yeni diziler..

İstanbul böyle serin mi serin ,yağışlı mı yağışlı bir temmuz ayı geçirince yine
diziler evde kurtarıcı oldu. Yaz ayları yabancı dizi ayları oluyor bizde.İşte son günlerde ilk sezonlarını izlediğim ,2019 yapımı yeni iki dizi;

Dead to Me

Jen(Christina Applegate) eşini yakın zamanda bir trafik kazasında kaybetmiştir.İki oğlu ile birlikte bu ani ölümle başa çıkmaya çalışırken bir yandan da kocasına vurup kaçan araç ve sürücüsünü bulma çabasındadır. Üzüntüsünü atlatabilmek için bir yas grubuna katılır ve orada Judy(Linda Cardellini) ile tanışır. Judy ve Jen kısa sürede yakın arkadaş olurlar.Lakin Judy'nin, Jen'i ilgilendiren ve ondan sakladığı, büyük bir sırrı vardır...

(İki kadının dostluğu sandığımız olayın sonu, değişik yerlere varacak, ilginç,etkileyici,akıcı bir dizi.Umarım 2. sezonuda yayınlanır.Çünkü heyecanlı bir yerde final yaptı.)

What/İf

İlaç sanayinde devrim yapacak bir buluşun peşindeki bilim insanı Lisa (Jane Levy),eski beyzbolcu  kocası Sean(Blake Jenner) ile yatırımcı arayışı içindedir.Çoğu firma bu buluş için para vermeyi kabul etmezken karşılarına zengin ,gizemli yatırımcı Anne(Renne Zellweger) çıkacaktır. Anne Lisa'nın şirketine destek karşılığında Sean ile bir gece geçirmek ister.Bu gece neler olduğu konusunda Sean eğer Lisa'ya birşey söyleyecek olursa, firmanın tamamına el koyacağı üzerine bir anlaşma yaparlar.
( Renne Zellweger'i bir dizide izlemek hoş. İlginç konusu olan bir dizi.)


 ......

benim ağaçlarım.

ODTÜ'de yurt yapımı için kesilmek istenen kavakları ve ağaçların  kesilmemesi için 55 gün nöbet tutmuş ODTÜ'lü öğrencilerin, gözlerinin yaşına bakmadan kesilen kavak ağaçlarını, izlemişsinizdir.Haberlerde, sosyal medyada yer aldı.
Bazıları kesildi ağaçların , ruhsatsız olduğu söylenen inşaatın durdurulması ile bir kısmı ,şimdilik, kurtuldu .
Ekmekçi Kız kendi blogunda ,bu olay üzerine hayatındaki ağaçları anlatmış.
Bende yazıyı okurken hayatımda aklıma gelen ağaçları düşünüyordum.
Evet hayatımızda aklımızda yer eden ağaçlar var.

Mesela ilk aklıma gelen, dedemlerin mahalledeki iğde ağaçları oldu.İlkokul bir yada ikinci sınıftayken kısacık boyumuz yetmez ,ufacık taşlarla minik kahverengi iğdeleri düşürmeye çalışırdık.
Mahalledeki parkta çınar ağaçları vardı. Korkardım biraz ama yine de diğerleri çıktı diye, dallarına tırmanmaktan geri durmazdım.
Parka çok güzel akasya ağaçları ekilmişti ve çiçekleri şahane kokuyordu.
Sonra lise yıllarımda ,Ankara'da yol boyu uzanan koca çınarların sonbaharda düşen altın rengi yapraklarını hışırdatarak yürümeye bayılırdım.


Yazlıktaki zeytin ağacımız hastalandığında ne kadar da mutsuz olmuştum.
Yanından verdiği fidan tutsun ,o da kocaman bir zeytin olsun, nasılda dilemiştim.
İstanbul'da ilk oturduğum evin yatak odasının penceresi kocaman
bir mimoza ağacına bakıyordu.Şubat ayı geldi mi, baharı müjdelercesine öyle şahane kokardı ki. İlk kez mimoza ağacının kokusu ile o evde tanışmıştım.En şahane parfümlerden daha nefis bir kokuydu.
Ya bizim eski mahalledeki ıhlamur ağacının kokusu ,onu nasıl unuturum.
Bahar rüzgarları ile ıhlamur çiçeklerinin kokusu her yana yayılır, insana ayrı bir huzur verir.
Bir de küçükken yine dedemlerin bostanında, altında  üzerine tuz serperek  domates ve ekmek yediğimiz kocaman ceviz ağacı var.Hem de ne kocaman.Yaprakları yeşil, cevizi bol,gölgesi serin.Anneannemin elleri cevizlerin yeşil kabuklarını ayırmaktan simsiyah boyanırdı.
Babamın köyünde kalın dallarına salıncak kurduğumuz beyaz dut ağacını da anmadan geçemem .Yumuşacık, sulu dutlarının tadı hala damağımdadır.
Bir de daha çok çam ağaçlarının kurumuş iğne yapraklarından yaptığımız bilezikler,kolyeler en güzel takılarımızdı çocukken.


Çektiğim resimlere bakarken ne kadar çok ağaç resmi çektiğimi farkettim. Sonbahar,yaz, kış,bahar dört mevsim, kurusundan, yapraklısına  öyle çok çekmişim ki.
Dünya üzerinde gördüğümüz en güzel şeylerden; yeşil, çiçekli, meyveli ağaçlar.
 Ekmekçi Kız'ın dediği gibi hepimiz anlatalım ki ağaçsevmezler / ağaçönemsemezler/ belki biraz durur da düşünürler.
Bu ağaçlara kıymadan ,onları koruyarak da şehirleşme olmaz mı?
Hatta, daha güzel olmaz mı?
Var mı sizinde hatıralarınızda ağaçlar?

karşılıklı konuşmalar (yazı maratonu 6. gün yazısı)

Bugün diyalog yazacağız..
''Diyalog yazmamızın en kolay yolu ,pratik yapmak ve dinlemek''
:) Yani antenlerimizin açık olması.
Bu gün sokağa çıkıp bir yerde(parkda ,bankada, cafede vs. kulak kabartın gerçek diyaloglar nasıl oluyor?
Neyse ki fazla kalabalık değildi tren.
Boydon boya uzanan, birbirine bağlı vagonlarda, cam kenarlarına paralel dizili, plastik görünümlü mavi koltuklardan birine yerleştim.Sonraki her istasyonda kalabalık gittikçe arttı.Önüme genç bir çift geldi,Bir yerden dönüyorlar belli ki. Bindikleri istasyondan itibaren ,erkek devamlı muhabbetteydi .Yorgun görünen hanımdan fazla yüz bulamayınca ;
-Ya bi babamı arayayım,dedi.
Bir eli yukarıdaki tutamak da asılı ,diğer elinde telefon,
,----
-_n'aber baba ,alo,n'aber..
---
--Babacım niye arayım?, öylesine aradım,nasılsın ,diye..
---
--Yok yok araba istemiyorum,ne arabası?? napıyorsun diye, aradım.
---
--İyi miisiin, n'apıyorsun,nasıl dükkanda işler(ses tonu baya arttı)
...
-tamam baba, tamam ,hadi sonra görüşürüz.Tek eli tutamaktan çekip ,telefonu kapattı.
 Dur dedi yanında sessizce duran kadına.
-annemi arayayım , anlamadı babam,niye aradım diye de ,meraklanmasın.
Yine bir eli tutamakda asılı,rahat bir şekilde telefonda annenin numarası tuşlandı.
-anne naber,
----
-kocanı(!!) aradım, duymadı beni.Söylesene ona ,taksın kulaklığını,iyice
gitmiş kulak..
---
----
-Araba mı istedin diyor.(orada bir gülüşme)
------
-Dükkanda değil mi?
----
---
-tamam annem ,görüşürüz ,öptüm,gelinin de selam söylüyor öpüyor.
Hanım onayladı başıyla.
Bizim babası kulaklık kullanan ama hala işyerinde çalışan ,annesi ile birlikte babasını çekiştiren delikanlı ,bu kez dur ablamı da arayım ,dedi, hanıma.
--Ablacım n'aber, nasıl benim yeğenler.
---
-Ya abla ne gerek var, sende paraları savuruyorsun,valla.
----
-Yani sen hiç kilo almayacaksın ama bebekler kilo alacak,bu diyetle
öyle mi?
---
Nasıl oluyor ya ilginçmiş?
----
-Zararı olmasın bebeklere..
---
-Diyetisyen mi doktor mu bu kadın, anlamadım..
--------
 --------
hııı,evet çıktık eve gidiyoruz
---
-Enişte nasıl enişte,
--
-uğrarız bir akşam.Onun da selamı var, öpüyor.
Hanım yine başıyla onayladı.

-Öptüm ablam, kendine iyi bak ,hadi az kaldı az ..

Baya bir dinledi, yine öpüş koklaş ayrıldılar.
Sonra dönüp yan kapının demirine yaslanmış, tıngır mıngır yolculuk eden hanıma anlattı olayı;
-yeni doktor bulmuş ,ikizler kilo alacak ama bizimki almayacakmış.
Hanım,şimdiye kadar ilgisizdi ama konu görümce olunca , laf etmeden geçemedi;
-Tek derdi şişmanlamamak, nasıl şey ya.Yazık çocuklara.
-Yok ya, diyetisyenmiş işte ne yiyip ne yemeyeceğini ,ona listeleyecekmiş falan.
Baktı ki gelin/ görümce olayının içinde kalacak ,akıllı çocuk, konuyu değiştiriverdi:
-Neyse neyse, bırak ablamı da şu bizim ortak, çok surat ediyor, yemeğe çağıralım şunu.Sen ara ama.Bu hafta sonu ayarla işte, hatta kankaları da davet edelim.
- olur da niye ben arıyorum ,tüm gün berabersiniz,söyleyiver.
-Yok olmaz senin çağırman lazım, arama mesaj atıver,gelsinler cumartesi işte.
.....
  Benim Diyalog yakalama görevim burada bitti. Bir kısmı tek taraflı diyalog gibi oldu galiba ama neyse .İneceğim istasyona geldik.
 Onlar daha ileride ineceklerdi, artık sonraki diyaloglar diğer yolculara kaldı.

Gördüğünüz şeyler(Yazı maratonu 5.gün)

"Gözümüzün önünde duran ,ama bizim hiç görmediğimiz o kadar çok şey var ki.
İşte bu gün herhangi bir yer seçip oturduğunuz yerden ne görüyorsanız onu yazın.
Tek bir yerde oturun ve ne görüyorsanız onu yapın.hatta bunu beş on gün tekrar edin.
Algılarınız açılacak ve görmediğiniz ne kadar çok şey olduğunu farkedeceksiniz"..
mesela şu an tam ayaklarımı uzattığım pufun önünde ,dörtgen bir orta sehpa duruyor.Eve taşındığımızda marangoza yaptırmıştık.Eşyalarımızı parti parti aldığımızdan ,koltuklarımıza uygun sehpa bulamayınca ,tv altlığı ile takım olsun istedik ve ailemizin marangozuna sipariş ettik.Ailemizin marangozu diyorum ,çünkü neredeyse tüm ahşap mobilyalarımızı yapan kişi kendisidir.Gelelim sehpaya ve üzerinde akşamdan kalanlara.
Sehpanın üzeri bu sabah dağınık ,yine.Uzak gözlük kabı ve siyah gözlük bezi büyük yeşil cam kasenin içerisinde duruyor.Gözlüğünü sık sık fısfıs sıkıp sildiğinden, sehpadan mutlaka o gözlük bezi durur.
Hep beyaz olan gözlük bezinin de siyahını ilk kez gördüm bu bezle.
Kumandalar yine sehpanın muhtelif köşelerinde.Biri TVnin ,biri ses düzeninin, bir diğeri uydu kanalın.
Bu gün farklı olarak ,ruj boyutundaki serinleten jelde ortada kalmış.Bir çeşit ilaç.
Böcek, sinek ısırmalarına çok iyi etki eder.Ufak tefek yaraların üzerine sürüyorsunuz kaşıntıyı engelliyor.Sanırım gece ,yatmadan önce sivrisinekler yemiş kocamı.Yayvan cam kasenin altına serili krem rengi bürümcük şifon örtü her zamanki gibi düzgün değil,yana kaymış.
Bir köşesinde yarıdan kırılmış küçük plastik gözyaşı ılacı  çöp kutusu yerine orada bırakılmış duruyor..
Ve ben ayaklarımı puftan sehbapaya doğru uzatmış bunları yazıyorum.
Sanırım ortalığı toplama zamanı gelmiş.
Bugünlük bu kadar..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...