüş olduğumuzdan böyle korunası
köylerin çoğalmasını , köy halkının geçim kaynaklarının bollaşmasını , köylerini yaşatmak
için gerekli teşvikleri bulmalarını diliyorum.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı

 
 Çeşitli bahanelerin ardına sığınılarak yasaklanan ,unutturulmak istenilen Milli Bayramlarımızın
en değerlilerinden ,aynı zamanda Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün doğum günü kabul edilen
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

dün bitti mi? şimdi!!


Anneler, annelik duygusunu tüm kalbiyle içinde taşıyanlar, anneanneler,
babaanneler için düşünülmüş ne güzel bir gün.
Günlerdir ne reklamlar,
ne şarkılar,şiirler ,hediyeler, yemekler içmekler, sürprizler neler neler..
Ama bugünü anlatan karikatür olayı özetlemiş.
 
 Bende bugün yine çoluğu çocuğu okuluna, işine göndermiş 
 hepimizin, Anneler gününü kutluyorum.

Haftanız güzel geçsin..

YEDİGÖLLER

 
 
Yedigöller Milli parkına gidileceğini programda görünce 'sanırım Sapanca ya da Abant gibi
bir yerlerdedir ,eh orayı da görmüş oluruz ',dedim. Çünkü benim ,öyle dağ tepe yürüyüş falan
ilgim yok. Normalde Yedigöllere gidip piknik yapayım, dolaşayım diye aklıma gelmez. Birde virajlı dar yollar kabusumdur,gözlerim kapalı yolculuk ederim korkudan. Tur programında Yedi göllere ,gezdiğimiz otobüsle değil, Bolu merkezden minibüslerle gidileceğide belirtilmiş ,lakin önemsemedim, uyanmadım. Ne kadar kötü yollar olabilirdi ki yani. O kadar kişi gittiğine göre bende giderdim. Neyse,tura katıldık. Safranbolu ,Amasra gezdik. Son günümüz artık,Yedigöllere gidilip oradan da İstanbul'a dönüş..Otobüsle Bolu merkeze geldik. .İki midibüs araç ayarlanmış bizim grup için. Biraz eski araçlar. Otobüsden inip, bu midibüslere binildi.
Bolu merkez -Yedigöller milli parkı arası 42 km. Bir saat on beş dakika kadar sürüyor, dediler.
Yolda  öğle yemeği için mangal yapılacağı için bu süre biraz daha uzayacakmış. Parkın içinde mangal yapılmasına izin verilmediğinden(gerçi sonradan yapanları gördük neyse) ,milli parka gelmeden yolda mola verileceğimiz anlatıldı.
Yola çıktık. Aman Allahım.
Önce dağtepe tırmanıyor araçlar, sonra döne döne bir vadiye iniyor, sonra döne döne tekrar tırmanışa geçiyor. Virajlar neredeyse tam tur. Çoğu yer, tek araba geçişe müsaade eder halde.
Başlangıç yolları zaten toz toprak, böbrek taşı düşürtür cinsten. Neyse ,sonunda mangal yerimize geldik.Yol kenarında bir ekip gelmiş, piknik sofralarını hazırlamış.Güzelce herkes karnını doyurdu.
Lakin aniden başlayan iri taneli yağmur ,bir kağıt bardak çay içmemize müsaade etmedi.
Yine koyulduk yola.Bir on dakika kadar sonra ,nihayet Yedi göller Milli parkı yazısını gördük , yalnız ortada göl yok. Tam dağların tepesindeyiz, yukarıda artık bulutlar. Meğer 5 km daha varmış Yedigöller Milli Parkı tabelasından sonra.Bu sefer yerin dibine iniyormuş hissi veren virajlı daracık bir yoldan aşağı inmeye başladık. Yolda aşağı indikçe, gökyüzü ile bağınız opuyor ,
yemyeşil bir fanusun içindeymiş duygusuna giriyorsunuz. Ve nihayet tansiyon çıkaran cinsten yolun sonunda, yedigöllere  ulaştığınızda, aşağıda resimlerini verdiğim ,
muhteşem bir doğa sizi bekliyor.
 
 
kayın ağaçları, göknarlar daha bilmediğimiz bir sürü tabiat canlısı.Güneş yer bulup toprağa değmemiş , yerler hala sonbahar yaprakları ile dolu.

Su yeşil, ağaç yeşil, kurbağalar şarkı söylüyor..Sanırım her mevsim ayrı renk tonlarında burada
doğa..



Burada kendimi ''Avatar'' filminin çekim platosunda geziyorum gibi hissettim. Okyanus dibinde
gibi hissettim.Çok değişik  bir tabiat.
Anlayacağınız heyecanlanarak çıktığım yolun sonunda bu güzel
doğadan ayrılasım gelmedi. Bıraksalar uzun zaman geçirebilirdim.Lakin turla gidilince herşey
kısa süreli.Belki siz günü birlik gelirseniz rahat rahat pikniğinizi yapar, üzerine bu renkli doğada
uzun yürüyüşler gerçekleştirirsiniz.
Dikkat!(Yaban hayvanlarıyla karşılaşmamak için sessiz yürümeyin) diye uyarı levhaları var.

bahar ne renk?

Şarkıdaki gibi ''Baharı görmeden yaz geldi, geçti'' diyeceğiz sanırım diye düşünürken,
Güneş bir açtı pir açtı.
Bahçelerde rengarenk çiçeklerin zamanı. Şu güzellere  bakmaya doyamadım.
Birbirine nispet yapar gibiler.
Biri pembe pembe salınıyor, diğeri leylakları kıskanmış mor  rengin
en açık en güzel hali.
Papatyalar çimenlere dağılmış ışıltılı kar taneleri gibi. Yeşilin en yakışan süsü.
Bahar ne renk ?
Bence gökkuşağı ..

Çarşamba pazarı


Her çarşamba günü kurulan bir semt pazarımız var. Bizim evimizin üç dört sokak yukarısında
kocaman , geniş bir cadde boyunca kuruluyor. Pazarın bir başından girerseniz, hiç öyle
ara yollara, sokaklara sapmadan rahat rahat tek bir yolda bütün pazarı dolaşabilirsiniz. 
En güzel ,en taze ,en bol çeşit balık,sebze, meyve pazarda. Ekonomiyi pazardan takip edebildiğiniz gibi hava durumu bile pazara yansır.Fiyatlar hemen oynar.
Siyaset yansır. Moda yansır. Ev tekstili ,yatak yorgan ,dantel örtü , halı vb. aklınıza gelen
pek çok ürünü pazardan alıp gelirsiniz. Hem açık havada dolaşmak, hem mutfak alışverişi sizi ruhen rahatlatır. Tabii cüzdan fazla boşalmadıysa:) 
En taze ,en renkli ,en bol sebzeleri,meyveleri, en çığırtkan ve muhabbetli pazarcıları ,karşılaşılan tanıdıkları ,eller arkada dolaşan belediye zabıtaları ,arkalarında tıngır tıngır pazar arabalı teyzeleri
amcaları ile semt pazarları kültürümüzün en canlı ve yaşatılan  örneklerindendir.Bazı şeyler değişse de pek çok şey aynı şekilde yıllardır devam eder.Çok eskilerde, ellerinde para cüzdanı kurum kurum pazar tezgahlarını inceleyen hanım teyzelerin arkalarında, kocaman koyu renkli hasır sepetler taşıyan ,genelde cılız hamallar olurdu mesela.Onlar artık yok yada varsa da çok nadir.Evin hanımı pazara çıkar, pazarda dolaşan hamallardan birinin sepetini ağzına kadar doldurup eve kadar taşıtırlardı.Sepet, sebze meyve ile doldukça hamalın beli dayanamaz, yüzü yerde dolaşır dururdu alışveriş boyunca.
Neyse şimdi pazar arabaları var da hamalların beli doğruldu.
Ya o '' ille de al abla ''diye yapışan limoncu çocuklar, '' buzzz gibi soğuuk sudan içeen'' diye tüm gücüyle haykıran veletler.. Onlar yıllardır aynı, yaz kış bir şeyler satmaya çabalar dururlar.
Şimdilerde pazarda ,her mevsim her ürün bulunuyor.Yazın olması gereken salatalık domates her mevsim tezgahta.
Ya da yaz sıcağında, bakıyorsunuz ıspanak dört mevsim olmuş ,satışta.
Tabii ki mevsiminde yenen en lezzetlisi. Herşey zamanında isteniyor.Mesela nisan ayındayız yavaştan erikler, kirazlar kendini gösterecek.
Kavun karpuz çıkacak , etraf şenlenip lezzetlenecek..
Bir varmış bir yokmuş ,benimde hafta ortası bir pazar yazısı yazasım varmış..


Bu kalp patates , benden size:)) sevgilerle...

araba hazır..

 
 
Gelsin binsin içine, artık Assolist nereye çekerse,
 oraya kadar yolumuz
var.
Hadi bakalım..
 
 
 
 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...