asla mı asla bir MİM ;



Asla Yapmadım;
inatçıyımdır, yapmam dediysem, yapmamışımdır.

asla itiraf etmem;
şişşt herkesin bir sırrı olabilir.Söylemem..

asla dememeli;
çocukları bunaltmamak adına, devamlı şunu yaptın mı ,bunu yaptın mı  dememeli..


asla söz etmem;
hoş olmayan şeylerden..


asla gitmem;
Temmuz-Ağustos sıcağında güney illerimize..

asla bitmesin;          
mavi gökyüzünün beyaz pamuklu bulutları..

asla yemem;
bakla..

asla hazetmem;
çıkarcı insanlardan, emrivaki işlerden..

asla vazgeçmem;
Evlatlarımdan.

asla affetmem;
Rahmetli Yıldırım Gürses'in güzel sesiyle söylediği;
Ateş olup yaksan da ,gonca güller taksan da,ahu olup baksan da
Affetmem ASLA seniiii..



sondan başladığım blog komşusu MAİ'nin mim sorularının cevapları işte böyle.Bakarım demiş,  yaparım demiştim.Ne zormuş.Hem yokmuş benim öyle pek ''Asla ve kat'a'' larım.Belki yaş gereği o kadar katı bir insan olmaktan caymışım. Grileri gören tarafım ağır basmaya başlamış çoktan.
Asla kelimesi ağır bir kelime ,hayatımızın her anına bulaştırmadan  kullanmalıyız.
Hayat ,söylediğimiz her büyük lafı bize yedirmesini çok iyi bilir.
Büyük büyük konuşmayalım..Kesin tavırlar koyarken ,az biraz pay bırakmayı unutmayalım..
Hadi bakalım, yapmaya niyetlenenlere kolay gelsin..

şaşırtı ceza



Arada sırada E-Devlet'e girip hesabınıza bir bakın. Umulmadık sürprizler
orada saklanmış olabilir. Biz tatile gitmeden önce, öylesine bakarken
alnımıza şak! diye  bir trafik cezası pusulası yapışıverdi. Tabi pusula falan
lafın gelişi. Sadece araç plakası, anlamadığım rakamsal kodlar ve 108-TL
ceza. Şaşırdık! öyle trafikte fink atmışlığımız yoktur, bu yaşta pek dikkatli
gidip geliriz. Kodları araştırdık ki bizim koda tekabül eden 108-TL bedel,
yanlış park yeri cezasını gösterirmiş..
Tarih 16 Nisan. Tabi bu yaşta hafızayı zorladık
 ''ayol biz 16 nisan da nereye gidip nereye yanlış park etmişizdir'' Aradan üç ay geçmiş.Bahar geçmiş, seçim geçmiş, yaz geçti geçecek.
Üstüne üstlük eşim asla otopark dışına park etmez,valeye vermez. Çıkamadık işin içinden.
Öyle kaldı .Herşeyler affa girer, bizim ki affa da girmez ya ,dursun bakalım böyle yeri yurdu belli olmayan ceza mı olur,diye bıraktık.
Tatil dönüşü şak! bir muhtarlık ihbarnamesi''Geldik yoktunuz'' gibilerinden.
Bu arada biz tatildeyken muhtar face hesabından yazmış;
''Minibüs yolunda kaldırım kenarlarına park eden araçlara trafik cezası kesiliyor,
bilginiz olsun'' ,diye ama bizim evin otoparkı var, bu cadde üzerinde park etmişliğimiz ,en fazla 5-10 dakikalığına o da kırkda yılda birdir.
Gidip muhtardan ihbarımızı alınca ,108-TL 'lik cezanın nedeni fotoğraflarla
elimize geçip anlaşıldı.Uzaktan yakından fotolamışlar güzelce.
Efendim olay yerinde; muhitimizde anlı şanlı reklamlarla, konserlerle açılan bir AVM'nin cadde üzerinde, trafik çizgisi ile park olarak ayrılmış yerinde onlarca,dizili araçtan biri olarak fotoğraflanmışız. Sanırım bir kamera varmış.Yola paralel çekmişiz, önümüz arkamız park halinde, dizi dizi araç. Çünkü orada ne bir park yapılmaz levhası var ne de trafiği engelleyecek bir durum. AVM yeni açılmış,araçlarda ön tarafta ayrılan yere sırayla parketmiş, ancak oltaya takılan balıklar gibi, belki de hepsine artık bilmem ya da biz piyango şanslısına, 108.-TL lik cezalar yapıştırılıvermiş.
Kısa gündeki kar.
Cezamızı paşalar gibi gidip ödedik.İçime oturdu mu oturdu.Evde bulunsaydık ihbarı aldıktan sonra 15 gün içinde yapılan ödemelerden indirim yapılıyor.Ama ilkbaharda kesilen ceza, taa sonbaharda mı gelir kardeşim.
Şimdi gördükçe merak ediyorum ben;
her hafta sonu sahil boyu ,hemde en işlek caddede mangal yapıp piknik yapıcaz diye,çift sıra araç park edenlere ceza kesiliyor mu? diye
Geniş  kaldırımlı,dar cadde ve sokaklarda, banka önlerinde, işyeri, dükkan,
okul önlerinde trafiği felce uğratarak park edenlere ceza kesiliyor mu? diye .
Trafik önemli, kontrol edilsin.
Yola çıkınca ''telefonla konuşmadan araba kullanan ''yok mesela.Herkesin
bir eli direksiyon bir eli kulağına yapışık gibi..
Bunlar da görülsün.
Emniyet kemeri taksın herkes; taksilerin müşterisi, okul servislerinin öğrencileri
özellikle.
Öğrenci demişken,
bugün 17 eylül..
Okullar açıldı,bizim evin önünde bir okul olduğundan bunu en net farkedenlerdeniz. Bir neşe ,bir canlılık geldi sokağımıza.Tüm öğrencilere
başarılar ve zihin açıklığı diliyorum.


Masalını Yitiren Dev

  Ağustos ayında tatilde elimdeki kitabı bitirip, okuyacak yeni bir kitap ararken, komşumuzun;
 ''Bak bunu oku ,seveceksin '' diye verdiği Adnan Binyazar'ın (ki okuduğum ilk kitabı) Masalını Yitiren Dev, isimli romanı yazarın çocukluk anıları ile ilgili bir kitaptı. İlginç bir rastlantı ki bu yaz okumak için seçtiğim kitaplardan ikisi ,
iki ünlü yazarın çocuklukları ile ilgili anılarını anlattıkları romanlar olmuştu. Sanırım uzun zamandır okuduğum en güzel iki kitap da bu iki kitaptı;
Özüm Çocuktur  ve Masalını Yitiren Dev isimli kitaplar .
İki usta yazarda ,Özüm Çocuktur  ve Masalını Yitiren Dev isimli kitaplarında 40'lı 50'li yıllar Türkiyesinden ve yaşanan yoksul hayatlardan bahsediyor.
Biri köy çocuklarının dramını diğeri şehirde de ne yokluklar yaşandığını, öksüzlüğü, yetimliği ,akrabalığı,kardeşliği anlatıyor.
Masalını Yitiren Dev isimli kitapta anlatılanlar çok içli. Çok acıklı bir hayat başlangıcı öyküsü.Hayatın acımasız olduğu kafaya kakılırcasına gerçekçi yazılmış. İçinize işleyecek ,yüreğinizi cız ettirecek, gözpınarlarınızı yaşla dolduracak bir kitap.
Kesinlikle okumanızı öneririm.

Kitabı okuduktan sonra bir gün trafikte kırmızı ışıkta beklerken,bir elinde su tabancası diğer elinde cam sileceği arabaların arasında yalınayak dolaşan çocukları görünce,değişen ne ki, dedim.Sekiz yaşında,altı yaşındaki kardeşiyle babasının  hamallık yaptırdığı Adnan ile günümüzde yalınayak çöp karıştıran , başı bitlenmesin diye kazınmış oğlan çocuğunun farkı ne? Zaman geçmiş ama bazı şeyler her devirde,farklı şekillerde devam ediyor.
Hiç mi gelişmemiş  toplumumuz.
Adnan Binyazar da 14 yaşına kadar okul yüzü görmemesine rağmen ,tıpkı Fakir Baykurt gibi köy enstitüleri ve eğitim enstitüleri sayesinde çocukluğundan çok çok farklı bir yaşama geçiş yapmış. Yazdıkları ile bir çok insana dokunmuş, cümleleriyle gönül bağı kurmuş.
Şimdi o kadar kalabalık bir nüfusa sahibiz ve eğitim-öğretimi neredeyse ''paran varsa var'' dahiline sokmuşuz ki acaba elindeki su tabancasıyla, araba camı silmek için kırmızı ışıkta bekleyen yalınayak çocuk, böyle bir şans yakalayabilir mi ?
mümkünatı var mı?
kim bilir..

yazlık da bir yere kadar

Bir ay gibi uzun bir aradan sonra tekrar İstanbul'a dönmenin hüznünü yaşıyorum.Bir burukluk var üzerimde.Garip bir ikilem.Hem evimi özlemişim,hem oraları bırakmak zor gelmiş.
Yeşillik, deniz, sakinlik ,sessizlikten sonra içine düşülen, kalabalık, gürültü, develi cüceli çirkin bina müsveddeleri,bir hengame,bir curcuna.
Tüm güzel şeyler gibi tatil günleri de çabucak bitip, anılara geçiş yapıveriyor.

Tüm gün mandalinaların ne zaman kızaracağını, incecik dalların o koca ayvaları nasıl taşıdığını, bu yıl bol bol ayva reçeli yapacağımızı konuşmak elbette çok daha cazip. Havada hep ılık bir rüzgar. Bir sabah bahçede  fır fır uçuşan kırlangıçlar ne güzeldi mesela.Coşmuşlardı adeta ,dakikalarca kanat çırptılar bahçede.Böyle alçaktan uçmaları soğukların geleceğinin delaletiymiş. Kırlangıçlar sadece uçuşan böceklerle beslenirlermiş.Ay garibanlar birde gök gürültüsünden çok korkarlarmış.
 Onlar bahçede uçadursun biz, uçuk mor renkli yasemin çiçeğinin kokuları eşliğinde sabah kahveleri içip , telefon aracılığı ile bile olsa :)fallar baktık.
 Komşu evlerin tüm ahalisi gelmiş, torun sesleri bahçelerde, parklarda ,kuşlar gibi cıvıl cıvıl..
Sahil deseniz mavi gökyüzü, mavi deniz ,fışır fışır dalgalar, denizde yüzen balıkları izlemek ayrı keyif.Tam kehribar rengini almış iğdelerle dolu iğde ağaçlarının altında eylül güneşini izlemek ayrı bir duygu.
Yanlarında sıralanmış ılgınlar ,rüzgarlara eşlik eder ,sakin sakin sallanır.

 
 Eylül gelip evli evine ,köylü köyüne dönünce sahillerde hüzünleniyor sanki, yalnızlık çöküyor ,bir dalgalar bir kıyılar ,yapayalnız kalıyorlar.
Evet ,dalga sesleri, yerini trafik sesine, guguk kuşları ve ağustos böcekleri sesleri
yerini martı çığlıkları ve karga bağırtılarına bıraktı.
Ahh ahh.
Gel de sabahları evin önünden geçen simitçinin sıcak sıcak simitlerini arama.
Mangal kokuları, evden eve komşu muhabbetleri,  deniz ve güneş yorgunluğu,
akşam bahçe sefaları, çay keyifleri  daha bir sürü, ufacık ufacık mutluluk anlarını gel de arama. Üstelik çocuklarda okullarına dönünce ,bir yalnızlık da bizim eve konacak.
evet evet kesinlikle;
Yaz mevsimi,tatildeyken güzel.

Not:Bu yine tatil sonrası sızlanma yazısı oldu ama
İstanbul'a alışmak zor anacım.

kızım bana yaş pasta yaptı..


Yaş pasta demek hoşuma gidiyor,çikolatalı pasta,kremalı pasta ,doğum günü pastası falandan ziyade yaş pasta demek bana daha iştah açıcı geliyor.Pasta kekinin, ıslaklığını yumuşaklığını henüz yemeden hissettiriyor gibi.
İnstagramda takip ettiğim ''bloghoneybeetle''dan  bir tarifle yaptık yaş pastamızı. İnstagramdan öncede blog yazarıydı kendisi,yani eski komşulardan.
pasta o kadar lezzetli oldu ki kızcemin elinden çıkan bu güzel pastanın tarifini bloguma da ekleyiveriyim dedim,hem unutmam arada bende yaparım ya da deneyen olur belki.Üstelik instagramda sonradan aynı tarifi bulması zor oluyor.Geçip gidiyor resimler,bloglar öylemi ama..Neysee geçelim tarife;
Şöyle ki keki için;
*4 yumurta,
*1 su bardağı şeker ile çırpılır.
içine,
*yarım çay bardağı süt, katılır.
*1 su bardağı un,
*1 paket kabartma tozu,
*1 paket vanılya,
*3 çorba kaşığı kakao ilave edilir ve son bir kez çırpılarak altına yağlı kağıt serilmiş kelepçeli kek kalıbına boşaltılır. 170 derece önceden ısıtılmış fırında 20 dakika kadar pişirilir.
(Kürdan testi yapıp ,pişip pişmediğini kontrol edin)
Beyaz kreması;
*2 çorba kaşığı un,
*1 kahve fincanı  toz şeker,
*1 paketvanilya,
*1 çorba kaşığı tereyağ ,
*2,5 su bardağı süt ile pişirilerek kreması hazırlanır.ara ara karıştırılarak ılıtılır,
iyice ılınınca içine
*1 paket toz krem şanti konularak kıvam alana kadar mikserlenir.(Un kavurulmadan)
Buzdolabında bir müddet dinlendirilir.
çikolata sos;
*1 tatlı kaşığı nişasta,
*2 çay bardağı süt,
*1 çorba kaşığı kakao,
*Yarım çay bardağı toz şeker, ocakta pişirilir, kaynamaya başlayınca içine,
*200 gr bitter çikolata ilave edilerek, ocaktan alınıp karıştıra karıştıra erimeleri sağlanır.
Ayrı ayrı hazırlanan bu kek ve kremalar, soslar en son aşamada birleştirilir.
Ilınan kek kelepçeli kalıptan alınıp altındaki yağlı kağıt çıkartılır ve tekrar kalıba
yerleştirilir.Üzerine;
*1 bardak süt dökülerek o meşhur yaş kıvama gelmesi sağlanır.Islanan kekin üzerine dolapta bekleyen krema yayılır.Ondan sonrada iyice ılınan çikolata sos dökülerek bir spatula ile pastanın üzeri düzenlenir. Kenarlarını biz tarifteki gibi antep fıstığı ile süsledik.Hindistan cevizi de olabilir kanımca.
Bir gece buzdolabında dinlenen yaş pastamız tam tetimatıyla oldu.
leziz mi leziz..
Yani arada bir yaş pasta da yapıp yemiyelim mi?
Hele ki doğum günümse:) kızım kendi eliyle bana yaş pasta yapmışsa,
nasıl mutlu olmayayım ki..



HALİÇ HATTI

Nasıl yağmurlu ,sular seller götüren bir temmuz ayı geçirdik, inanılmazdı.Bir yandan aşırı nemli ,yapış yapış bir sıcak ,bir yandan köpük köpük bulutlu gökyüzü.Aniden boşalan yağmur taneleri. Hele ki en güzeli ,pırıl pırıl güneşli bir havada aniden bardaktan boşalırcasına yağan yağmurdu.Güneş ışıkları gökten inen damlaları pırıl pırıl parlatıyor, sanki yağmur değil de gökten altın renkli simli,saydam inci taneleri düşüyor gibiydi.
Bizde o gün ,bugün ,diye ertelediğimiz Eyüp Sultan gezisini ayın son gününe
nihayet denk düşürdük. Bizim buradan karşıya geçmek(Anadolu yakasından Avrupa yakasına) baya meşakkatli artık. Belki de biz üşeniyoruz, trafik falan
yorucu geliyor. Ama şu aralar İstanbul'da izin mevsimi çoğu insan tatile, memlekete falan gitti.Kalan sağlar yetiyor kalabalık yapmaya hala ama olsun yinede bir ferahlık seziliyor etrafta.
Arabamızı bu bahar ayında açılan AVM lerden birinin otoparkına çekip metroya
bindik.AVM'nin içinden direkt metroya geçiş var.Bu büyük kolaylık oluyor.Metro Tavşantepe durağına kadar uzadığından, eskiden boş gelen metro oldukça dolu geldi ama her nasılsa kibar bir genç bize yerini verdi, oturarak gitme şansına erdik. Gerci o kayan mavi koltuklarda oturmak marifet istiyor. Bildiginiz gibi daha çok insan ayakta istiflenip yolculuk yapsın diye, oturma koltukları kenarlara tek sıra halinde dizili. Kalın mika ya da plastik gibi bir maddeden, sert oturaklar. Bir de kaygan..Ayol her kalkış ve duruşta herkes birbiri üzerine kaykılıp duruyor.Neyse metrodan in, Marmaray'a geç,Üsküdar'da in, şehir hatları vapuruna geç. Nihayet mavi denizin üzerinde ,boğaz ve sonrası haliç manzaraları ile Eyüp'e doğru yola devam ettik.
(İstanbul gibisi var mı? dedirten büyülü manzaralar)
                        (Deniz kenarı,deniz havası mutluluk ,huzur ve yaz sıcağında                                                      acayip serinlik veriyor)
       (Bizimde gondollarımız,pardon sandallarımız varmış, biraz alaturka ama olsun, zaten biz de alaturkayız.)
Üsküdar -Eyüp arasında Şehir Hatları iskelesinden , her saat başı hareket eden motorlar var. Üsküdar'dan kalkan motorlar ,sırayla Karaköy, Kasımpaşa, Fener, Ayvansaray, Sütlüce ve Eyüp iskelelerine uğruyor.(1,95-tl) Yaklaşık 1 saat sürüyor,geze geze, trafiğe takılmadan seyahat edebileceğiniz ,harikulade manzaralı bir alternatif yol.  Biz Eyüp'e gittik. Daha önce gördüğüm, Eyüp Sultan türbesi ile ilgili geçen yazımda yazdığım olay, disiplinini yitirmiş neyse ki yine kadın erkek ,ayrı ayrı giriş ama içeride herkes istediği gibi duasını ediyor, neyse Allah kabul etsin diyip, geçeyim.

Biraz zaman geçirdiğimiz İstanbul'un bu güzel köşelerinden yine aynı yolla döndük, Karaköy'de bir yemek molası verdik. Sonra yine vapurla bu kez Karaköy-Kadıköy hattı.Arkasından Kadıköy-Tavşantepe metro istasyonu..
AVM otopark ve en nihayet evim evim güzel evim modu:))
Yani sanırım İstanbul'da bir gezmeye gitmek  ,yollarda geçirilen çokça saati göze almak demek.Gittiğiniz yerde ancak şöyle bir soluklanma vakti kalıyor insana.
Eve gelince de tabi ''canım evim, bi yorulduk sorma'' oluyoruz.

Özüm Çocuktur



Geçtiğimiz günlerde yazdığım gibi, temmuz ayı içerisinde okuyacağım diye aldığım kitapları bitirdikten sonra bir değerlendirme yaptım.Hangisini, tekrar oku deseler, okurum?Ve beni en çok etkisi altına alan kitabın;
Fakir Baykurt'un ''Özüm Çocuktur'' isimli hayat hikayesinin ,çocukluk kısmını anlattığı roman tadında kitabı olduğuna karar verdim.
Nasıl güzel bir anlatım, nasıl güzel, dürüst, doğal ,dümdüz hikayeler.
Fakir Baykurt Akçaköy'de geçen çocukluğunu ,hayallerini, kardeşlerini,annesini,babasını, komşularını öyle güzel anlatmış ki 30'lu 40'lı yıllarda köylerinin ve komşu köylerinin halini ,Tahir'in gözünden öyle sahici anlatmış ki yaşamış, görmüş gibi oluyorsunuz.
Sanki yanı başına çömdüğünüz dedeniz ,size çocukluğunu anlatıyor.
Bana bunu hissettirdi, elimden bırakamadım.Kısa kısa anılar; kimi komik, kimi trajıkomik, kimi acıklı, kimi hüzünlü, kimi sizi öfkelendiren,vay be dedirten hikayeler.
Fakir Baykurt'un hayatını kaleme aldığı sekiz ciltlik serinin diğerlerinde gözüm şimdi,onları da ilk fırsatta okumaya çalışacağım..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...