#Ağaç Ev Sohbetleri 62; Eurovision Şarkı Yarışması

  Ağaç ev sohbet konusu Andromeda (yazısı burada tık tık tık) dan geldi.

Eurovision Şarkı yarışmasına yeniden katılsak, kimi göndermek isterdiniz?



Biz çocukken apartmanda Örovizyonculuk oynardık. Nenelerimizin lastikli ,çiçek desenli basma uzun etekliklerini giyer, sarkan eteklerini belimize tuttururduk. Evden gelen yemeniler, eşarplar boyna kollara sarılır, şık bir sahne kostümü olur, ele alınan saç fırçasıyla da mikrofon yapardık. Merdivenlere oturan seyirci arkadaşlar, genelde daha küçük kız kardeşler, mahallenin diğer çocukları, tempo tutar, sahnedeki şarkıcı apartmanın eko görevi yaparak yankılanan holünde şarkıların nakaratını neşeyle söyleyip dururdu. Çocukluk işte, o zamanlar ''örovizyon'' çok önemli bir yarışmaydı. Günlerce konuşulur, kimin seçileceği milli mesele halini alırdı. ''Seninle Bir Dakika'' Semiha Yankı ile yıllarca dillerde dolandı.Hele ''Amaan petrol,canıım petrol..'' ile Ajda Pekkan'ın kıvrıla kıvrıla dansları unutulur gibi değildi. Petrol o zamanlar/ve hala/ mühim hadiseydi, Ajda  bunun farkındaydı. Bülend Özveren'in güzel sunumları ile Tv'lerde merakla izlerdik. İlk zamanlar sadece bir şarkı yarışması idi. Özellikle renkli TV ilk çıktığında ,kıyafetlerin rengi , saç makyaj ,dekorlar falan nelere dikkat kesilirdik çocuk aklımızla. Evet renkli televizyon sonradan geldi ülkemize herşeyde olduğu gibi. Başka zamanlardı, bambaşka. Tüm ünlü sanatçılar bir kere şansını denedi. Düşünün Ajda Pekkan bile.Ama nedense yarışma için seçilen parçalar hiç beğenilmiyor, mesela bir ''Opera'' şarkısının hakkı yeniliyordu! Dostumuz mu kalmamıştı yoksa bizim seçtiğimiz yüksek kalite şarkıları, Avrupalı dinleyici anlamıyor muydu. Çözemedik. Zaman uygun şarkılar yapıp yolladık, falan ,biraz olur gibi oldu,ünlü sanatçı gönderdik ı-ııhh olmadı. Neyse sonra bir birincilik elde ettik..1975 yılında başlamıştık katılmaya 2003 yılında ''Everyway That I Can'' isimli İngilizce parça ile Sertap Erener birinci olabildi. Onca Türkçe şarkımız kaale alınmazken ,ingilizce ile yapılan ilk parça ile hoop 1. olduk. Sonraki yıllarda bu ingilizce işi tutunca yabancı şarkılarla katılma işini arada denedik, Puanlamada eh işte biraz fark ediyordu. 2004yılında bizde yapıldı Örovizyon şarkı yarışması. Güzel bir sahne falan kuruldu ki meğerse onu da genelde tüm ülkelerde aynı şirketler gelip hazırlıyormuş. Sonraki yıllarda yine hüsranlar oldu. Baktık sonra ,yavaş yavaş şarkı yarışması politik bir yarış haline gelmiş,lisan da işe yaramıyor. Önce birbirine ''dost'' ya da komşu milletler yarişmada karşılıklı yüksek puan vermeye başladı, sonra ayrışma iyice çoğaldı. Bu arada katılan ülke sayıları da gittikçe artıyordu. Olay Örovizyondan çıkıp neredeyse dünya çapında hale gelecekti ki biz katılmama kararı aldık.  Biz de eskisi kadar popüler değildi artık e bir kere de birinci olmuştuk nasılsa. Doğru düzgün şarkı da seçip yolladığımız yoktu. Yani işte akılda kalan şarkıları düşünün. 2013 yılında da bu yarışmaya katılmaktan vazgeçtik.

Vazgeçmeseydik kim gitsin isterdim? 

Ben popüler şarkılar/şarkıcılardan yana kullanırdım oyumu. Bu bir yarışmaysa kuralına göre oynamalı, ne geçerli ise,ne beğeni topluyorsa ona göre bir eser ve yorumcu seçilsin isterdim.Güzel bir Rap şarkı bile yapabilirler mesela. Ama şimdiki zamanda yine aynı heyecanı yaşatır mı? derseniz, ''Asla'' derim. Futbol derbilerinin bile heyecanı kaçan memleketimde ,Eurovısıon ,heyecan yaratacak!! inanmam ,olmaz..

Ekim okumaları..

 

Afife Jale; hayatının bu kadar acıklı bir öyküsü olduğunu bilmiyordum. Sahneye çıkan ,çıkma cesareti gösteren ama arkasına bakınca kimseyı göremeyen ilk müslüman Türk kadın tiyatro sanatçısı. Bestekar Selahattin Pınar'ın ilk eşi. 

''Bir bahar akşamı rastladım size,''

diye adına besteler yapılmış bir kadın. Selahattin Pınar'ın daha sonra evlendiği eşi,bir söyleşide, Bestekarın şarkılarının çoğunu Afife Jale için yazdığını anlatmış. Büyük aşkları ile karşılaşmış lakin hiçbirini tam yaşayamamış bir kadın.Hazin bir hayat öyküsü. Büyük ideallerle başlayan ,akıl hastanelerinde ,yapayalnız son bulan bir yaşam.


Karlar Ülkesi ve Kiyoto 

Nobel Edebiyat ödüllü Japon yazar Yasunari Kawabata'nın  iki eseri. 

(1968 Nobel Edebiyat Ödülü) Karlar Ülkesi'nde geyşaların hayatından kesitler var. Tokyo'da yaşayan Şimamura ,kaplıcalar için dağlık bir bölgede bir kasabaya gider. Kasabada tanıştığı Komoko ile aralarında başlayan ilişkiyi ,Yoko isimli başka bir kadına duyduğu derin hayranlığı ve kaplıcalar bölgesinin güzelliklerini anlattığı Karlar Ülkesi isimli eseri yazar,tam 12 yılda yazmış. Komoko isimli karakter gerçek bir Japon Geyşa kadından esinlenerek yazılmış yazar tarafından.

Kiyoto ; Türkçemize Kiraz Çiçekleri olarak çevrilmiş. Bendeki Nihal Yeğinobalı çevirisi ile eski bir baskı. Çieko isimli genç bir dokumacı kız ve ailesi ile ilgili bir kitap. İki dokumacı aile çocuklarını evlendirmek istiyorlar. Çieko'nun babası kızını vermeye kıyamıyor, damadı evlatlık olarak alalım diye düşünmeye başlıyor. (ilginç bir adetleri varmış Japonların, kızı vermek yerine damadı evlatlık almak) Bu arada kızın babası kumaş desen tasarımları ile ilgileniyor ve yeni desenlerle klasik desenler arasında bocalayıp duruyor. Kitapta bolca ağaç, çiçek, doğa anlatımı efsaneler,Japon Şenlikleri, dini inançları, aile kültürleri anlatılmış. Ve ''Obi'' yani geleneksel Japon kıyafetlerinin  en göz alıcı kısmı. Bele sarılan obilerin 3-4 metre arasında uzunluğu varmış. Kat kat sarıp, erkekler sırta bağlarlar, kadınlar ise büyük bir fiyonk yaparmış. Hem erkekler, hem kadınlar tarafından kullanılan obi ne kuşak ne kemer, japonların kıyafetinin desenleri, kumaşı, kalitesi ile farklı ve önemli bir parçasını teşkil edermiş. Kitapta da işte bu obinin ayrı bir yeri,ayrı bir önemi var.

Not: İlk defa okuduğum Japon edebiyatına ait bu iki eser özellikle çevre ve doğa anlatımları, farklı kültürel özelliklerinden bahsettiği Japon ailesi ,kadın/ erkek,dostluk,arkadaşlık ilişkilerinin anlatımı ile oldukça ilgi çekici geldi. 



Hastalık çok yayıldı:(

 Bu sabahın en güzel whatsapp mesajı;

''Anne testimiz negatif çıktı''..

Test sonucu bir günde çıkmış oldu. İçime sular serpildi./nereyekadar/ Gerçi herhangi bir belirtisi yoktu ama olsun işte. Yaklaşık otuz kişiler, 3 kişide pozitif çıkmış.İkisi çok yakın çalışan ve hasta olduklarını farketmeyen, bir tanesi olayı hasta olarak ,belirtili farkeden. Bir de esas acaba mı? dedikleri kişi vardı,o kişi de negatif çıkmış, mesela. Bu yazıyı yazarken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da Corona hastalığına yakalandığını öğrendim. Kendi videosunda, çarşamba test yaptırdığını ,negatif olduğunu, fakat iki gün sonra ateşlendiğini ve pozitife döndüğünü , anlatıyor. Hastaneye yatmış. Geçmiş olsun.

Neyle karşılaşacağımızı bilmediğimiz bir meret bu. Tam anlamıyla ferahlamamamın sebebi işte tam da bu. İnsanlar çalışıyor, toplu taşımaya biniyor, dışardan yemek zorunda kalıyor vs.(Ki İBB Başkanı gibi adamlar çok sıkı tedbirlerle yaşıyorlardır eminim )  

Sonuçta maskenizi sıkıca taksanız bile bir yerler  çıkarmak zorunda kalabiliyorsunuz, o eller mutlaka ağıza yüze gidiyor, siz  maskeli olsanız da karşınızdakinin takıp takmadığı, kiminle temas halinde olduğunu bilmiyorsunuz. Yani işimiz artık şansa kaldı. ''Tedbir bizden takdir Allah'dan'' a bağlayabilirim özeti.

Not:Korona test yapıldıktan sonra e-nabız dan korona testi sonucunuzu öğrenebildiğiniz bir uygulama yapmışlar, verdikleri barkodla sonuç bir gün sonra öğrenilebiliyor. 

corona kapıya dayanmışken..

   Bu sabah ıvır zıvır ne varsa yaptım. Sabah uyku tutmadı, erkenden kalkınca vakitte ağır ağır geçiyor. Arafta yaşıyor gibiyim. Akşam yemeğimizi yedik, mutfakta bulaşıklar toplandı falan, dizi seyrediyoruz. Telefon çaldı. Geç vakit değil ama bizim kız ,öyle önemli bir şey olmazsa ,belli bir saatten sonra aranmayacağını bilir. 

-Annecim, dedi ,kötü haber. İşyerinde bi çalışanın korona testi pozitif çıktı.

İki gündür işe gelmiyormuş, ateşlenmiş adamcağız, yaptırdığı test pozitif çıktı, diye haber verince ,hepsi panik halde ne yapacaklarını düşünür olmuşlar. Bugün test yaptıracaklar. Bu testleri özel hastanelerin çoğu, artık bir hastalık belirtisi yoksa yapmıyor. Devlet hastanesine gidecekler. Evde de maskeyle oturuyorlarmış. Zaten ev arkadaşı da ünlü bir markanın fabrikasında çalışıyor, kızcağız da her hafta bir bölüm karantina nedeniyle kapalı,diye anlatıyor ve yarı zamanlı evden çalışıyormuş. Kızımın bir okul arkadaşı daha geçen gün pozitif çıktı. Ateşlendi, öksürük falan. Onunla bir aydır görüşemedik diye ,içini rahatlatırken işyerinden patladı olay. Bu aralar çevremden o kadar çok duyar oldum ki.  

Bakalım sonuç ne çıkacak. Ama bu gri İstanbul sabahında içim sıkkın, yüreğim daralıyor. Korona kapıları zorluyor.


Not:Maske çok çok önemli. Burnumuzu maskenin altında tutmaya alışalım/çalışalım. 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...