toplanın, toplanın buraya..


Acemi doktorun eline düşmüş hasta bir türlü iyileşemiyordu.Doktor sordu;
     -dün verdiğim hapı yuttunuz mu?
     -hayır?
     -neden yutmadığınızı söyler misiniz?
     -Doktor bey, ben zaten sizin elinize düştüğüm günden beri hapı yutmuşum,
 bir fazla veya eksiğin ne fayda ve zararı var ki?

Biliyorsunuz Marmara bölgesinde 1999 yılında korkunç bir deprem felaketi yaşadık.
Henüz çocuklarım 2 yaşındaydı, şükürler olsun o günleri sağ salim atlattık ama atlatamayan,
tarifi mümkün olmayan acılar, kayıplar yaşayan insanlarımız oldu. Günlerce sokaklarda, arabalarımızda, boş arsalarda kurulan çadırlarda yaşadık.
Haa işte o zaman etrafta bir sürü boş alan vardı.
Sonra işte kamu binaları, okullar, hastaneler yapı olarak denetimden geçsin sağlamlaştırılsın diye günlerce tartıştı konu uzmanları.
Herkes deprem olup sahiller koşunca ve sahillerinde bir tsunami ile yok olabileceği bilinci yerleşince bu sefer boş alanlara ''Toplanma Alanları'' levhaları ve acil durum konteynırları konuldu.
Hani şu TIR kasalarındakilere benzer ,kapısında kocaman asma kilitli .Hatırlayan var mı?
Sonra onlarda sessiz sedasız yok oldu.

Artık bir afet anında toplanmamız gerekiyor mu, onu bile hatırlamazken,
dün benzinci çıkışında yukarıda resmini çektiğim tabelayı gördüm;

''TOPLANMA ALANI''                   
hala varmış!!
Benzinci  marketinin yanında, lastik ölçüm cihazının oralar.
neyse yan tarafta hastane,
tam karşısında da mezarlık var.

Bu da böyle bir felaket anında  hapı yuttuğumuzu gösteriyor sanırım..

(arasıra) Yüksek Hızlı Tren



Yıllar önceki trenlerle yolculuk etmenin zevkini bilir misiniz? Taka tuka taka tuka sesler, ara istasyonlarda peronlarda pişmaniye, haşhaşlı ekmek , simit satan satıcılar, üsten yarıya kadar açılan pencerelerden yüzünü rüzgara vere vere gitmeler. Koyu lacivert giysili, şapkalı kondüktörlerin tüm yolcuların inip binmesini kontrol edip keskin bir düdük sesiyle makiniste ''tamamdır'' haberi yollaması, elimizdeki kartondan ufacık biletlerin biletçiler tarafından vagon vagon dolaşıp delinerek kontrol edilmesi..Genelde ısısı ya çok sıcak yada bazen soğuk pulman koltuklu vagonlarda uzun uzun saatler süren yolculuklar.
Bu trenlerde pek çok kez yolculuk eden birisi olarak hızlı trenle yolculuk beni bir hayli heyecanlandırdı doğrusu. Biletlerimizi internetten rezervasyon yaptırdık önce. Koltuklara dikkat etmeniz gerekiyor çünkü vagonun yarı koltuğu düz istikamette yarı koltuğu ters istikamete doğru yerleştirilmiş.Ters gitme sıkıntınız varsa bunu göz önüne alın. Bilet fiyatları 85 TL gidiş dönüş alırsanız %20 indirimli. Rezervasyon yaptığımız biletleri  daha sonra gidip pendik istasyondan aldık. İstasyon bizim oturduğumuz semte yakın olunca işler kolay. Sabah 7.30 daki tren için yarım saat önce evden çıkmamız yeterli oldu. Giriş kısmında kimliklerle biletler ,cici bici, gayet bakımlı,
saçlar makyajlar yapılı kızlar tarafından kontrol edildi, bagajlar Xray dan geçti.
Yolcusunu yolcu etmeye gelenler orada vedalaştılar,
perona girip öyle el sallama falan yok maalesef:(
Oysa  güzel bir duygudur birilerinin yolcusunu vagonlara el sallayarak uğurlaması ya da karşılaması..

Tren tertemiz, koltuk araları mesafesi çok rahat.Dizleriniz ön koltukla yapışık gitmek zorunda
kalmıyorsunuz.Gayet rahat oturuyorsunuz yolculuk boyunca. Bagajlar için hem vagon girişinde yerler var , hemde koltuk üzerlerinde geniş kapaklı yerler ayrılmış.  Hızlı trenimiz tam vaktinde kalktı.Tüm istasyonlara tam vaktinde geldi, tam vaktinde de bizi Konya'ya ulaştırdı.
Trendeki monitörlerden sonraki durak yazısı, istasyonlara yaklaşıldığında da uyarı anonsu var.
Yalnız bu uyarı anonslarına rağmen dönüş yolumuzda tren Arifiye'den kalktığında arka taraftan biri koştura koştura;
''Ya hu inecektim ben yetişemedim, yetkili yok muuu?'' diye bağıra bağıra gelmez mi..
Ön tarafa doğru yandım anam diye koşturan yolcuya nasıl bir çare bulundu bilmem ama
tren tam gaz İzmit'e devam etti.
Bu olayın devamı bizim için Alacakaranlık kuşağı gibiydi
şöyle ki herkes aman inmiştir herhalde adamcağız derken, İzmit'den kalktı trenimiz.
Şaka gibi bu sefer genç bir öğrenci palas pandaras vagonda;
'' inecektim ben yaa'' diye yine ön tarafa doğru koşturmaz mı??
Herkes şok oldu, bu nasıl bir şey ,şakamı diye. Baktım yan koltuktaki teyze mantosunu giyip,
yanındaki kızdan ''sen benim bavulumu indiriver yavrum, kalmayayım bende diye
Gebze'ye kadar ,çantası kucağında hazır nizamda bekledi trenin durmasını.
Trende görevlilerce  yiyecek içecek satışı yapılıyor, çay kahve ne isterseniz.
Çubuk çay ilk kez gördüm, bence normal sallama çay daha iyi, termosla demli çay olsa
hepsinden iyi;
Tren ,bazen hızlı derken 100-150 civarı gidiyor ta ki Eskişehir'i geçinceye kadar.
Ancak Eskişehir Konya arası 250-255 hızı görebiliyorsunuz. Hissediyor musunuz? Hayır.
Otobuşten daha az sarsıntılı diyebilirim. Tam olarak tüm yolu bu hızla gidebilse sanırım
iki saatte İstanbul'dan Konya'ya gidersiniz. Şu anda 7.30 da kalkan trenle 12'de Konya
istasyonuna inmek de gayet güzel ve rahat bir yolculuk. Biz bir gece kaldık ama yaz aylarında
sabah 7.30 a binip ,gezip görüp akşam 17.45 le , 22.00 de İstanbul'da olma şansınız var.
Ha tabi İstanbul derken Pendik, sonrası hani karşıda falan oturuyorsanız,
ne diyim Allah kolaylık versin:))
Hep uçak hep otobüs olacak değil ya yurdun her yerine trenle de gemiyle de ulaşım sağlansa keşke.

(GERÇİ ŞU BANLİYÖ TRENLERİMİZİ KALDIRDILAR DAHA DA YAPAMADILAR YA
BUNU DA NOT ETMEDEN GEÇMEYEYİM.)
24 AY İÇİNDE BİTECEKTİ HANİ??



hep mi kader...

ağıtlar yükseliyor her gün yurdumdan.
o güzelim kız çocukları
ne yazsak içimizdeki duyguları bir anne olarak ifade edemeyiz.
üzgünüz demek yetmiyor,
Kaçan çocuklar yangın merdiveni kilitli diye
k a ç a m a m ı ş l a r..
Ne olursa olsun kime ait olursa olsun
onlar çocuk..
böyle denetimsiz yurtlarda bu çocuklar nasıl kalıyor..
Soru da soramayacak mıyız?
Ailelere sabırlar diliyorum..
Allah yardımcıları olsun.

kış menekşesi


 

 doların alıp başını gittiği, kriz geldi söylentilerinin ayyuka çıktığı, kar yağışı'' Balkanlar üzerinden
 şu gün geliyor çığırtkanlığı yapıldığı ,soğuk sislerle kaplı bir İstanbul kasım ayı sabahına daha uyandık. Savaş zaten kapımızda sürüyor,her gün içimizi acıtan haberler, itiş kakış.Daldaki kuş gibi
'çıt' sesine havalanıyor yüreklerimiz.
Bunlar benim balkona yeni ekilen çiçeklerim. Bir sürü üzücü şey arasında güzel bir şey paylaşmak adına resimledim. Neyin doğru neyin yalan olduğu karışmışken, bari evlerimiz başköşelerimiz riyadan uzak , huzurlu , mutlu ,neşeli olsun.
Sisli puslu da olsa güneşli havaların tadını bol bol çıkaralım.

Bloguma isim düşünürken ,daha çok yiyecek tarifi yayınladığım için
tatlı tatlı pişirelim, yiyelim içelim diye ilk aklıma gelen isim ;
yumuşacık ,beyaz ,uçuşan ,mutluluk veren tadıyla
pudra şekeri olmuştu..
     şimdi değişiklik zamanı.
Üstelik blogger bile kontrol panelinde değişim yapmış,
bende yaptım.
Hatta üst başlığı bizzat kendim hazırladım.
Bu işlerden hiç anlamayan birisi olarak
benim için büyük ve zevkli bir iş oldu..

volkanik poğaça


yani içinden malzemeler öyle bir fışkırdı ki
sanki peynir saçan bir volkanik dağ:)

*1 çay bardağı zeytinyağ
*1 çay bardağı yoğurt,
*2 yumurta (1 tanesi hamura 1 tanesinin akı peynire, sarısı üzerine)
*yarım paket kabartma tozu,
*1 çay kaşığı tuz,
*1tatlı kaşığı toz şeker,
*1 tatlı kaşığı sirke,
*3 su bardağı kadar un.
çaysızda olmaz ki..

özlüyoruz..

''Bir ulus kendi gücüne dayanarak varlık ve bağımsızlığını saptayamazsa; şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz.''    ATATÜRK

Bir AVM de fotoğraf sergisi açılmış 10 Kasım ile ilgili. Nasıl bir sevgi seli ile yolcu edildiği ile ilgili
siyah beyaz fotoğraflar. Evlerin çatılarına kadar  gözyaşı akıtan insan dolu. Bunca gün akmış altından
hala o günkü gibi üzülüyoruz, keşke öngörülerinin kıymetini daha fazla bileydik;




 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...