Elma ve Tarçın

Elmalı Kek
En sevdiğimiz elmalı kek;
*2 yumurta 
* 1 su bardağı toz şeker;
iyice çırpılacak .Yumurtalar kesinlikle oda ısında olmalı.
 
*1 çay bardağı yoğurt
*125 gr eritilmiş tereyağ 
Sırayla,önce yoğurt, sonra yağ, koyu boza kıvamına gelmiş yumurta şeker karışımına ilave edilir ,çırpmaya devam.

*2 su bardağı un 
*yarım paket kabartma tozu 
*vanilya
Elenerek, sıvı karışıma ilave edilir.Hamur küçük bir cam kalıba yayılır. 

*1 büyücek elma
ince ince dilimlenip,hamurun üzerine dizilir. Önceden ısıtılmış 170 derece fırında 20 dakikada çayın yanına ikram edilmeye hazır hale gelir.

Ağzınızın tadı bol olsun, afiyet olsun.

Azizler , izlediniz mi?


 Filmin oyuncularının isimlerini okuyunca, seyretmek için sabırsızlandım. Kimler yok ki; Engin Günaydın, Haluk Bilginer, Binnur Kaya, İlker Aksum, Fatih Artman,İrem Sak,Öner Erkan.. Hatta Halit Ergenç ve Bergüzar Korel bile var bir sahnede. 

Ancak beğendiğim bu kadar oyuncu ile çevrilen  film, bana göre çıkmadı. Bir takım sıkıntılı, üzücü insan yaşamlarını, araya komedi katmaya çalışarak anlatmak istemiş filmi yapanlar. Ama komedi, komedi gibi değil. Evet bu da kara mizah denilen bir tür ,ama galiba ben bir seyirci olarak açık açık anlatılan konuları seviyorum hele ki film 'komedi 'diye etiketlendiyse. Konuyu dolanan  filmleri izlemek hoşuma gitmiyor. Olayları bilmece gibi anlatmaları ,bu böyle mi acaba, sonunda şöyle mi olacak ki? diye diye bir film izlemek ancak gerilim ve polisiye de heyecanlı oluyor. İrem Sak filmin başından sonuna ''kolye nerde'' dedikçe , bir fena oldum. Anlayana kadar ,bir hal olduk filmi.  

Neyi anlayacağız filmden derseniz, ya da ben ne anlamışım; insanların yalnızlığını, plaza insanlarının ''hoş''luğu , çocukların popüler kültür sonucu ne hale geldiğini, ailelerin çocukların kölesi olduğunu , yalan kötüdür, dostluk her şeydir ama yoktur. Yalnız filmden baya mesaj çıkarmışım ben. Bu sefer sonuna kadar seyrettim çünkü..  9 Kere Leyla'ya dayanamamıştım. Filmde bir çocuk var, evlerden uzak. Abartıda son nokta. Yalnız çocuğa doktorun koyduğu ''Denyo'' teşhisi , bu da espri mi, ne oluyor yani, bu ne  şimdi, falan dedirtti. Kolye nerde, kolye nerde, diye başlayacaktım bende ..

 Eşimin son cümlesi ,

-'' sabah sabah seyrettirdin bana bunu ya!!''  

ile ''The End'' oldu film.

Beğenenlerde vardır , bu benim düşüncelerim, emeklerine sağlık diyelim, sinemacıların . Filmler ve diziler olmasa, bu evde kapalı günlerimiz çok daha kasvet içerisinde geçerdi ,eminim. Ben yine ,dizilerime devam edeyim. Ozark'ı izliyorum, 1. sezondayım..



Ağaç Ev Sohbetleri #73 ( Köyde Okul)

Konu; Eğitim. 

          Sizin okullu olduğunuz zamanlarla günümüzdeki eğitim öğretimi kıyasladığınızda neler düşünüyorsunuz? Nelerin değişmesini ya da nelerin gelmesini istersiniz? İlkokul öğretmeninizi hatırlıyor musunuz? Unutulmayan yönleri nelerdi?Okul yaşamınızda sizi olumlu etkileyen kaç öğretmeniniz oldu,neler yaptılar?

Konuyu gündeme getiren :  Makbule Abalı  


''..İlkokul öğretmenimiz İdris Doğru isimli bir beydi.Çok bilgili,kültürlü,babacan bir beydi. Gerçi arada disiplini kızılcık sopasıyla da sağladığı oluyordu. Aynı zamanda imamlık yapardı. Okul da zaten caminin bitişiğindeydi. Okul dediğime bakmayın, öyle bina canlanmasın gözünüzde. Tek katlı ,büyücek bir salon işte. Salona girişte sol tarafta sıra sıra beş on tahta sıra arka arkaya dizili. İlk sırada kızlı erkekli birinci sınıf öğrencileri, yanındaki dizinde ikinci sınıflar, onun yanında üçler, sonra dörtler işte beşinci sınıfa kadar tek salonda, aynı sınıfta okuyoruz. Duvarda kocaman iki karatahta yanyana asılı. Sağ tarafta öğretmen masasının yanındaki duvarda Atatürk resmi, onun yanında Türkiye Haritası asılı. Salonun orta yerinde kocaman bir odun sobası var. İşte beş sınıfa birden İdris Hoca bu sınıfta ders verirdi. Camii de imamlık yapan İdris Hoca ile yıllar sonra Bursa'da Tophane'de bir camide karşılaştım. İmamlık yapıyordu, vaazını dinlemek nasib oldu..   

İlkokul çağları böylece köyde geçti. O zamanlar Gebze Çayırova'da köy çocuklarının tarım alanında bilgilenip yetişmesini sağlayan, çağdaş çiftçiliği öğreten, sonra da köylerine geri gönderen bir okul varmış. Babam İbrahim ve beni ilkokulu bitirince bu okula göndermek istedi. Babamın bu çabası için Bursa'ya geldik.Tahtakele'de karşılaştığımız Osman Peker ayaküstü sohbet esnasında babamı ikna ederek, bu sevdadan vazgeçiriverdi. Ki hayatımın dönemeçlerinden,yol ayrımlarından biridir. Babamın ikna olmasının en büyük nedeni toprağımızın az olmasıydı. Osman amca ,babama bizi ortaokula kaydettirmesin söyledi. Babamda bizi Temenyedeki ,sanırım hala faal olan, Bursa Çelebi Mehmet Ortaokuluna kaydettirdi. Babam köyde yaşadığı için nerede kalacağımız sorunu vardı.Bu aralarda yeni evlenen Emine halamlar Bursa'ya yerleşmişti. Onun yanında kalabilirdik. Tophane'de Yerkapı'da ,Kaleboyunda bir evde yaşıyorlardı. Hatice ablamda bizimle gelecek bize bakacak, halama da yardım edecekti. Evin bahçesindeki odunluk olarak kullanılan müştemilat onarıldı, boyandı bizim için hazırlandı. Çok karanlık bir yerdi. Emnine halamların komşusu polis memurunun oğlu Coşkun'da bizimle aynı okula gidiyordu. Her sabah üçümüz yürüyerek Temenyedeki okulumuza gidip gelmeye başladık. Benim okul numaram 546 ,kardeşiminki 545 idi. Bu numaralı okul kimliklerimizi aldık. Bize okul için forma aldılar. Tabi dar bütçelerimize göre idi kıyafetlerimiz.Ama,kimin umurunda  yeni kimlikler, yeni arkadaşlar, yeni kıyafetler bizim çok çok hoşumuza gitti. 

Ortaokulda sosyal yönlerim çok iyiydi. Törenlerde şiirler okurdum, izcilik grubuna katıldım.Halamın torunu Zeki'de benimle aynı okula gidiyordu. O zamanlar sınıflar odun sobası ile ısıtılıyordu.Zeki ile birlikte odunluktaki kısa kesilmiş odunları ,sobaya atılacak hale getirirdik. Tahminen üç ton kadar vardı odunlar. Bunun karşılığında bize elli kuruş vermişlerdi. Ortaokul yıllarım maddi olarak türlü zorluklar içinde geçti.Ama bir hayalim vardı. Ortaokulu bitirip  Işıklar Askeri Lisesine girebilmek..''

M.Albayrak


 Eğitim konusunda hem  öğrenci olarak kendi dönemimi ,hem veli olarak çocuklarımın dönemini kıyaslayabiliyorum. İnanın en çok değişen, en düzensiz, en deneme tahtası gibi olan dönem ;çocuklarımın dönemi. Şimdi yaşananları hele hiç konuya karıştırmıyorum. Ayrı bir alem.

 Bir de yukarıda okuduğunuz babamların dönemi var.Günümüzün sorunlarını ,daha yakından yaşayanlara öğrenci ve velilere bırakıp, konu için daha eskilere gidip, oradan kıyas yapmak istedim. Bir nevi zaman yolculuğu ile bu sorulara ben değil babamın anıları  olsun cevabım..

Uyandırılmış Toprak 2. cilt :Don Kıyısında Hasat

Epeydir elimde olan kitabımı bitirdim. Mihail Şolohov'un  Uyandırılmış Toprak  isimli romanının 2. cildi de bitti. Biraz ağır okudum ne de olsa 543 sayfa.Sindirerek okumak gereken bir kitap. 
Birinci ciltte Stalin isimli kolhozun (ortak tarım yapılan birlikler) kurulduğu Gremyaçiy Log köyünde hayat normal akışına kavuşmuş, insanlar nihayet kooperatifleşme olayına alışmış, ortak tarım ve hayvancılık uygulanmaya başlanmıştır. Artık bu kitapta köy halkının insanlarının hayatları,aşkları,hırsları, köyün yaz aylarındaki güzelliği, tarla çalışmaları, ahalinin birbiri ile olan ilişkileri ayrıntıları ile anlatılmış. Romanın ikinci cildi ,birincisine göre daha güzel ,daha akıcı, su gibi gidiyor. Anlatılanlar eğlenceli. Tasvirler inanılmaz.Hiç bilmediğiniz bir coğrafyayı, gözünüzün önüne resmediyor. Fakat roman kahramanı için kitap pek güzel bir sonla bitmiyor. Hüzünlü bir son.
Usta bir yazar okumanın keyfini çıkardığım bir kitabı bitirdim, şimdi sırada başka bir  Nobel ödüllü kitap var..
  
Mihail Şolohov: 1905-1984  Annesi bir Kazak, babası Orta Rusya'dan. İlk hikayesi 19 yaşındayken yazdığı 'Doğum Lekesi'. İlk romanı 1. Dünya Savaşı ve İç Savaş yıllarındaki Kazak'ları anlattığı Don Hikayeleri. Aynı yıl yani 1926 da en ünlü romanı 'Ve Durgun Akardı Don' adlı romanı yazmaya başlamış ve 14 yılda bitirmiş. Stalin Nişanı'na layık görülmüş. 28 yılda yazdığı 'Uyandırılmış Toprak' isimli iki ciltlik romanı ile de Lenin Nişanı 'nı verilmiş. Nobel Edebiyat Ödülü'nü 1965 yılında almış.