anne böreği (böyle de kabarılmaz ki)



Yufkacıdan aldığım yufkalardan üçünü buzdolabına atmıştım.Aslında yufkacımız hemen iki sokak üstteki küçük meydanda.Dolaba atmama gerek kalmıyor, lazım oldu mu bir koşu alıp geliyoruz.  Bize büyük kolaylık oluyor.Bu gün bir börek yapasım gelince ,dolaptaki yufkaları kullanayım da fazla beklemesin buzlukta dedim, hani orada duracağına, midemizde dursun misali.
Doğaçlama ortaya çıkan, elde olan malzemelerle yapılıvericek bir börek ;
🍴3 adet yufka,
 🍴2 adet yumurta,
🍴1 su bardağı süt,
🍴3/4 su bardağı sıvı yağ,
🍴1 su ardağı maden suyu,
🍴2-3 çorba kaşığı yoğurt (sulu tarafından)

İç malzeme;
 🍴beyaz peynir + maydanoz ( ya da kıyma kullanabilirsiniz)

Büyük kare bir borcam kullandım pişirmek için. Bir tam yufkayı en alta serdim.
Diğer yufkaları parçalayarak ,aralarına sıvı malzemeleri çırparak hazırladığım sosla ,ıslattım. Ortasına peynir+maydanoz karışık harcını serdim.Tekrar yufka parçaları, en üstü bohça misali alttaki yufka ile kapattıktan sonra, bıçakla kare kare keserek dilimledim.(Kat aralarını çok fazla ıslatmanıza gerek yok ,çünkü+) Kalan sos ve maden suyundan kalanı da böreğin üzerine boca ederek, buzdolabına dinlenmeye bıraktım. Bir gece bekledi dolapta kendisi. Üzerini kaplayan ,taşan sosu iyice çekti.
Ertesi gün 180 derece ısıda fırında misler gibi pişti.
Bir oldu ki ,bir kabardı ki peh! içide yumuşacık,sanırsın su böreği mübarek.
İster kahvaltıya, ister çayın yanına ya da yemeğe her tür gideri var bu böreğin.
Ne de olsa anne böreği..
Ben yaptım diye söylemiyorum ,çok güzel oldu.

Ağız tadınız yerinde olsun,
güzel pazarlar...

eşleştirme mimi??

(@mehtap_altnrd ..İnstagram)
 Sevde'nin Şiirleri blogunda başlayan eşleştirme mimi soruları cevaplarımdır.

soru 1) Hayat sizce nedir?

         Hiç bir müdahalemizin olamadığı,''gelmek ister misiniz?''diye sorulmadan  aniden,seçmediğimiz bir rahme düşüp ,gelişerek ,doğumla başlayan, aynı şekilde yine, ''gitmek ister misiniz?'' diye sorulmadan, nerede, nasıl olacağını bilmediğimiz bir şekilde ölümle sonuçlanan bir süreç.
         Bu iki nokta arasında dünya bize neler yaşatacak ,neler tanıyıp, neler göreceğiz o da belirsiz. Belirlemek için yanımıza umut, hayal, sevgi, aşk, tutku,hırs,merhamet,vicdan ,akıl, duygu,haz,gözyaşı,kahkaha gibi gibi,  ne gerekirse verilmiş.Şükür..

soru 2) Sen nasıl bir insansın ?(Olumlu-Olumsuz)

          Kendimce iyi olarak anılmak isteyen bir insanım. İnatçılığım, suratsızlığım, sulu gözlülüğüm yaş aldıkça azaldı. Biraz evhamlıyım özellikle evlatlar konusunda. Bir çok hatayı, olumsuzluğu hoşgörebilirim.😇 Kolay kolay sinirlenmem.Saysan sayılır gerçek manada sinirli olduğum anlar.Gülümsemeyi,gülmeyi severim.Olumlu yanlarım bunlar.Bazen de ufacık bir şeyi asla unutmam, kestirip atarım,
olmazsa da sündürür dururum😐.
             

soru 3) İnsanlar sizi hiç üzüp kırdı mı?
Off kırmaz mı hiç?😞  Üstelik genelde en çok canınızı yakanlar, en çok yakınınızda olanlar oluyor.
       ama bu soruya daha zor bir ek soru olmalıydı;
      -Ya siz , insanları hiç üzüp, kırdınız mı?

soru 4) Sizce dost nedir?
       Uzun yollarda yanınızda olandır. Derdinizi açtığınızda ,onda kalacağını bildiğinizdir.Yanında ağlayıp, kahkahayla gülebildiğinizdir.Küsemediğinizdir.
Ömürlüktür .

kitap isimlerinden cümleler yapmaya ,var mısınız?



'Beyaz Zambaklar Ülkesinde yaşayan, Mücella tam bir Aşk Uykusuna yatmıştı.
Yedinci gün de geçip gidince, Hasret bir Gölge gibi üzerine düştü.
Su gibi Toprak gibiydi onun için. Kısmet İşte , Hippi Ruhların Kaderi idi belki . Aldatmak nedeniyle, Aşka Şeytan Karışmıştı .
İsyan Günlerinde Aşk, sadece 11 dakikadan ibaretti demek..'

Baktım benim cümleler aldı başını gidiyor.Kütüphanenizdeki kitaplardan anlamlı cümleler oluşturuyorsunuz. Olayın özü bu.Ben yapamam dedim ama başlayınca patladı gitti, yazdıkça yazasım geldi.Hatta cümleler kafamda hikayeye dönüştü. Güzel bir oyunmuş. Sevgili Handan ve Mavianne de görünce bende katıldım. Aslında instagramda başlamış bir meydan okumaymış. Arkadaşlar bloglara da taşımışlar.İyi de yapmışlar. Kitap dizerek  anlamlı cümleler oluşturmak, mim olayının esasını oluşturuyor.

Kolay görünse de uğraştırıyor,
hadi bakalım bu yazıyı okuyanlar sıra sizde?
var mısınız?

niyetimizde yoktun Şampiyon..


Yine ,yeniden, yağmurlu ,gri mi gri bir İstanbul sabahından merhaba.Yağmur çok şiddetli, lodosta üzerine tüy dikiyor. Yılbaşı ertesinden beri süregelen influenza yani domuz gribi vakasını atlatmış görünüyoruz. Günlerdir  karantinaya aldığımız bedenlerimizi, bugün dışarı attık. Sömestre tatilinde gelecek evlatlar için market alışverişiydi amacımız ki evde kaç gündür hiç izlemiyor muşuz gibi sinemada  bulduk kendimizi. Şampiyon filmini herkesler izledi ,biz de eksik kalmayalım ,dedik.En yakın AVM'nin tertemiz salonlarından birinde ilk seans gösterimde Şampiyon'u izledik. Filmin oynadığı salona ,çocukluğumun hayranı olduğu yıldızı ,Türkan Şoray 'ın adı verilmiş. Yanıma kağıt mendil paketimi almıştım.Çantamdan çıkarıp, cebime sotaladım .Malum herkes filmin çok duygusal olduğundan bahsediyor. Beni oyuncular ve film ağlatmadı ama en son gerçek Halis'in konuşma sahnesinde gözlerim dolu dolu oldu. Güzel bir film. Konusunu ve gerçek hayatta, filme konu kişilerin yaşamlarını anlatan video izlemiştim.Başarıların ardında saklanmış, bir kaybetme öyküsü.
Gittiğimiz AVM sinema salonlarında, ilk iki seans film gösterim ücretleri 9.-TL.
Yaşlandıkça pinti olucam diye korkarım bazen ama, bu yılın önümüzdeki günlerinin zor geçeceği , ayağımızı yorganımıza göre uzatmamız gerektiği söylendiğine göre , dikkatli olmakta fayda var. Yüzde 10 zamlı maaşlarla tabii ki indirimli film seanslarını takip etmekte beis göremiyorum.
Son günlerde sinema salonları ile ilgili bir kriz var.Sinemacılıktaki tekelleşmeye karşı olan bazı yapımcılar, filmlerini vizyona sokmadılar.(ki merakla beklediğim filmler vardı) Konu ,yöneticilerin sinema ve filmlerle ilgili bir yasa hazırlamasına kadar uzadı. Mısır bahanesi oldu baştakiler sinema konusuna da el attı (tabii ki mecburen),gibi görünüyor uzaktan bakınca.
Film çıkışı ,Avm içerisindeki markete gidene kadar biraz yürüdük. Sinema bir uçta, market taaa diğer uçta. Hafta arası fazla kalabalık yok, etraf sakin. Hava soğuk , ıslak sokaklardan kaçan insanlar çoluk çocuk AVM meydanında dolanıyor. Devasa yılbaşı ağacı , pırıltılı süsler henüz yerli yerinde durmakta. Kardan adam maketinin arkasına geçip resim çektirmek için, sıra oluşturmuş çocuklar.En neşeli grup çocuklar zaten.Analar kanepelerde, bir göz çocukta diğeri cep telefonunda oturuşuyorlar. Ellerinde alışveriş torbalarıyla mağaza kapısı önünde bekleyen eş-sevgili profilleri her zamanki yerlerini almışlar.Her mağazanın kapısında var bir- iki.Yaşlısı genci ,içerde giysileri talan etmekle meşgul eşleri öfleye pöfleye bekliyor ,diyeceğim, ama neyseki artık cep telefonları iyi bir oyalayıcı.
Sonunda markete ulaştık.Alışverişi yaptık.Kasada ;
-Poşet ister misiniz?( saklamış çekmeceye)
  diye sordu, kasiyer kız.
-Alışveriş arabasını otoparka götürebilir miyiz?
  diye sorduk, biz.
-Tabi,
  dedi.
-Kalsın o zaman .
  dedik.
Arabamızın bagajında emektar pazar arabamız ve bez poşetlerimiz vardı  nasılsa.
Tıngır mıngır market arabasını iterek doğru  otopark gittik.
Ve,
sileceklerin yetişmekte zorlandığı yağmurla birlikte, evimizin yolunu tuttuk.


roma


hava soğuk, hemde buzz gibi.düşün İstanbul'a kar yağıyor . sıcak evde otururken soğuktan şikayet etmeye hiç hakkım yok.dışarda aç açıkta olanlara allah yardım etsin. diziler yok , filmlere sardım ama nedense kendime hiç uygun olmayan film seçmelerine doyamıyorum.
buyrun Roma..

Yönetmen Alfonso  Cuaron'un , kendi çocukluğunun geçtiği yerlerde yaşananları anlattığı bir film ,Roma.
1970' lerde Meksika'da Roma mahallesinde bir evde geçiyor.Ev ahalisi dört çocuk , anne-baba, iki hizmetçi, arada bir gelip sonra temelli yerleşen bir anneanne ve bir köpekten mütevellit.Evin hizmetçisi Cleo evin tüm işlerinden ve çocuklardan sorumlu. Olaylar genelde Cleo odaklı anlatılmış. Evin hanımı Sofi doktor olan eşi tarafından terkedilince destek için annesi yanına geliyor. Bu arada Cleo'da hamile kaldığı için sevgilisi tarafından hakaretlere uğrayarak terk edilince, evde tam bir kadın dayanışması baş gösteriyor.Ailenin kadınlarının maddi, manevi sıkıntıları rutin yaşamları içerisinde anlatılmış. Arka planda Meksika'da yaşanan depremler, ayaklanmalar, protesto gösterileri, kültürel ve sosyal yaşam aile ile ilişkili olsa da olmasa da, bir şekilde yer almış.
Uluslararası alanda pek çok ödül sahibi olan Roma, duygusal bir film.
Siyah beyaz çekilmiş. Gözümüz renkli filmlere alıştığından ,seyrederken başta bir tuhaf geldi, sonra alışılıyor.
Film 2 saatten fazla sürüyor.
İzlerken hep ekstra bir şey olacak mı? diye bir beklentiye girsem de film bu beklentimi karşılamıyor.
 Roma filmini izleyecekseniz eğer ,bu kadar bahsi geçmesinden dolayı, aşırı bir beklentiyle seyretmeyin derim.

bu bir beğenemedim yazısıdır..


Oyuncularını beğendiğim için izlemek istediğim İstanbul Kırmızısı filmini  nihayet izledim. İzledim de bir seyirci olarak hiç beğenemedim. Yönetmenliğini Ferzan Özpetek'in yaptığı filmde Tuba Büyüküstün, Nejat İşler, Halit Ergenç, Mehmet Günsur gibi oyuncular başrolde  yeralıyor. Başkaca ünlü pek çok oyuncu var.  Hani sadece onları seyretmekle idare edin diyeceğim. Ferzan Özpetek'in romanından uyarlanmış. Belki kitap uyarlaması nedeniyle konu böyle havada kalmış.
Başından feci bir ailevi olay geçen Orhan Londra'ya yerleşip orada yaşamaya başlamış. Sonra arkadaşı Deniz'in yazdığı bir kitap için İstanbul'a , Deniz ve ailesinin yalısına geliyor.Ailede bu arada yalıyı terketmek üzere. Deniz kitap'ta çocukluğunu, arkadaşlarını yazmış.Yazdığı kişilerden biri de Nevval. Orhan Neval'le tanışınca ondan etkileniyor ama beklemediği bir anda Neval'in evli olduğunu öğreniyor. Sonra Deniz ortadan kayboluyor.Hiç telaşa neden olmayan bu kaybolmadan sonra,kitapta yazılan başka bir karakterle,Yusuf ile tanışıyoruz. Tüm bu yaşananlar ve İstanbul Orhan'ı eski anılarıyla yüzleştiriyor.
.... Film böyle devam ediyor..

İkinci yazacağım film DAHA. Daha ,Hakan Günday'ın  romanından uyarlanmış. Ahmet Mümtaz Taylan, Hayat Van Eck paylaşıyorlar.Yine Tuba Büyüküstün rol almış(Eş torpili mi bilemiyeceğim). Onur Saylak Yönetmenliğini yapmış.Bir kaç arkadaşım önermişti, konusu gerçekten etkileyici, gerçekçi,bunaltıcı, düşündürücü, üzücü hatta kahredici.Belki daha başka duygular da yaratıyor.İnsan kaçakçılığı üzerine bir film.Bir baba oğul hikayesi. Bir hayaller başka, gerçekler başka  hikayesi.İnsan hayatının ucuzluğu hikayesi.İnsanların ne denli vicdansız olabildiğinin hikayesi.İnsanların çaresizliğinin hikayesi.
Böyle bir konuyu zaten karamsarlık yaşamadan izleyemez, sonunu da iyiye bağlayamazsınız. Bağlanmamış da zaten.


Daha önce de  bazı izlenim yazılarımda belirttiğim gibi, ben sonu açık bırakılan kitap,film, dizi hiç sevmiyorum.
Sonu kötü bitenleri de sevmiyorum. Benim tercihim bu yönde.. Hayatın hep mutlu geçmediğini biliyoruz, bari seyrettiklerimiz mutlu sonlansın😊



(Onun için kumandalarla ( BKNZ:Black Mirror  )  film gidişatlarına katılma fikrini çok sevdim.)

sağlık olsun ama paran da olsun(bu devirde)

Şehriye teyze tam bizim apartmanın karşısındaki evde oturuyor. Sokağımızın bahçesi olan tek müstakil  evinde. Teyze dediğime bakmayın,ağız alışkanlığı işte. Yaşı bana göre öyle çok değil, altmışların ortası.Kendisine de çok iyi bakar, yaşsız insanlardan.
Ama hey hak, ruh belki genç ama beden kullandıkça eskiyor, tabii ki arıza moduna geçiyor arada. Geçen sabah  telefon açtı bana. Bu arada benim ev telefonum ve Şehriye teyze'nin ev telefonu hala duruyor. Kapattırmaya kıyamıyorum. Artık sayılı kişilerde kaldı ev telefonu. Mesela bizim evin ev telefonunu, iki kişi çaldırıyor; biri kendi teyzem ,diğeri Şehriye teyze. Annemler bile kapattırdı, niye boşuna para vericez, diye.
Çalan ev telefonunda  Şehriye teyzemin sesi çınladı;
-Aloo, hııh evde misiniz?diye çaldırayım dedim, kahveyi koy, geliyorum.
Bu gün doktora gidecekti diye biliyorum, havadisler var galiba ,dedim kendi kendime. Bacakları ağrıyor, özellikle sol bacağım diyor ,başka da bir şey demiyordu son aylarda.
Bir vakit sonra geldi oturdu cam kenarındaki berjer koltuğa.Kahvelerimizi de yaptım.Şekerli içer, birde yanına mutlaka tatlı bir şeyler sever.Artık kuru meyveymiş, çikolataymış,lokummuş ,ne varsa.
Ağrıyan bacağı için bir arkadaşın tavsiyesi ile bir ortopedi profösörü bulmuş,sabah erkenden ona gitmişler kızıyla. Doktorun çalıştığı hastanede taa karşıdaymış, ünlü bir hastane zincirinin en son açılanlarından.
'Aman ne hastane 'diyor, sanırsın 7 yıldızlı otelmiş. Kapıda aracını bile kendin park edemiyorsun,valeler alıyor,onlar parkediyor.
Höpürdeterek kahvesinden bir yudum alan Şehriye teyze alı al moru mor ,anlatıp duruyor;
- Ay anacım bu devirde doktor olucan, adını da duyurdun muydu, gelsin paralar.
- Eksik olmasınlar yine de.Bir yerimiz ağrıyınca koşturup gidiyoruz,sistem böyle onlarda hakkını alıyor.
 - Sağlık bu kızım herkes en iyisini hakeder. Parası olana iyi muayene ,en iyi olanaklar, olmayana 'e hadi ömrün buraya kadarmış'
Havadisini patlattı sonunda
 -Muayene falan tamam, zaten ben her tetkikimi götürmüştüm, ekstra bir şey yapmadı,baya da bilgilendirdi. Ameliyat dedi.Şartmış.Merak ettim tabii;
 -Eee bu bize kaça çıkacak doktor bey dedim,.Yaşı da bana yakın haa. Ne dese beğenirsin;
-Paket fiyat 80.000.-TL(seksen bin)
benim kıza kaş göz ettim, hemen toparladım pılımı pırtımı kalktık.Ayol zaten muayeneye 700 -TL bayılmışım, birde bu fiyatlar yeni yılda zamlanacakmış.
100.000.-TL olur artık.
-Bak yine sinirlendim, diye kahvesinden bir yudum daha aldı.
-Muayenesi 700 TL mi???! baya pahalıymış.
-Evet bir şey de yapmadı, kilo ,boy ölç, iki kontrol bol bilgi.İnternette yazıyor onlar , diye mırıl mırıl söylendi lokumu ağzında çevirirken.
 Benim  Civelek bile susmuş dinliyor ki iki kişi konuşurken ,herkesten çok cıvıldayıp,şakır mavi tüylü miniğim.Sever Şehriye teyzesinin muhabbetini,o konuştukçe ,civelek daha çok öter.Didişirler genelde. Bu gün o bile şaşırmış gibi tıkır tıkır kafeste dolanıyor.
-Protez mi takacaklar, araba mı satıyorlar anlamadım.Ahh ahh bu memlekette paran kadar sağlığın var kızım, dedi. Çok para verirsen en iyisi, yoksa Allah ne verdiyse. Neyse araştıracağız, mutlaka daha iyi doktorlar, daha iyi hastaneler,daha uygun fiyatlar vardır. Bakacağız artık.Bu tecrübe oldu...
Kahve de pek iyi geldi, ellerine sağlık ..Hadi açta TV 'yi Çağla Şıkel'e bakalım kim çıkmış, ne anlatıyor...
🚑
Sağlık sorunları ile paranın ilişkisi son dönemlerde ne kadar çok arttı.Sağlık Turizmi diye bir kavram var artık mesela. Hastanelerde yabancı hasta danışma masaları kurulmuş. Turizm, eskiden gezmek görmekti, şimdi paralı hastaları çekmek amacıyla farklı bir tanıma daha kavuşmuş. Haksız mı Şehriye teyzem, paran varsa ,sağlığın da var ,diye düşünmekle.Aile hekimine gidersiniz yüzünüze bakmaz,ilaç yazar sadece.
Büyük büyük özel hastaneler bilmem kaç lira paralar ister. Devlet hastanelerine gitmek istersiniz, bilmem kaç gün sonraya gün verirler.Zaten kalabalık sizi daha çok hasta eder. Sağlık hizmetleri ,devletin her vatandaşına eşit koşullarda, eşit imkanlarda sunulabilmeli.Devletin en önemli iki işi ; bir eğitim ,iki sağlık olmalı.
Hem de en iyisinden..

Velhasılıkelam, bu son hafta içerisinde sağlıkla ilgili farklı bir kaç olay yaşadım.Hepsinde de ayrı manzaralar gördüm,ayrı deneyimler edindim.
Yine de şifamızı bulduk ,tedavilerimizi olduk .Şükürler olsun.
Allah beterinden korusun.
Sağlığımıza çok iyi bakalım.
Çok çook iyi bakalım.

dipnot: Anlatım kurgu olsa da olay ve fiyatlar tamamen gerçeği yansıtmaktadır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...