Cebimdeki Yabancı


Çocukluklarından beri birbirlerini tanıyan arkadaşlar ve eşleri bir akşam yemeğinde bir araya gelmiştir. Ev sahibesi terapist Banu yerine ,estetik doktoru olan Metin'in hazırladığı harika yemeklerle dolu bir sofradadırlar. Çiftlerden Kerem ile Esra iki küçük çocuklu, uzun yıllardır evli bir çifttir. Spor hocası  Sinan ve karısı Tuba henüz çiçeği burnunda evlidirler.Ev sahipleri Banu ile Metin bir ergen çocuk sahibi ,ana babanın evdeki rollerinin farklı çizildiği bir aile yaşantısı sürmektedirler. Gecenin asıl amacı eşinden ayrılıp,''20'lik bir genç kızla'' yaşadığını düşündükleri arkadaşları Suavi'nin bu kız arkadaşı ile yemeğe katılıp,yeni sevgilisini  kendileri ile tanıştırmasıdır.
Fakat Suavi yalnız gelir.
Biraz bozulsalarda yemeğe geçerler.Yemekte konu cep telefonlarına gelir, cep telefonunda herkesin çok özel şeyler saklayabileceğini konuşurlar ve bir oyuna başlarlar. Herkes telefonu ortaya koyar ve kime ne gelirse hep beraber okuyup/dinlemeye karar verirler. Tabii ki işler boylarını aşar,
amanın ne sırlar ne rezillikler ne dedikodular ortaya saçılır.Hepsinin hayatı bir anda altüst olur...
Yönetmenliğini Serra Yılmaz'ın yaptığı BKM ve Ferzan Özpetek filmi.Sinemalarda izleyememiştim. Yeni izledim çok hoşuma gitti.Tam günümüz insanlarını yansıtan, keyifle izlenen, komik, düşündürücü bir film. Mesela siz de böyle bir oyuna ''Varım'' dermiydiniz? kara kutu telefonlarınızda sırlarınız var mı?
Bu hafta için benden bir film tavsiyesi olsun.
Güzel bir hafta dilerim.


iki hasret daha başlar..



Güneş ,pamuk kadar beyaz ,öbek öbek geçen ,küçüklü büyüklü bulutların arasından bir görünüp, bir kaybolsa da hava yine sıcak.Dışarıda hafif serin bir rüzgar var, ama arabanın içine fayda etmiyor.Lacivert asfalt yol, iki yanında yeşilin en güzelinden tonlarla boyalı ağaçlarla ,tek tük geçen araçlardan çok kaldırımında yürüyen gençlerle dolu. Arabanın camını iyice indirip, unuttuğumuz dörtlüleri yakıyorum.Baba dışarıda kendine bir ağaç gölgesi bulmuş, iki eli belinde ağaçların içinde kaybolmuş, 3 katlı binayı seyrediyor.
Erkek çocukları genelde/hemen hepsi/ bir ellerinde çektikleri ,tıka basa dolu büyücek tekerlekli bir bavul, yine iyice doldurulmuş sırt çantası,diğer ellerinde bilgisayar çantası ve kulaklıkla tıngır mıngır geliyor.
Kız çocukları genelde/hemen hepsi/ arabayla ,kutu ,koli,hurç,torbalar,ve tabii en az iki bavul ilavesiyle giriş yapıyorlar.Çoğu ya taksi ya aile arabası hatta kamyonet tutup geliyor.Kızlar yurda sanki yerleşme babında, erkekler ilişme babında geliyor  gibiler.
Yine de hepsi bir mahsun mu ne? İlk günler zor geçer , hasret çöker eminim yüreklerine.Mutlaka ana/babalar tembihlemiştir''Varınca ara, unutma'' diye.
Unuturlar.Gerçi benimkiler alıştı. Oğlum artık dördüncü senede, kendiliğinden
''Bindim vapura,indim terminalde'' falan diye mesajlarını ihmal etmiyor.
Bizim isteğimizde o zaten.Sadece haberdar olmak.Çünkü ana babalık,birazda, çocuklar yetişkin olma yolunda olsa bile, hep bir endişe, hep bir merak içinde bulunma hali.
Tek bir isteğim var /beni haberdar etmeleri dışında/;
Yolları açık olsun, bahtları güzel olsun,başarılı olsunlar ,mutlu olsunlar.
Bizim okul /gurbet sezonu da ,güzel bir hafta sonunda ,böylece açıldı.

haftaya karışık başla

9 eylül ,yeni bir haftanın ilk günü.Bu günü özel kılan şeylerden biri ''İzmir'in düşman işgalinden kurtarılması''Hep öğretilen tabiriyle''Düşmanın denize dökülmesi.''İzmirlilerin bu mutlu gününü kutluyorum.Mustafa Kemal Atatürk'ü,silah arkadaşlarını bir kez daha minnetle anıyorum,makamları cennet olsun.
 Memleketimizi ,insanlarımızı uzun yıllar bir arada görmek istiyoruz. Şu satırları yazarken ,yakındaki okuldan İstiklal Marşı'mızın çalındığını duyuyorum. Okullar bugün dersbaşı yaptı. Yakınımızda bir anadolu lisesi ,bir de özel okul var. Sık sık neşeli öğrenci sesleri, hopörlörden gelen boğuk öğretmen sesleri,zil sesleri,servis kornaları duyuluyor.Canlı bir muhitteyiz. İstanbul zaten capcanlı.
Baksana yıllardır hep düşündüğümüz ,gece neden toplu ulaşım yok? sorunu yeni belediye başkanıyla çözülünce gördüler ki gece yolcusu binlerceymiş. Metrolar tıklım tıklım gidiyor ,geliyormuş.Yani büyük bir ihtiyaçmış bu. O kadar çok insan yaşıyor ki taksicisine de yeter, minibüsçüsüne de.Toplu ulaşım sabaha kadar olmalı.
Bir de güvenli yaşıyoruz, diyebilsek. Gencecik, yetişmiş, anababanın gözbebeği evlatlarımızı tinercilere, bağımlılara kurban etmeyeceğimizden emin olsak. Beyoğlu'nun orta yerinde , toplu ulaşım durağında üç erkek can güvenliği olmadan tramvay bekleyemiyorsa, hangimiz bekleyeceğiz? Artık güvenlik güçleri,sadece siyasetçileri değil halkı da korusunlar, evlatlarımızı korusunlar.
Bu konuda yazmak istememiştim. Hangi konuda yazmak istemiştin ,derseniz.
Biraz olumsuz duygularla geçti bu hafta sonu.İyi şeyler ,umutlar tükenmesin desek de bazen yaşadıklarımızdan ziyadesiyle duyduklarımız bizi tüketiyor. Geçenlerde ''The Great Hack''diye bir belgesel izledim. İnsanların sosyal mecralar aracılığı ile nasıl istenildiği gibi yönlendirilip, hissettirildiği,öyle sandırıldığı ile ilgili.Çok etkiledi beni.Farkındaydım ama belgeli, şahitli falan anlatılınca nasıl bir kobay sürüsü olabildiğimizi anlayınca bir fena oluyor insan.
Onun için diyorum ki kendimizi bu sosyal medya denilen olayda, fazlaca kaptırmayalım. Seçimler için bu işleri kullanan her şey için kullanır.
Mesela kadın koymuş''Tereyağı ile yoğurt mayalama'' Yani nasıl? Olur mu? Yıllardır kimseler duymamış da sen mi buldun bunu.Hayır eşim ısrar edince denedim ,birde:)) Tabii ki tutmadı.Yorum yazdım, tutmadı ,diye.Bıraksan çemkirecek.Sal gitsin dedim.Kabahat sende.Kırk yıldır bildiğin anan-baban usul varken tereyağı ile yoğurt denersen, olmaz tabi.
Yani dediğim her şeye atlamayın :)
Çok ortaya karışık oldu ama,kafam da karışık zaten, bu günlük herkese en güzelinden bir pazartesi günü diliyorum.İyi haberler alacağımız günler bizimle olsun.
Şükürler olsun:)



ağaç ev sohbetleri



yeni blog komşuları .EDİSCHAR (tık tık)    ve TAHA(tık tık) haftalık konu başlıkları açarak yeni yazılara,yeni fikirlere, düşüncelere yol açmak istemişler.Buralara biraz can gelsin demişler.
Ne de iyi etmişler.
Bunu bir ağaç evde toplanılıp, hep beraber zaman geçirilen, herkesin yazılarını paylaştığı bir ortam gibi de hayal etmişler.
Ne de iyi etmişler.
Konuyu da her gün yazılsın diye değil, haftalık olsun, demişler.Pazartesileri seçmişler.
Bunda hele, pek iyi etmişler.
Çünkü bazı etkinlere dahil oldum, her gün yazmak hakikaten hem zaman, hem konu ,hem ilham açısından bunaltıcı olabiliyor.Tıkanabiliyor ,yazmaya mola vereyim diyebiliyorsunuz.
İlk Konu;
Televizyon izliyor musunuz?İzliyor ve izlemiyorsanız ,neden?

Televizyon programlarını seyrediyor, sevdiğim dizileri severek takip ediyorum.Ama evde TV genelde gündüz açılmaz /sadece sabah önemli güncel bir program varsa açıyorum.Akşam haber saatlerinden itibaren açıktır.Kaçırmadığım haber programları vardır.Diziler varsa ,özellikle açıktır. Yaz aylarında pek yüz verilmez, çünkü pek seyre değer  program olmaz.
Yani seviyeli bir birliktelik var TV ile bizim ev ahalisi arasında.Öyle pek bağımlısı yok.Zaten günümüzde telefon bağımlılığından Tv bağımlılığına fırsat yok ki.TV açık bile olsa herkesler elindeki telefon ekranına kilitli.
Tabi şimdi TV'ler internetle birlikte olunca bazı internet kanallarını da TV'den izlemek, küçücük telefondan izlemekten daha iyi oluyor.
Her şeyin olduğu gibi TV'lerinde zamanla gelişen/değişen bir modası var. Bir zamanlar açılışla izlenmeye başlanır, Bayrak çıkıp İstiklal marşı okununca kapanırdı.Şimdi Tv'de ''dizi izlerim'' ''Belgesel izlerim'' '' yarışma /spor izlerim''
vs. gibi ayrımlar yapabiliyoruz.
Zamanla tamamen hayatımızdan çıkar mı? Sanmıyorum.
İnsanlar bulmuşlar bir kere ,kitap sayfaları gibi, ekran görüntüleri de hayatlar boyu var olacak,diye düşünüyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...