Pastane Poğaçası



Yine şöyle güzel bir poğaça tarifi vereyim ,haftasonu  çaya ya da okula gidecek çocukların
kahvaltılarına düşünürsünüz belki.
Malum benim çocuklar halleri hatırları sorulduğunda bana;
 ''ay aman ne çocuğu kocaman adam oldu, kocaman kız oldu'' hallerine geldiler çok şükür.
Şimdi ikisi de gurbette.
Kızım İstanbul'da yaşamamıza rağmen ulaşım garabeti yüzünden yurda yerleşti.
Oğlum ise Bursa'da onun bunun bir şeysi olmayan , temiz pak, sağlıklı,
uygun yurt yokluğundan bu yıl bir arkadaşıyla ev tuttu.
Kalbim her ikisinin yanında atıyor,
Daha bir hafta olmadı ama pek bir özledim ki konu bir poğaça tarifinden
hoop çocuklarıma geldi dayandı.
Nerede kalmıştım, malzemeler de;

 *1şişe maden suyu,
 *1/2 çay bardağı zeytinyağ,
 *4 su bardağı un,
 *1 tatlı kaşığı tuz,
 *1 paket kuru maya,
 *yarım paket eritilmiş tereyağ..
 *yumurta sarısı üzeri için (akını iç malzemenize karıştırın ziyan olmasın..)

 *iç malzemesi peynir, patates yahut kıyma..


Dört su bardağı un, bir paket kuru maya, tuz karışımı,
yarım çay bardağı zeytinyağ ve maden suyu ile ıslatılarak yumuşak bir hamur yoğurulur.
                                                                                        
Yoğurulan hamur 4 peziye ayrılır. Pezilerden bir tanesi servis tabağından büyücek açılır,
üzerine eritilmiş yağ sürülür.

 Diğer pezide aynı büyüklükte  açılır diğerinin üzerine yayılır onun da üzerine yağ sürülür.
 Sonra bu  üstüste konulmuş iki hamur bir ucundan başlayarak  içe doğru kıvrılarak
uzun bir şerit elde edilir.
Diğer iki pezide bu işlemden geçirilir .

Şeritlerden iki üç parmak eninde parçalar kesilir , bu parçalar merdane ile poğaça yapılacak büyüklükte açılıp içine harcı artık allah ne verdiyse peynir, patates ya da kıyma konulup
D şeklinde kapatılır.

Üzerine yumurta sarısı sürülüp 180 derece önceden ısıtılmış fırında 20 25 dakika kadar pişirilir.

(Böyle yazarken anlatması zor geldi ama aslında yapımı kolay ,
aşamaları da fotoğraflasaymışım keşke..artık bir dahakine)

haşimato da kimmiş??

efendim haşimato değil o ''Hashımoto'' Akhıra Hashımoto.
Kendisi japon bilim adamı.
Bu hastalığa da 1912 yılında tanısını koymuş adını vermiş.
Neymiş bu ilginç, Hashımoto tiroiditi, isimli bağışıklık sistemi hastalığı derseniz,
ben şöyle anladım;
vücudun kendi dokusunu düşman belleyip yok etmek için antikorlar üretmesi.
Hashımoto da antikorlar tiroid bezine saldırıp onu tahrip ediyorlar, iltahaplandırıyorlar.
Bez zamanla iyice küçülüyor,tiroid hormon üretemez hale geliyor.
Genellikle biz kadınlarda görülme oranı daha sık , üstelik genetik olabiliyor.
Başka hastalıkları tetikleme olasılığı var, çaresi yok.
Yani Japon adını vermiş, çaresini bulamamış!!..
Sadece tiroid bezi yetmezliği için kullanılan ilaçla durumu idare ediyorsunuz.
Sabah aç karnına alınan bir ufacık hap..
Neyse derdini de seveceksin
yoksa çekilmez ..







''-Endişeli misin?
 -Faydası olur mu? ''

''Casuslar Köprüsü'' filminden..

                                                Hepimize sağlıklı, mutlu , kazasız belasız
                                                         bir bayram tatili dilerim.
                                                          Bayramınız kutlu olsun.
DUYDUK Kİ SIRA BİZİM SAHİLE GELMİŞ.
UMARIM BÖYLE BİR İŞGÜZARLIK OLMAZ..
YETER ARTIK DENİZ DE Mİ BİTSİN...

beyaz çikolatalı browni

 
Bu aralar ağzımızın tadı bari yerinde olsun diye bir tarif yazmak geldi içimden..
Üstelik kızım pişirdi...
Buyrun malzemelere;
 
*125 gr tereyağ
*4 yumurta,
*200 gr bitter çikolata,
*200 gr beyaz çikolata,
*1 su bardağı toz şeker,
*1/2 su bardağı un,
*2 çorba kaşığı kakao,
*1 paket vanilya,
*bir tutam tuz..
 
Tereyağı bir ufak tencerede eritilir.
Eriyen tereyağını ocaktan alıp içine bitter çikolatalar ilave edilip, erimesi sağlanır.
Soğuması beklenir. Ilınınca başka  bir kaba alınıp içine dört yumurta kırılır,
mikserle iyice çırpılır. Çırpma devam ederken 1 bardak tozşeker ilave edilir.
Kuru malzemeler un+kakao+vanilya+tuz karışıma ilave edilip kaşıkla karıştırılır.
En son küçük parçalanmış haldeki beyaz çikolatalar ilave edilir.
Soğuk fırına verilip, 160 derece ısıda 20 dakika kadar pişirilir.
 
Şahane bir browni..
Tatlı severlerdenseniz kesin tavsiyemdir..
 
 
 


az gittik uz gittik..

Bu devasa şehirde o kadar büyük bir kalabalık içinde yaşamaya başladık
o kadar çok göç aldık ki  düşünüyorum bu kadar insanın yaşaması
için gerekli alt yapı nasıl yeterli olacak, ulaşım nasıl olacak en kötüsü nefes alacak
hava kalacak mı? Bir gün  gözümüzü şenlendiren tek manzaramız olan
denizimiz  bile bitecek mi?..
O nedenle öyle ya da böyle , bu dolmuş taşmış şehir  için yapılan
her türlü yol su elektrik yatırımını desteklemek durumundayız ,diye düşünüyorum.
Yeter ki  çözüm odaklı olsun rant odaklı değil.
Boğaziçine takılan 3. inci gerdanlık ,Yavuz Sultan Selim Köprüsünü görelim bir
dedik. Normalde hiç yolumuzun düşmeyeceği bir yönde ama yaşadığımız
şehir burası biz de bir görelim, köprüden geçelim dedik .

Çok fazla bağlantı yolu olmadığından, en yakın giriş yolu olan Çekmeköy'den  girdik yola .


 Git git bitmeyen uzun uzun yollardan geçtik .Gerçekten yemyeşil ormanların ortasından
hunharca girip otobanları yapmışlar. İçim acıdı onca yeşile nasıl kıymışlar diye.
Sanırım daha da kıyılıp şehrin karadenize doğru büyümesi düşünülmüş.
Çünkü bu yolların etrafı eninde sonunda dolar , örneğini 2. köprü etrafında gözlerimizle
gördük, görüyoruz.
Neyse nihayet gişeleri görünce hah dedik tamam geldik. Ama yok ..Daha bayağı
bir yol gittikten sonra uzaktan köprünün direkleri göründü.






Devasa bir köprü,


Köprüden ilk çıkıştan çıkınca hemen Kilyostasınız. Güzel duygular uyandırmıyor değil,
Bir tarafta Karadeniz, bir tarafta Boğaz ,uzaklarda İstanbul silueti..
Gereksiz değil kesin şart olan bir köprü ama buralara mı yapılmalıydı bilemiyorum.
Bozulmamış bir bu cennet köşeler kalmıştı, şimdi buralarda tıklım tıkış dolar artık..
Bizim geçtiğimiz gün köprü ücretsiz olduğundan çoğunluk bizim gibi meraklılardan oluşuyordu.
Hatıra fotoğrafları çektirmek için köprü üzerinde hemen herkes durmuştu.
Bizde durduk mu, tabii ki..
Bir daha bu köprüden bu kadar sakin ve boş trafikte ,
ücretsiz geçmek mümkün olamayacağı için
bu anı  hatıralara kazımak için fotoğraf şarttı:))

(Akşam haberlerde duyduk ki geçiş ücretleri Çekmeköy- Fenertepe arası 20 TL,
Dönüşte de 30 TL imiş..Anlaşıldı, artık sadece İstanbul'da yaşamak değil ,
transit geçmek bile çok pahalı ya hu...)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...